Bolca yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. Keyifli okumalar!
Yirmi Beşinci Bölüm: ÇATIŞMALAR VE YAKINLAŞMALAR
Geçmiş
"Bunu nasıl yaparsınız Piraye?" diyen babamın hayal kırıklığı dolu sesi kulaklarımda yankılanırken, dudaklarımı birbirine bastırıp sessiz kaldım. Konuşmam onları daha çok alevlendirmek dışında bir işe yaramazdı. Şuan benden hiç hoşlanmıyorlardı çünkü. "İnanamıyorum size."
"Bu yaptığınız hiçbir şekilde affedilir değil." diyerek teyzem babama hak verdi. Bütün aile üyeleri karşımıza dikilmiş, Eylül ve bana bir şeyler söyleyip duruyorlardı. Aslında yaptıkları sadece bu değildi. Dünyanın en kötü şeyini yapmışız gibi bizi suçlayıp, yaşadıkları büyük hayal kırıklığını gösteriyorlardı.
Cinayet işlemiş olsak bu kadar tepki almazdık bence.
"Ne yaptık..." diyen Eylül'ün sesi, herkesin ona odaklanması ile anında kesilmişti. Eylül oturduğu yerde kayıp yok olmaya çalışsa da bunu başaramadı. Zaten herkesin bakışı ondayken böyle bir şey mümkün değildi. Ki kaybolsa bile annemler onu kaybolduğu yerden alır, bizi azarlamaya kaldıkları yerden devam ederlerdi. "Ne mi yaptınız?" diyerek onun soramadığı soruyu sordu amcam. Sesi bol sinir dolu bir alayla çıkmıştı. "Bizden habersiz şehir dışına gittiniz. Hadi buna bir şey demiyorum ama Trabzon'a gittiniz!" diye devam etti. Cümlenin sonunda yükselen sesi bizim irkilmemize neden olurken, bizim dışımızda kimse bunu umursamamıştı. Ağlasa mıydım acaba? Gerçi ağlasam abim suratıma suratıma 'şovu kes' diye bağırabilirdi.
"Üstüne maça gidip, taraftar arasında maçı izlediniz." diyerek amcamın sözlerini, onunkinden farksız bir sinirle devam ettirdi abim. Sinirden resmen kıpkırmızı olmuştu. "Yetmedi, hamsinin biriyle haberlerinin çıkmasına neden oldun Piraye!"
Evet, bizde işlerin buraya gideceğini düşünmemiştik. Ama bu konuda bence bizim de bir suçumuz yoktu.
Yaptığımız hiçbir şeyi saymadan sadece sonuca bakarsak tabi.
Ama kimse sadece sonuca bakmıyor, olayın geneline bakıyordu. Hal böyle olunca da biz suçlu oluyorduk. Bence biraz da bizim tarafımızdan bakmalıydılar. O zaman masum olduğumuzu anlarlardı. Üstelik adam bana forma vermişse ve bütün dikkatleri üzerimize çekmişse, bunda benim ne suçum vardı? Yani karşı koyulmaz bir cazibem olması benim suçum değildi.
"Formayı da eve getirdiler abi." dedi Egemen büyük bir keyifle abime ufak bir hatırlatma geçerken. Abimin kaşları biraz daha çatılırken, annemlerin hayret dolu şaşkınlık nidası doldu kulaklarıma. "Birde o takımın formasını evime mi soktun Piraye?" diyerek sesini yükseltti annem. Gözlerimi Egemen'e çevirdim ve onlarla bildiğim tüm küfürleri Egemen'e aktarmaya çalıştım. Şu saatten sonra en büyük düşmanım oydu!
Egemen beni umursamadığını belli ederek genişçe gülümsedi ve oturduğu sandalyeye biraz daha yayıldı. "Buraya gelirken bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim."
* **** *
"Buraya gelirken bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim."
Kulağıma dolan ses ile beynim kısa bir an geçmişe dönerken, sesin sahibine bir şahin edası ile döndüm. Yüzündeki gülümsemesi ile oturduğu yerde yayılmış ve Adal'ın gerilen yüzüne büyük bir zevk eşliğinde bakıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YULA
Algemene fictie'En Güzel Beşiktaş'ın Çocukları Sever: 4' Tek bir dünyada, nasıl olurdu da birbirinden çok farklı iki dünya olabilirdi? *** "Abart." dedi Eylül memnuniyetsiz ifadesi ile bana bakarken. "Gayet tatlı bir çocuk. Kıvırcık falan, beğendim ben." diyerek d...
