*39*

43 1 0
                                        

Kapının çalmasıyla uyandım, saçlarıma ufak bir çeki düzen verip kapıya yürüdüm. Delikten baktığımda Yasemin'i gördüm. Kapıyı açtım. "Günaydın Yasemin Hanım. Hangi rüzgar attı sizi buraya?" "Size Alya'nın hastalarına ait öz geçmişleri getirdim. Şüpheli görünmesi gerekenlerin olduğunu düşünüyorum eskiden sabıka kaybı olan hastalarıda vardı." "Gerçekten çok teşekkür ederim." Uzattığı kağıdı elinden nazikçe aldım, bana bakmaya devam edince yaptığım öküzlüğü fark ettim. "Kusura bakmayın buyrun içeri geçin lütfen." "Teşekkürler." Kapıyı ardından kapattım ve onu salona doğru yönlendirdim, salonun hâlini gördüğünde hüzünle suratıma baktı. Gece baya dağıtmıştım ve salon bok içindeydi, halimden anlamış olacakki saygıyla mutfağa yönelttiğimde gülümseyerek karşılık verdi.

Kahve hazırlarken Yasemin'de sandalyelerden birine oturdu. Kupanın birini ona uzattım ve karşısıns oturdum. Telefonun çalmasıyla emniyetten geldiğini düşünerek hevesle ekrana baktığımda arayanın Bora olduğunu gördüm. "Efendim Bora?" "İlk uçakla Türkiye'ye geliyorum kardeşim, şirketimde Türk olan bir kadın çalışan buldum. Bana eşlik ediyor. Olası bir kaçırılma durumunda sonuca bağlı yardımının dokunacağını düşündüm." Bora yine yapacağını yapmış, soyadı gibi umutlarımızı parlatmıştı. "Güzel, çok güzel. İyi fikir." "Allah'a emanetsin." "Umarım..."

Gizem benden gittiğinden beri tanrı bana hiç yardım etmemişti, tanrının bana olan bağlılığına ve varlığına inanamıyordum. Sadece aşk konusunda değil, doğduğumdan beri tanrı hiç yanımda olmamış, annemle babamın ölümüne engel olmamış, kız kardeşimin tecavüze uğradığı sırada ona yardım etmemişti. Kimse bana tanrı gerçek demesindi.

"Neden umarım dedin?" diye bir soru yöneltti Yasemin. "Ateistim, inancım yok." Anlayışla başını salladığında şaşırmadan edemedim, çoğu kişi bu huyumu yargılardı.

*

Uzun bir süreden sonra tekrar kapı çaldığında şaşırarak kapıya doğru yürüdüm. Gamze gelmişti, onu Alya ona küstüğünden beri görmüyordum. Görmemem de o kadar büyük problem değildi açıkçası. Kapıyı açtığımda kollarını boynuma sardı, "Öğrendiklerimi bir bilsen!" "Noldu? Gamze?" "Emre.." "Sakin ol nefes al." Koluna girip onu koltuğa oturttum. "Arabanın kime ait olduğunu biliyorum!" "Kime?!" İşte bu çok güzel bir haberdi. "Poyraz'ın babasına ait!" "Ne..?" O an gençliğimden bir anı canlandı gözümde.

"Hadi lâ Poyraz, Emre'nin anası babası yok. Sıra direkt sana geçiyor. Bir yalan uydur babana da partileyelim be kardeşim!" Ozan söylenmeye devam ederken Poyraz ısrarla başını iki yana sallamaya devam ediyordu. "Oğlum babam izin vermez diyorum neden anlamıyorsunuz!" Araya girip bende Ozan'a katılırcasına söylendim. "Oğlum harbi süt bebesi misin bi kaçıramadın siktiğimin arabasını sanırsın kralın arabası!" "Götün yiyorsa sen kaçırsana piç!" "Ağzından çıkanı kulağın duysun pısırık şey!" Ozan aramıza girdi ve Poyraz'a sert olmayan bir yumruk savurdu. "Oğlum Emre'nin ailesi yok biliyorsun, çocuğu her seferinde şu konudan vurup durma!" "Piçin babası anamla yatmasa en azından babası hayatta kalabilirdi!"

Başımdan aşağı kaynar sular dökülürken ellerimin titrediğini farkettim ve yumruklarımı sıktım. Aslında bir süt annem vardı, ama kimse bilmemeliydi ve o da benden çok ayrı bi yerdeydi. Beni sevdiğini ne kadar iddia etsede... Babam, evet rahmetliyi severdim ama annemi aldatmıştı. Kardeşim dediğim çocuğun annesiyle yatarak tüm çocukluk güvenimizi piç etmişti. Poyraz ne zaman sinirlense bunu yüzüme vurmaktan çekinmezdi. Annemde babamın yaptığı ihanet sonucunda kendini asarak hayatına son vermişti, hemde gözlerimin önünde. Poyraz hiçbir zaman anlamamıştı. Hiçbir şey benim elimde değildi, ve bir gün aynı ihaneti yaşayacağım hakkında bana beddua edip durmuştu.

