2. Bölüm

2.4K 80 0
                                    

Ekranda gördüğüm siyah beyaz fotoğrafa uzun uzun baktım

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.


Ekranda gördüğüm siyah beyaz fotoğrafa uzun uzun baktım. Salim Bey, bugün sabah vefat etmiş. Gençliğinin bir kısmı Bozbeyli'de geri kalan kısmı da Almanya'da geçmiş. Onu evinde ölü bulanlar komşularıymış galiba. "Nasıl komşularmış ki merak edip bakmışlar. Biz ölüp kalsak evde, cenazemizi kaç gün sonra bulurlar kim bilir" diye düşündüm. Gerçi ben ölsem, bana ulaşamayan annem anında çıldırıp, eve ışınlanır. Bu belki de annemin kontrol takıntısının iyi bir yönü olabilir. Fakat ekranda gördüğüm yakışıklı adam zihnimi çok meşgul etti. Acaba hangi yıl çekilmiş bu fotoğraf? 1970li yıllara ait olmalı ama hangi yıla?

Yorum yapan Bozbeyli sakinleri cidden kafamda beliren her soruya bir yanıt veriyor sanki. Fotoğrafçı olduğu profilinde yazan Erkan Bey şu yorumu yazmış.

"Nur içinde yatsın. Bu fotoğrafın filmini getirdiği günü hatırlıyorum. Babamla beraber banyo yaptırıp biz çıkartmıştık. Çocuktum o vakitler. Hey gidi günler. 1977 yılıydı."

Ah, Erkan Bey. İçimi mi okudun be adam? Nasıl da buldum yılını.

Öylesine etkilendim ki Salim Bey'in gençlik fotoğrafından. Sanki bana gülümsüyor. Oldukça uzun boylu olduğunu fark ettim bile. Saçlarından bir tutam önüne düşmüş. Elleri çok dikkatimi çekti.

Eski zamanlardaki aşkların, insanların çok farklı olduğunu, herkesin daha samimi ve içten olduğunu okurdum her yerde. Gerçek sevgiler, dostluklar hep bu zamanlardaydı. Aşkı yaşamak bile bir başkaydı. Keşke o zamanlar doğsaydım. Belki de daha mutlu daha huzurlu olacaktım. Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Başım felaket ağrıyor. Nefesim düzeldi. Fotoğrafa bakarak uyuyakalmışım.

Rüyamda kollarım bacaklarım bir yere bağlanmış. Bir şeyler sıkıyor beni. Kaçmak şöyle dursun, hareket dahi edemiyorum. Başımdaki şiddetli ağrı, oradan, mideme doğru iniyor. Boğulacak gibiyim. Nefes alamıyorum.

Sabah erkenden uyandım. Kimseye görünmeden üzerimi giyinip, sessiz adımlarla dış kapıya yöneldim. Kimse henüz uyanmamış. Salona bir bakış attım. Babam yok. Nerede kim bilir? Boğazıma bir yumru oturdu. Acil onu bulmalıyım.

Sokak kapısını yavaşça kapatıp dışarı çıktığımda gün ağarmak üzereydi. Telefonu elime alıp babamı aradım. Cevap yok. Paniklemeye başladım. Asla böyle yapmaz. Hemen eve gidip üzerimi değiştirip onu bulmak zorundayım.

Anahtarı çevirip evime adım attım. Kapının önünde babamın ayakkabılarını gördüğüm vakit içime resmen su serpildi. Hemen içeri koştum. L koltuğumda babam ayaklarını uzatmış uyuyor. Üzerinde benim televizyon izlerken aldığım pike var. Sehpada gördüğüm alkol şişesi ve bardağını incelediğimde, şişenin bitmiş olduğunu fark ettim. Babam demek ki dün gece buraya gelmiş ve burada içip sızmış. Şimdi daha fazla sakinleşmeye ve ona sarılmaya ihtiyacım var. Yavaşça pikeyi kaldırıp başımı göğsüne yasladım. Ayaklarımı da koltuğun öteki kısmına uzattım.

AŞKIN ZAMANSIZ YOLCULUĞU ❤️Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin