“On Bin Kadim Irkın soyu!”
Bu sesi duyan herkes tartışmaya başlamıştı.
Efsanevi bir soy ortaya çıkmıştı. Bundan daha şoke edici bir şey olabilir miydi?
Ruhani Kutsal Topraklardan gelmiş uzun, cılız gencin yüz ifadesi değişmişti. Ama kısa saçlı gencin soy gücünü kullanmasını durdurmak için artık çoktan çok geçti.
Plop! Plop!
Arenadaki uzmanlar soylarının ve ruhlarının diplerine kadar titriyordu. Yarım adım Çekirdek Köken Alemi altında olanlar yere yarı diz çökmüştü. Hatta bazı Hükümdarlarda bile Kutsal Topraklardan gelen kısa saçlı gence baş eğme dürtüsü vardı.
Arena platformundaki kısa saçlı gencin soyu tamamen açılarak, tenini sert bir kabuğumsu bir şeye dönüştürmüştü. Önündeki İki Çaresiz Mor Hükümdara bakarken korkunç aurasını yayan ıssız topraklardan gelen bir canavar gibiydi.
“Gerçekten de efsanevi bir soy…”
Yere şu an yarı diz çökmüş bir şekilde olan İki Çaresiz Mor Hükümdarın yüz ifadeleri üzgün bir şekil almıştı. On Bin Kadim Irkın soyu önünde adeta birer karınca gibiydiler. Dövüşmeseler, bile çoktan kaybetmişlerdi.
Az önceki saldırıları yalnızca bir çivi büyüklüğünde küçük bir çizik açabilmişti. O yara da çoktan iyileşmişti.
“Ne kadar korkunç bir savunma. Demek On Bin Kadim Irkın gücü bu?”
Zhao Feng hem ruhunun hem de bedeninin sarsıldığını hissediyordu. Tanrının Ruhani Gözü hariç olmak üzere, soyu bile bastırılmış, hafifçe titriyordu.
Hayatında soyunun bastırıldığını ilk defa görüyordu.
Peng! Peng! Peng! Peng!
Bastırılmış soy, mühürlenmiş Tanrının Ruhani Gözüne bir aura tutamı yollamış ve gözün seğirmesine sebep olmuştu. Ne de olsa, Zhao Feng’in soyu Tanrının Ruhani Gözünden geliyordu.
“Siktirin gidin!”
Kısa saçlı gencin soy gücü sınırına ulaşmıştı. Bu tamamlandıktan sonra arenada birkaç yüz metreyi silip süpüren siyah renkli bir kasırga oluşturmuştu.
Bam!
İki Çaresiz Mor Hükümdarın ikisi de geriye fırlatılırken çığlık atıyordu. Etleri ve kemikleri sanki bir canavar tarafından ezilmiş gibi bir yığın haline gelmişti.
“Arghh~~~~~!”
Arenadan iki kanlı figür düşmüştü.
Büyük Çekirdek Köken Alemi hakemler serseme dönmüştü.
