mira
"sonunda buldum seni!" dedi arın kantinde kahve alırken yanıma geldiğinde. akşam sahne alacakları için dördü öğleden sonra izin alarak prova için çıkmışlardı, eski sahne aldıkları kafede onları beğenen bir mekan sahibi bu akşam da onları kendi canlı müzikli kafesinde sahne almaları için onlara ulaşmışlardı. depoda pratik yaptıkları sırada arın ile onları videoya çekmiştik, bu videolar sayesinde internette yayılmaya başlamışlardı. bütün insanlar onları tanımalıydı, onların müziğinden kimse mahrum kalmamalıydı.
"arasaydın ya?" dedim kahvemi almış ilerlerken, arın da benimle yürümüştü. kantinde masalardan birisine oturduğumda arın da karşımdaki sandalyeye oturdu. bir kaç
gündür arın daha iyi gözüküyordu, kızarmış gözleri yerine o canlı gözleri geri gelmiştik. sarı dalgalı saçları ve eski gülümsemesi ile tekrar güneşimiz olmuştu.
"annem aradı," dedi arın aniden konuya girerek, ben de kaşlarımı kaldırarak ona baktım. "savaşla ayrılmama gerek yokmuş ama ayrılmış rolü yaparak eve dön diyor. babanı ben oyalarım anlamaz diyor ama ben kendimden kaçmak istemiyorum. tek derdimin babam olduğunu mu sanıyor?"
"anlamıyor," dedim öfkeyle. "kendinde kaçmanı istemek ne ya? oysaki çocukları olduğunda hep her koşulda seveceğiz derler. tamamen yalan. ege'nin dediği gibi istedikleri gibi olunca seviyorlar işte."
"ben de ona bunu dedim, babam ya da parası umrumda değil. ya ben sadece kendim olmak istiyorum! diyelim tekrar sakladım her şeyi, yine yalan söyledim babama. ne olacak? hep kendimden kaçacak mıyım? annem benim ciddi olduğumu anlamıyor. ona göre savaşla bir gün ayrılırsak 'düzeleceğim'. "
"düzelmek," dedim sinirden gülerek. "dünyada onca şey olurken yanlış olan biziz değil mi? kendinden kaçarak onca mutsuz evlilik yapan insan varken biz mutlu olmak istiyoruz diye suçlu muyuz?"
"anlamıyorum," dedi arın öfkeyle mırıldanarak. "insanları asla anlamıyorum."
bir kaç gün geçince artık okulda eskisi kadar konuşulmuyorduk. diğerlerini de pek umursadığımız yoktu, biz birlikte olduğumuz zamanlar başka insanlar umrumuzda olmuyordu. gerçek bir aile olmuştuk.
"bu arada sana bir şey daha diyeceğim," dedi arın onunla konuşurken içmeyi unuttuğum kahveyi içerken. arın kahvemden uzaklaş hemen. "ben eski yaptığım çizimleri sattım."
"evdekileri mi?"
"evet, almila getirdi."
"arın bu çok mantıklı!" dedim heyecanla. "sonuçta resim senin alanın ve bu alanda para kazanabilirsin!"
"ben de öyle düşündüm, elimden başka bir şey gelmiyor çünkü."
"savaş'a dedin mi?"
"delirdin mi? sonra hepsini kendisi satın alır."
arın güldüğünde ben de onunla beraber güldüm, kahvemi-artık onun kahvesi-içmeye devam ediyordu. savaş gerçekten bütün resimler satın alabilirdi. savaş, arın'a yardımcı olmayı çok istiyordu ve arın da bundan dolayı çok mutluydu ama bazen insanlar bazı şeyleri kendileri başarmak istiyordu. bazen kendimizinde güçlü olduğuna inanmak için tek başıma bir şeyleri başardığımızı görmemiz gerekiyordu.
"tanıdık var mı alanlardan?"
"kanka çok garip insanlar satın aldı," dedi arın telefonunu çıkarırken. "instagram üzerinden satıyordum, ilk başta iyi ilerledi. yağmur adında bir kız sevgilisine hediye aldığından bahsetti ben de o yüzden içine not yazmıştım. sonra ayaz adında birisi satın almış o da sevgilisine almış buraya kadar tatlıydı sonra burak diye birisi alırken 'ayaz allah belanı versin hep senin yüzünden' diyerek mesaj atarak o da sevgilisine aldı. ya yakın arkadaşlar ya da düşmanlar orayı çözemedim."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
orkide, gxg
Literatura FemininaYürek! Onu unutacağız! Bu gece - sen ve ben! Sen verdiğin sıcaklığı unutabilirsin - Işığı unutacağım ben! İşini bitirdiğinde, ne olur söyle Ki hemen başlayayım! Çabuk ol! Yoksa sen oyalanırken Ben onu hatırlarım! - Emily Dickinson [13.12.23-?]