Beni düşüncelerimden ayıran şey Ozan'ın avucuma boydan boya çektiği çakının acısı oldu, kanlar elimden yavaş yavaş süzülürken acımı belli etmemek adına dudaklarımı birbirine bastırdım. Poyraz ümüğüme yapıştığında aynı yarığı ondada gördüm "Ulan 13 yaşında annemle babamın ayrılmasına neden oldun lan sen! Piç!" "Bana piç deme!" Ozan acıyla inlediğinde kendisine de bir yarık açtığını gördüm. O an fark ettim, kan kardeşi olmamızı istiyordu. Bende dilerdim, ama bu 13 yaşındaki üç travma tohumu, kan kardeşi olabilir miydi ki? Poyrazın bana kaldırdığı kanlı elini kanlı elimle sımsıkı tuttum, direnmeye çalışsada bize göre daha çelimsiz bir çocuk olduğu için itiraz edemedi. Ozan da diğer elimi tuttu ve diğer eliyle Poyraz'ın elinden tuttu.

"Kardeş miyiz?" Sesimiz çıkmadı, "size diyorum! Kardeş miyiz?!" "Evet.." diye mırıldandım. Poyraz'a döndük. İşaret ve orta parmağını dolayarak "Evet." dedi. "Parmaklarını aç!" "Bana karışmayı kesin!" "Lütfen aç Poyraz..." diye mırıldandım. "Çok özür dilerim bende istemezdim gerçekten istemezdim Poyraz." "Peki.." Parmaklarını açtı, "Evet." "Kan kardeşiyiz!" "Kan kardeşiyiz!" "Kan kardeşiyiz!"

Teyzelerin susmamız için şşşlediklerini duymamızla birbirimizden uzaklaşıp evlere dağıldık, pardon.. Onlar evlerine dağıldı, benim evim bile yoktu. Onların da evlerinin içinde ev yoktu, onlarda sadece maddiyat vardı, bende o bile yoktu. Aş evlerinden birkaç tabak yemek toplayıp sığı bir ormana gidip taşlardan ateş yaktım ve gazeteleri birbirinr bantlayarak elde ettiğim örtüyü üstüme örttüm. Köpekler için aldığım iki yemek tabağını onların önüne koydum. Yemeklerini yiyip yanıma uzandılar, iki yanıma. Onlarla uyurdum, onlarla kalırdım, onlarla büyüdüm.

Ertesi gün araba kornası uyanmama sebep oldu, Ozan elinde bir torbayla yanıma geldi. Giyinmem için kıyafet dolu torbayı bana uzattı. Ağacın arkasında üstümü değiştirdim ve yanlarına döndüm. 13 yaşında olmamıza rağmen araba sürmeyi onlara aileleri öğretmişti. Ben henüz bilmiyordum. Okuduğuma şükrediyordum, buda süt annemin sayesindeydi.

Arabaya dikkatlice baktım, "07 DGH ***" "Birdaha plakayı sakın ağzından duymiyim Emre!" "Neden?" "Sanane!" Ozan bize doğru döndü ve bizi ayırdı. "Biz kardeşiz" Çaresizce gülümsedik.

Ozanı bilmezdim ama biz Poyraz ile hiç kardeş olamamıştık... İntikamını da Gizem ile arama girerek almıştı. Hiç gerek yoktu Poyraz inan benim suçum değildi...

"Nereden biliyorsun?" "Çünkü o plakayı gördüm! Gizem sevgilisi diye tanıtıp hep o arabaya binerdi! Bende senin araban sanırdım ama..." "Devamını getirmeni istemiyorum." "Çok özür dilerim..."

Telefonu çıkarıp Ozan'ı aradım, "Ne var Emre?!" "Sana da günaydın Ozan." "Alya'nın varlığının olmadığı bir güne günaydın demek mi? Sana hiç yakıştıramadım." "Araba kimin biliyor musun..?" "Evet. Poyraz itinin babasının, sence aklımdan kaçar mı benim? Plakayı kimseye söylemeyin derdi hep hatırlasana, babası katildi çünkü geçmişiniz yüzünden annesini öldürdü."

İçim sızlamıştı.

"Vay be.. Sen neredesin şimdi?" "Poyraz'ın evine sürüyorum." "Ben olmadan mı?" "Dönüp seni alayım, neredesin?" "Cidden bu iyiliği yapar mısın?" "Emre unuttuğun bir şey var, kıyamet bile kopsa biz kardeş kalacağız."

Kıyamet bile kopsa biz kardeş kalacağız...

"Konum at" "Attım bile" "Bekle geliyorum, polis ekibe haber ver, bize eşlik etsinler." "Tamamdır."

Emniyeti aradım ve Bora'ya durum raporu verdim. Ozan'ı beklemeye koyuldum, bir süre sonra korna sesi geldiğinde ceketimi alıp Gamze ile evden çıktım. Yasemin ise evde kalmayı tercih etti.

Komşu Oğlu Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin