Bu bölüm Chen'in ağzından..
Sakin bir hayatım var. Her günüm aynı.. Sıradan olmayan bir günüm geçmiyor.
Ailemi kaybetmeden önce Ulsan'da yaşıyordum. Bu hayatta yalnız kalınca üniversite hayatım için Seoul'e taşındım. Aslında mutlu ve sıcak bir yuvası olan insanlardan olabilirdim. İş bulmakta ve para kazanmakta o kadar kötüydüm ki bu yüzden asla kimseyi bu hayata sürükleyemeyeceğimi düşündüm.
Ben bir gayim. Bunu lisedeyken ilgi duyduğum yakın arkadaşım sayesinde fark etmiştim. Şuana kadar hiç bir kızla sevgili olmadım. Hayatımda yalnızca 3 ilişkim oldu. Tamam belki 4 diyebiliriz ama sonuncusunu saymak bile istemiyorum. Beni kullanmaya çalıştığı için ilk günden kapının önüne koyduğum cool adam... Aynı zamanda çok çekici bir dövüşçü o. Ama onu bir daha asla görmek istemiyorum.
Ailemden bana kalan neredeyse hiç bir şey yok. Ulsan'daki evimizi taşınmadan önce satmak zorunda kaldım. Hem buraya taşınmak hem de okul masraflarımı ilk etapta karşılayabilmek için başka çarem yoktu.
Taşındığımda çok zorluk çektim. Ulsan'da da okusaydım farklı bir okula başlayacaktım elbet. Ama burada okulu bile yadırgıyordum. Uzun uğraşlarım sonucu ortama uyum sağlamış, bir de iş bulmuştum: Barda şarkıcılık..
Aslında sesimi çok da güzel bulmuyordum. Ama üniversitede takıldığım bir kaç kişi bunu denememi söyledi. Tabi ki keşfedilmeyi beklemiyordum. Aslında bu güzel olabilirdi. Ama şimdilik sadece sahne adı kullanıp insanlara sakin dakikalar yaşatan biriydim. Onlar içiyordu ben de isteklerine göre frekans değiştiren bir radyo görevi görüyordum.
Maaşımın, kira ve faturalardan kalanın neredeyse tamamını yiyeceklere yatırıyordum. Lüks harcamalar yapmak için fazla fakirim. Zaten çok da ihtiyacım olmuyor.
Buraya geldiğimden beri üçü dışında ilişki sayılamayacak birliktelikler yaşadım. Hiç birinin adını bile hatırlamıyorum.
Son zamanlarda tuhaf şeyler yaşıyorum. Normalde aynı insanı bir kaç kez görmüşlüğüm yoktur. Belki de yaşadığım yerden dolayı böyle. Ama birini bir kaç kez gördüm. O iğrenç bir yaratık.
Önce markette param yetmediği için elindeki parayı dilenciymişim gibi fırlattı. Üstelik ben sadece maaşımı çekmeden önce kalan paramla bir şeyler alıp, çekince devam edecektim. Sonra sokakta uzun boylu, bol kaslı ve öpülesi dudaklara sahip biriyle oynaşıyordu. Tamam çok beğenmiş olabilirim ama böyle biriyle eve gitmeyi tercih ederim. Sokakta bunu yapmak benim için normal değil. O gerçekten berbat karakteri olan iğrenç biri.
Daha sonra da barda sahneye çıktığımda gördüm onu. Sürekli dinleyenlere hitap etmek zorunda kaldığımdan loş ışıkta yüzlerini seçip bakmaya çalışıyordum. Bana şaşkın bir ifadeyle baktığını gördüğümde ben de şaşırdım. O itici tipi benim beynime kazındığı için tanımıştım. Ama onun beni bu karanlıkta tanıması normal miydi?
Tesadüf denen şeye inanmam! Herkesin bir yerde olmak için nedeni vardır. Tanrının bize çizdiği yolda yürürken olanlara tesadüf demek fazla saçma değil mi? Tamam belki son yaşadığımıza tesadüf demek az da olsa doğru olabilir ama kesinlikle diğerleri için değil. Her gün aynı şeyleri yaparken oralarda karşılaşmak ne kadar tesadüf olabilir ki?
Son yaşadığımız.. Bu garip bir karşılaşmaydı..
Bara sık sık gelen biri var. Bir süre sonra tanışıp iyi arkadaşlar olduk. Bar dışında bile görüştüğüm biri o. Hatta tek arkadaşım bile diyebilirim. Çok sık görüşmesek de mutlaka arar sorar. Beni doğum gününe çağırmıştı. Aslında doğum günlerini sevmem. Çünkü bana annemi hatırlatıyor. Çok ısrarcı olduğu için bu teklifi kabul etmek zorunda kaldım.
Gitmeden önce mesaj attığım için iri kulaklı, sevimli ve bir o kadar da yakışıklı arkadaşım beni kapıda karşıladı. Sohbet ederek içeri doğru yürüyorduk.
"O burada biliyor musun? Hani bahsetmiştim.."
"Şu hoşlandığın minik surat mı? Anlattığın kadar minik elleri ve ayakları var mı merak ediyorum."
"Ama sakın çaktırma."
"Tamam dostum sır. Bu arada artık büyüdün. En azından doğum gününde çocukça davranmayı kesemez misin? Senden hoşlandığını söylememiş miydin? Git yapış dudaklarına!"
"Saçmalama! O benim gibi değil. O fazla temiz. Tereddütlerim var biliyorsun. Her neyse konuyu kapatalım."
"Tamamd- Aaahh!"
Ona bakarak yürüdüğüm için önüme dönmemle ayağım takılmıştı. Yere düşmeyi beklerken belime sımsıkı dolanan kaslı kollar ve baş döndürücü bir kokuyla havada kaldım. Kafamı kaldırıp beni tutan kolların sahibine baktığımda ise şaşkınlığım saklayamayacağım kadar büyük olmuştu.
Bu da ne demek oluyor?
Bu serserinin burada ne işi var?!
