•43.Bölüm•

4.4K 240 2
                                    

Hepsi nasıl başladı diye düşündüğümde ilk anda aklıma Akın'ın aniden beni bırakması geliyordu. Bencil bir yapıda olduğumdan mıdır ilmem direkt Akın'ı suçladığım birkaç saat geçirmiştim ama en sonunda babamdan duyduğum 'Kimsenin emeklerini umursamıyorsun. Öylece bir boşlukta sallanıyorsun ve en çok da benim senin için yaptıklarımı heba ediyorsun.' lafının peşinden biraz daha geçmişe gitmiştim.

Akın'ın yarışını izlemeye gitmiştim. Kazandığında onu tebrik bile etmeden çıkıp gittim diye başlamıştı her şey aslında. Babamdan korkup gitmiştim ama telefon denen bir şey vardı. Takside eve gidene kadar yazabilirdim ama onun yerine kendi kendime babam bana nasıl kızacak diye kafamda elli senaryo kurup durmuştum.

Pekâlâ. En azından sorun bendeydi. Artık bunu biliyordum.

Ama sonra biraz daha geçmişe inmiştim. Bütün gecemi bununla geçirip yine ders çalışmadığımda hayat çok tanıdık gelmişti bana.

Geçen sene de böyle olmuştu. Yunus beni aldattı diye karalar bağlayıp kendi kendimi mahvetmiştim.

Gecenin sonunda bir şekilde yine suçlayacak biri bulmuştum. Yunus. Her şeyin sebebi oydu.

Onun yüzünden mezuna kalmıştım. Onun yüzünden babam bana kötü davranıyordu ve onun yüzünden Akın'la aramız bozulmuştu.

Tuğçe de bırakmıştı beni.

Mesajında demişti. Hem beni hem de kendini düşündüğünü söylemişti. Sonuçta o da benimle çalışıyordu. Bana yardım etmeyi deniyordu ama sürekli karşısında başarısız birini görmek onu da germiş olabilirdi.

Acaba dalga geçmiş miydi benimle? Bu netlerle Boğaziçi işletme istiyor diye üniversiteden arkadaşları ile oturup benimle dalga geçmişler miydi?

Ben geçer miydim?

Ben kendi kendimi yermekten başka bir şey yapmıyordum. O yüzden yapar mıydım yapmaz mıydım bilmiyordum ama zaten kendimi eleştirmekten başkalarına sıra geleceğini hiç sanmıyordum.

Dershaneye girdiğim gibi bana sabah mesaj atmış dershanenin psikolojik danışman ve rehber öğretmeninin odasına ilerledim. Zaten randevulu çalışıyordu. Sabah dersim olmamasına rağmen dershaneye gelme sebebim buydu.

Kapıyı tıklattıktan sonra içeri girdim. Hoca hemen karşımda duruyordu. Beni görünce gülümsedi.

"Hoş geldin Petek, otursana." dedi karşısındaki koltuğu gösterip. İkili koltuğa oturduktan sonra ona baktım.

"Randevu vermişsiniz bana hocam?"

"Evet. Neden olduğuyla alakalı bir fikrin var mı?" dedi. Yutkundum.

"Üç haftada iki kere koç değiştirmemle alakalı mı?"

"Evet."

Derin bir nefes aldığımda bilgisayarının ekranına baktı. Sonra tekrar bana baktı.

"Bir sorun var gibi gözüküyor Petek. Denemelerin en başlarda böyle değildi. Derslerin ameliyattan sonra çok fazla düştü. Ağrın falan mı var, bir türlü kendine mi gelemedin ne oldu bilmiyorum ama bu durum hiç parlak değil." dedi. Yutkundum.

"Bilmiyorum. Çok çalışıyorum aslında."

