Kris'in dudakları hala boynumdaydı. Bize bakan çocuğun önünde bunu yapmasını istemiyordum. Kollarını kavradım ve yavaşça itmeye çalıştım.
"Yapma bebeğim. İtme beni."
"Durur musun lütfen? Biri bize bakıyor!"
Ona fısıldadığım şeyle başını kaldırıp yüzüme baktı. Sonra da kafasını baktığım yöne çevirdi.
"Ne bakıyorsun ucube? Yürü git işine!"
"Şeyy ben aslında.. Siz.."
Yavaşça bize doğru yürüdüğünde Kris beni arkasına aldı. Ben de onu itip önüne geçtim.
"Ne var?" diye sordum.
Cebinden markette verdiğim parayı çıkartıp uzattı.
"Buna ihtiyacım yok. Yine de teşekkür ederim."
"Onu tanıyor musun?" diye sordu Kris.
"Ne tanıması saçmalama. Markette bir şeyler alıyordu ve her neyse işte.. Ona benim de ihtiyacım yok bücür gidebilirsin."
"Ama bu sizin paranız ve ben dilenci değilim! Almıyorsanız başkası alsın!"
Parayı ilerdeki bankın üzerine koyup hızla ilerledi. Aslında yumuşak bir ses tonu ve gülen gözleri vardı. Ama çelimsiz, bakımsız, kötü giyinen ve çirkin biriydi. Belki de sadece ben öyle görüyordum.
"Ben gidiyorum Kris. Sen de evine git."
"Hayır seninle geleceğim. Bu gece sende kalacağım."
"Ben barda takılacağım bu gece. O yüzden evine git."
"O zaman seninle gelirim!"
"Peşimi bırak Kris! Böyle davranacaksan uzak dur."
"Seni istiyorum. Tamam şimdi senin evine gidelim ve sonra işimiz bitince gideyim oldu mu?"
"Oldu!"
Banktaki parayı alıp bana uzattı.
"Tüm paranı içkiye yatırıyorsun zaten. Bir de başkalarına iyilik mi yapıyorsun? Bana dokunurken de böyle iyi kalpli biri gibi olsan ne iyi olurdu bebeğim."
"Canını daha fazla yakmamı istemiyorsan sus!"
Eve gitmeden önce bir markete gittik Alkol dışında bir şey almamıştım. Kris de büyük sepete bir yığın yiyecek doldurmuştu.
"Bunlara ihtiyacım yok."
"Zayıflıyorsun bebeğim bu yüzden bunlara ihtiyacın var. Hiç bir şey yemiyorsun."
"Bak Kris bir d-"
Eliyle ağzımı kapadığı içim cümleme devam edememiştim. Ama ne demek isteğimi çok iyi anlamıştı.
"Biliyorum sevgilin gibi davranmayacağım. Biliyorum bundan çok sıkıldın. Biliyorum buna ihtiyacın yok. Biliyorum aşka inanmıyorsun. Biliyorum Kai'nin evinde yeterince yiyorsun. Biliyorum biliyorum biliyorum.. Tamam? Başka var mı?"
Kafamı sağa sola salladığımda elini çekti.
"Şimdilik bana izin ver tamam mı? Başka bir şey istemeyeceğim."
Elini uzattığında öylece kaldım. Ne demekti bu? Elini mi tutmalıyım?"
"Kris!"
"Bir kez Min Seok.. Sadece bir kez."
"Peki" diyerek elini tuttum. Katı, sert, cool ve iri görüntüsüne tamamen zıt olarak attığı yavru köpek bakışlarını daha fazla görmek istemiyordum.
Eve girer girmez poşetleri yere bırakıp dudaklarıma eğildi.
"Bu kadar aç olman sinir bozucu!" dedim kafamı çevirerek. Öfkeli bakışlarımdan mesajı almıştı.
"Sen de öylesin ve doymak bilmiyorsun." dedi.
Bu doğruydu ama ben bir kişiyi zorlamıyordum. O sürekli sadece bana dokunmak istiyordu.
