Kardeş 27. bölümde sanıyordum. Meğerse değilmiş :)
Bir bölüm daha paylaşıp gidiyorum :)
İyi okumalar :)
İma ettiği şeyle kalp atışlarım değişmişti.
"Ne yani ben aşık mı oldum?"
"Kesinlikle! Tanrım! Jong In çok sevinecek. Hemen uyandırmalıyım!"
"Lanet olsun Soo! Seni arama sebebim onun dalga geçmesini engellemek içindi. Nasıl beni hemen satabilirsin?"
"Ona aşığım Min Seok. Bunu saklayamam."
"Lanet olsun kapat şu telefonu!"
Hızla arkamı döndüğümde bir şeye çarptım.
"Ahhh yavaş"
"Sen bizi mi dinliyorsun?"
"H-hayır şimdi gelmiştim."
"Canın acıdı mı?"
"Yok iyiyim."
"Hadi gel biraz daha uyuyalım."
"P-peki"
Tam yürüyecekken durdurdum ve kucağıma alıp odaya doğru yürümeye başladım.
"Heeey ne yapıyorsun? Min Seok bırak beni düşeceğim."
"Korkma sıkı tutuyorum. Ayrıca bırakamam."
Kollarını boynuma sardığında ben de daha sıkı sarıldım. Odaya girer girmez de yavaşça yatağa bıraktım. Ama boynumda duran kollarını çekmiyordu.
"Üzerine düşeceğim."
Gözlerine baktığımda yüzümüzün ne kadar yakın olduğunu fark edip yutkundum. Yavaşça kendine çekip dudaklarımızı birleştirdi. Tedirgin olduğunu hissedebiliyordum. Çünkü öylece duruyordu. Anladığım anda karşılık verip öpücüğü derinleştirdim.
Doğru olabilir miydi? Gerçekten aşık olmuş olabilir miyim? Hem de bu çirk- Ah neyse! O çirkin falan değil!
Dudaklarımızı ayırdığımda yavaşça yanına yattım ve kendime çektim.
"Bana sürekli sarılıyorsun."
"Didiklemeyi kesemez misin?"
"T-tamam. Kardeşini arayacak mıyız?"
"Bilmiyorum. Yarın aramak daha iyi olacak sanırım."
"Kaçmamalısın."
"Kaçmıyorum ki."
"Hiç merak etmiyor musun? Nasıl büyüdüğünü veya nasıl göründüğünü. Hı?"
"Bilmem. Onu hiç tanımadım. Şuan nasıl hissettiğimi bile bilmiyorum."
"Yapma amaaa. Sen hissiz bir adamsın. Çok da değişiklik olmayacaktır şuan ki halinden. Ara artık. Ben bile merak ediyorum."
"Tamam ama önce kahvaltı edelim. Açlıktan öleceğim."
"Yine kaçıyorsun. Ama bu seferlik ben de aç olduğum için kabul ediyorum. Hazırlamamı ister misin?"
"Nasıl yani? Kahvaltı mı hazırlayacaksın? Biz sadece ev arkadaşıyız çirkin. Benim için bir şey yapmana gerek yok."
"O zaman sarılmayı kes!"
Hızla yataktan kalkıp odasına gitti ve kapısını sertçe çarptı.
Benden ne bekliyordu ki? Ona karşı olduğumdan farklı davranamam. Ben böyleyim ve iki gün sonra bir başkasına dokunacağım. Tabi bunu söylemek yerine kalkıp kapısına gittim ve saçmalamaya başladım.
"Özür dilerim Jong Dae. Lütfen dışarı çıkar mısın? Seni kırmak için söylememiştim."
"Git buradan! Ben kimim ki? Neden kırılayım sana! Umurumda bile değil!"
"Kardeşimi arayacağım. Yanımda olmayacak mısın?"
Kapıyı yavaşça açıp içeriden çıktı. Sonra da kolumdan tutup çekerek oturma odasına götürdü. Oturduğunda ben de hemen yanına yerleştim.
