Bolca yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. Bölüm sonunda görüşmek üzere. Keyifli okumalar!
Otuz Üçüncü Bölüm: ISINAN ARALAR
Derlerdi ki; yarım kalan aşklar tamamlanmaya mahkumdur. Çünkü yarım kalan aşk; son noktası koyulmamış olan aşklar, koyulmaya kıyılamayan sevdalardır. Bir yarım masal, bir yarım pamuk şeker ve dahası... Keşkelerden uzak, iyi kilerin tükenmediği yakarışlardır. İçi aşkla dolu yarım bir kalptir.
İçmemişti.
Gözlerim Adal ve elindeki o tekila bardağı arasında gidip geliyordu. Adal ise kahvelerini odaklanmış bir şekilde bardağa dikmişti. İçine usulca derin bir nefes çekti ve elindeki bardağı aldığı yere geri koydu. Bu benimle birlikte masanın etrafındaki herkesin derin bir nefes almasına neden oldu.
İçmemişti.
Ve unutmamıştı da.
Yüzümde bir tebessüm belirirken, Adal kimseye bakmadan oturduğu yerden kalkıp mutfağa doğru adımladı. Gözlerim sırtında dolanırken, yüzümdeki tebessümü bastırmaya çalışarak ayağa kalktım. Hiç düşünmeden yaptığım bu hareketin sonucunda Adal'dan nasıl bir tepki alacaktım bilmiyordum ancak daha fazla benden kaçmasına izin veremezdim.
Biz yarım kalmıştık.
Ve ikimizin de önünde tamamlanması gereken bir aşk vardı. Bunu daha fazla geciktiremezdik. Evet belki tamamlamaya çalışırken birbirimize zarar verecek, üzüp kıracaktık. Ama her şeyin sonunda yeniden birbirimizle mutlu olabilecektik. Ki bence bu her şeyden önemliydi.
Adımlarım mutfağın kapısının önünde durakladı. Adal mutfak penceresinin önünde durmuş ve içine derin nefesler çekiyordu. Gözüken yan profilinden gözlerinin kapalı olduğunu görmüştüm. Sessiz hareketlerle omzumu kapıya yasladım ve olduğum yerden onu izlemeye başladım.
Yedi yıl Adal'a yaramıştı. Eskisine göre daha yapılıydı, yaşı arttıkça karizmasında da bir artış olmuştu. Saçları eskisine göre daha kısaydı ancak kıvırcıkları kendini koruyordu. Ama yaradığı kadar birçok şeyi de götürmüştü. Adal'ın gözleri artık daha sert bakıyordu. Yüzü daha ifadesizdi, daha gergin bir insan olup çıkmıştı. Bazen bir alev topu gibiydi. Bazense dünya yansa umurunda olmazdı sanki.
Yine de her şey rağmen, ona baktığım birçok anda 20 yaşındaki Adanalı o çocuğu görüyordum.
İstanbul'da o kafede Eylül'ün bana uygun bulduğu, keko tanıma karşılık olarak gördüğüm ve kolundaki dövme görüntüsünün beni ittiği o çocuğu görüyordum.; İzmir'de beni düşürüp kaçan, daha sonra dayanamayıp geri dönüp beni yerden kaldıran, Adana'daki o tesiste beni gördüğü anda şaşkınlıktan adımları duraklayan o çocuğu görüyordum.
Belki de 27 yaşındaki bu çocuğu hiç tanımadığım için, 20 yaşındaki o çocuğu arıyordum bilmiyorum. Ya da sadece o çocuğu bildiğim için onu görüyordum.
Ama o çocukta, bu adam da Adal'dı. Belki değişmişti birçok şey. Ama tüm değişen her şeyi ile benim on sekiz yaşından beri sevdiğim o adamdı.
"Eskiden de benim görmediğimi düşündüğün her anda beni izlerdin."
Adal'ın mutfağı dolduran sesi irkilmeme neden olurken, o bana doğru dönmemişti bile. Kaşlarım hafifçe havalanırken, yüzümde minik bir tebessüm belirdi. Omzumu kapıdan çekip tamamen mutfağın içine girdim ve ona doğru adımladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YULA
Aktuelle Literatur'En Güzel Beşiktaş'ın Çocukları Sever: 4' Tek bir dünyada, nasıl olurdu da birbirinden çok farklı iki dünya olabilirdi? *** "Abart." dedi Eylül memnuniyetsiz ifadesi ile bana bakarken. "Gayet tatlı bir çocuk. Kıvırcık falan, beğendim ben." diyerek d...