Saatler sonra beni zorla kollarına çekip sarılmış bu adamla yataktaydım.
"Bırak beni Kris üzerime bir şeyler giymek istiyorum."
"Hissetmeme izin ver."
"Ben kimseyle-"
"Bunu da biliyorum! Kimseyle bir şey yaşadıktan sonra sarılıp uyumazsın. Bu konuda da ilk olamaz mıyım?"
"Hayır! Ayrıca sarılmadan yanımda yatabilirsin. Bunun için çok da çirkin değilsin."
"Teşekkür ederim. Ama ben sana sarılacağım ve sen kollarımdan kurtulmaya çalışmayacaksın! Bu kez dediğini yapmayacağım! Anladın mı?"
Hiç bir şey hissetmiyordum. Kai bana her zaman Soo'yu hissederek uyumaktan bahsederdi. Ona derin bir huzur veriyormuş. Hatta Soo ona sarıldığında tamamlandığını hissediyormuş. Tuhaf.. Bunu bir gün hissedecek miyim bilmiyorum. Ama hissetmek istemediğimi çok iyi biliyorum.
O gün Kris saatlerce benim evimde kaldı. Hatta gece de yatağımda uyumak istedi. Direnecek değildim. Çünkü güzel göründükleri sürece benimle uyumalarına zaten izin veriyordum. Üstelik Kris güzellik çıtasını epey yukarı taşıyordu.
"Tamam lanet olasıca yat!" dedim.
Bir günde daha kaç kez olabilirdi ki? Hala bana dokunmak istiyordu. Ama bu kez yapmamıştım. Onu da susturup sessizce uyuya daldım.
Yanımda kaldığı sürece kendini kontrol edip durabileceğini söylemesi fazla sahteydi. Böyle insanlardan gerçekten nefret ediyorum!
Ertesi sabah yatakta yoktu. Kalkıp duşa girdim. Belime sardığım havluyla mutfağa indim. Ağzıma bir şeyler atıp, giyinip dışarı çıkacaktım. Mutfağa girdiğimde karşılaştığım manzara ürkütücüydü. Benden önce kalkıp duş aldığı ıslak saçlarından belli olan Kris hazırladığı masanın yanında dikiliyordu.
"Gitmeliydin Kris. Biz bu kadar yakın değiliz."
"Sadece Kai mi yapabilir bunu sana? Söylesene! Senin için ufacık bir şey yapamayacak mıyım?"
"O benim dostum! Bunu sürekli söylemeyi kes! Tamam bak seninle kavga etmeyeceğim tamam mı sus!"
"Kai'yle yatıyor musun?"
"Ne biçim bir soru bu? Onun sevgilisi var."
"Güldürme beni! Kai gibi birinin sevgilisi mi var? Hah!"
"Sevgilin olursam bana sadık kalır mısın?"
"Tabi ki! Bir dakika! Sevgilim olacak mısın?"
"Hayır Kris sadece soruyorum! Senin gibi biri bile böyle olacaksa Kai de olabilir değil mi? Şimdi kes sesini çünkü çok açım!"
Masa oturduğumda şaşkındı. Gözlerinin vücudumda gezdiğini fark ettiğimde öfkeli bakışlarımı gönderdim.
"Kes şunu pis sapık! Yoruldum!"
"Tamam bebeğim biraz bekleyebilirim."
"Bana bir daha bebeğim dersen seni öldürürüm Kris!"
Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Kolları benden daha kaslıydı ve bu da çırpınmama bile engel oluyordu. Kollarımı da aşağıda tutarak sıkıca sarıldı. İstesem de kollarından ayrılamıyordum.
"Bırak beni!"
Sıkıca tutarak koltuğa kadar götürdü. Aniden altımdaki havluyu çekip beni koltuğa yatırdı. Kendini üzerime bıraktığında tehlikenin farkındaydım.
"Sakın Kris! Bırak beni!"
"Yeter artık! Daha fazla sabretmeyeceğim Min Seok! Çünkü çok canımı sıkıyorsun! Sen benimsin! Benim olacaksın!"