"Karnım çok aç. Ama önce arayacağım."
Oturduğu yerde öylece karşıya bakıyordu. Gerçekten trip mi atıyordu yani? Bu da ne demek oluyor!
"Heeey bana bakmayacak mısın?"
Yavaşça başını çevirip gözlerime baktı. Sonra da tekrar baktığı yöne döndü.
"Peki bakma. Arıyorum!"
Kağıttan numarayı yazdım ve arama tuşuna bastım. Uzunca bir süre çaldıktan sonra yanıtlandı.
"Efendim?"
"Merhaba ben Min Seok. Sizi önemli bir konu için rahatsız ediyorum."
"Evet dinliyorum?"
"Ben oğlunuz için aramışt-"
"Bunu ona da söyledim! Benim öyle bir oğlum yok! Her ne sebeple arıyorsanız bu sorunu kendisiyle çözün. Şimdi kapatıyorum."
"Bir dakika lütfen kapatmayın. Ne demek istediniz? Bakın ben onu arıyorum. Bu yüzden-"
"O benim oğlum değil. Bu yüzden onu bıraktım. Anlayacağınız benim yanımda değil. Lütfen beni onun yüzünden rahatsız etmeyin."
"Ne demek onu bıraktım! Ne demeye çalışıyorsunuz siz?! Ben onun abisiyim anladınız mı? Gerçek ailesinden biri! Onu kendi oğlunuz olmadığı için bıraktınız mı?! Bunu nasıl yapabilirsiniz?!"
"Bakın sizin bana bağırmaya hakkınız yok. O kocaman adam oldu kendi başının çaresine bakabilir. Hamileyim ve ikisiyle de ilgilenemem."
"Siz insan olduğunuza emin misiniz? Bana çabuk ona ulaşacağım bir adres verin!"
"Adres? Nerede yaşadığını bilmiyorum."
"Ne demek oluyor bu? Onu sokağa mı attınız?"
"Kendine kalacak bir yer bulmuştur. Beni lütfen bir daha rahatsız etmeyin."
"Dur! Sakın kapatma! Telefonu da mı yok?!"
"Bilmiyorum eski telefonumda olacaktı. İsterseniz bakayım."
"Bir de duruyor musun hala? Çabuk bana kardeşimin numarasını ver!"
"5-10 dakika bekleyin."
Bir süre bekledim. Beni kandırdığını düşünüyordum ki tekrar konuştu.
"Buldum. Söylüyorum yazın."
O numarayı söylerken ben de bir kağıda yazıyordum. Teşekkür etmeli miydim? Tabi ki hayır.
"Tekrar rica ediyorum onunla ilgili beni bird-"
"NE DİYORSUN SEN BE! HALA KONUŞUYOR MUSUN BİR DE?!!! SEN BENİM KARDEŞİMİ SOKAĞA ATTIN OR**PU! UMARIM BİR GÜN ELİME GEÇMEZSİN! SENİ ALDIĞIN HER NEFESE PİŞMAN EDECEĞİM!"
Telefonu suratına kapadıktan sonra derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Biraz da olsa rahatlamış hissediyordum.
"Bir anda bağırmaya başladın ya çok korktum."
"Korkmana gerek yok. Şuan çok iyiyim."
"Şimdi elindeki numara kardeşine mi ait? Gerçekten mi? Yani sana onun numarasını mı verdi?"
"Sen hani trip yapıyordun?"
"Kes şunu! Hadi ara onu."
"T-tamam arayacağım."
Kağıttaki numarayı hemen telefonuma yazdım.
Bir numarayı yazarsınız ve arama tuşuna basarsınız. Hani olur ya o numara sizde kayıtlıdır. Birden yazdığınız numara isme dönüşür. İşte tam da öyle olmuştu.
Gözlerime inanamıyordum..
Yazdığım numara arama tuşuna bastığımda bende kayıtlı olan birini işaret ediyordu: Kyung Soo.
Bu gerçek olabilir mi?