"Bazen çalıştığın süre önemli olmaz Petek. Oturup on beş saat boyunca geometri çözmek sana hiçbir şey katmayabilir. Kafan dolu gibi duruyor. Çünkü seni biliyorum ve sen gerçekten çalışkan bir kızsın." dedi. Yutkundum tekrar. Ne diyeceğimi bilememiştim. "Ama sorun bu. Sadece çalışkan değilsin normalde. Zeki de bir kızsın ama kafanda derslerin yerine belli ki bir sürü şey var ve ne kadar çalışırsan çalış bu bilgiler kafanda yer edinmiyor."

"Aslında denemeleri çözerken çok güzel geçiyor. Sonuçlar çok kötü geliyor..."

"Kafan farklı yerlerde çünkü. Değil mi?" dedi. Birkaç saniye sessiz kaldım. Sonra arkama yaslanırken odada dolaştırdım gözlerimi.

"Artık ders çalışmak bana yük gibi geliyor."

"Çok normal Petek. Mezun senesinde herkes böyle hisseder. On birinci sınıftan beri asıla asıla çalışıp üçüncü bir sene bir daha bu kadar ders çalışmak herkesi yorar."

"Ama hiç zamanı değil. Sınava az kaldı."

"Petek sınav haziranda. Daha şubattayız. Hem az hem de daha çok var sınava. Tamamen zaman yönetiminle alakalı bir şey bu." dedi.

"Aslında sözel derslerimin hepsi bitmişti. Notlarım falan..."

"En son edebiyat netin beş buçuk. Önemli olan bitirmek değil. Sözel dersler böyledir. Biterler ama sürekli tekrar isterler."

"Yapıyorum."

"Evet. Görüyorum. Yalan söylemediğine inanarak bütün programlarını inceledim ama en başta da dediğim gibi önemli olan yapıyor olman değil. İstersen her gün sistematik bir şekilde on saat ders çalış, kafandaki ders dışı şeyleri atamadığın sürece bunların hiçbiri işe yaramayacak." dedi. Sessiz kaldım. Gözlerimi yerde duran kilime indirdim. Çok saçmaydı burada bir kilimin olması. Herkes ayaklarıyla basıp duruyordu. Boşuna yerde kilim vardı. Çok gereksizdi. Bunu kim koymuştu?

"Erkek arkadaşın mı var?"

Aniden gelen soruyla kafamı kaldırdım. Rehberlik hocamız bana bakarken gülümsedi.

"Olabilir. On sekiz yaşında güzel bir kızsın. Bu dershanede bile haftada üç tane yeni çift beliriyor gibi. Şaşırmam çok. Erkekler akıl karıştırıcı olabiliyorlar."

"Hayır. Sevgilim yok."

"Ailesel bir sorun mu?"

"Hayır. Sadece beynim artık almıyor gibi hissediyorum. Bunu düşünmek de beni çok yoruyor ve bir şekilde aklımdan hiç çıkmayan tek düşünce bu. O yüzden bu haldeyim. Bilmiyorum."

"Bu çok yanlış bir düşünce ama bunu ben yanlış dedim diye düşünmeyi bırakmayacağını biliyorum. Sadece biraz toparlanmaya çalışmanı istiyorum. Önümüzdeki hafta olacak denemede en azından yirminci sıralara tekrar gelebilirsen hiçbir şey için geç olmaz. Seni otuzlardan bir kurtaralım da..."

"Yeni ders koçum belli mi?"

"Şu an boşta koçumuz yok. Sayı açısından sonradan ayrılanlar oldu. Bir kişiye birkaç öğrenci verdik ama en kısa sürede birini bulup senin için ayarlayacağım."

"Akın?"

"Akın? Ha Akın Çağlayan...Akın ayrıldı dershaneden. Dersleri çok sıkıştırıyormuş falan, normaldi."

"Anladım." dedim sadece. Sonra derin bir nefes aldım. "Başka bir şey yoksa ben gidebilir miyim?"

"Elbette. Ne zaman istersen benimle konuşmaya gelebilirsin."

"Teşekkür ederim. İyi günler."

"Sana da Petek." 

*

Yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayalım.

BOĞAZİÇİ |Yarı Texting (TAMAMLANDI)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin