*45*(FİNAL)

194 4 0
                                        

Duygulanıyorum vallaha ya şaka maka kitap bitti inanır mısınız? Öyle ya da böyle bitirdim ya bu kitabı madalya takıcam kendime ğspfpspdw bana destek olan herkese teşekkür ederim evet belkide çok okuyucum yok şuan ama bittikten sonra çoğu kişinin bakacağını düşünüyorummm sizleri seviyorum. Farklı kitaplarla raflara döneceğime inanıyorum ama nasıl döneceğim göreceğiz bakalım. Öpüldünüz bölüme geçiyorum...

(8 sene sonra)

Emre'nin ağzından

Saat öğle vakitlerine yaklaşırken arabaya binip pastaneye gittim, yeğenlerimle çay partisi yapacaktık bugün. Onlar için birkaç tatlı almam gerekiyordu.

Pastaneye girdim, "Günaydın abi!" dedi benle yaşıt olma ihtimali olan bir görevli. Henüz 35 yaşındaydım ancak hayatın tek hediyesi bana beyaz saçlarımı vermesiydi. O yüzden abim yaşında olabilecek adamlar bile genelde bana abi diyordu. "Günaydın." dedim ve gülümsedim. Gülümsemem de ona yansıdığında içim rahatlamıştı. Herkesi güldüresim vardı nedense.

Kurabiye tarzı birkaç şey aldım ve Alya Ozan ikilisine de ekler aldım. Onlara bir şey almadan gitmek olmazdı şimdi.

Arabaya atlayıp istikameti Ozanların evine çevirdim, yarım saat kadar bir süre sonra oraya vardım.

Kapının önüne gelip eğildim, bacaklarımın üstüne çöküp kapıya altı kere ritmik bir melodi sesi çıkacak şekilde vurdum. İçeriden "Dada! Dada!" diye sesler duyunca gülümsemem genişledi. Koşarak kapının ardına gelen birini hissettim, peşinden Alya'da koşuyordu. "Kızım, Doğacığım düşeceksin! Özgür, oğlum! Yavaş evladım!"

Kapıyı açamayınca Ozan'ı çağırdılar. Ozan kapıyı açtığında, "Ooo kardeşim!" deyip kollarını açtı ancak ben onları umursamadan çocukları elimdeki torbalarla beraber kucaklayıp içeri geçip koşmaya başladım. Doğa, "Dada! Dada uçur beni götür uzaklara! Koru beni sığınıklarda!" diye bağırıyordu. Özgür ise Doğa'nın tam tersi gibi suratı asık bir çocuktu. Hâlinden memnun olsa da bunu belli etmemeyi tercih ediyordu. Suratını güldürmek için Doğa'yı kucağımdam indirip torbaları mutfak tezgahına bıraktım. Özgür'ü salona doğru götürüp koltuğa fırlattım ve üstüne atladım. Gıdıklamaya başladım, işte o an gülmeye başladı. Keyfim yerine gelmişti.

Doğa kız çocuğuydu, Özgür ise erkek. Özgür annesine yani Alya'ya benzerken, Doğa aynı babası gibi esmer güzeliydi. İkiside büyüyünce model olabilecek kadar kusursuzlardı.

"Çay partisine kimler hazır!" diye seslendiğimde Doğa Alya ve Ozan'ın elinden tutmuş onları da zorla getiriyordu. Alya hâlimize duygulanırken Ozan'ın gözleri gülüyordu. İki zıt insanlardı belki ama ne demişler? Zıt kutuplar birbirini çeker. N'olursa olsun birbirlerine bağlılardı ve onları hiçbir şey yıkamazdı.

Bir insanı çocukken sevmek, çocukluk aşkınla evlenmek.. Bu çok değerliydi. Herkese dilerim bu şansı. Genelde insanlar kriteri olmalı bi insanın der ancak bilmedikleri şey şuydu, insan sevdikten sonra ne kritere ihtiyacı vardı ne de kusursuzluğa.

Alya hemen anneliğini ortaya koyarak, "Daha öğle yemeği yenmedi!" dedi. Ozan araya girip çocuklarını kucağına alıp döndürdü, "Sevgili karım normalde ne dersen o bilirsin ama bak amcaları onlar için düşünüp neler almış. Bugün onlara kıyak geçebiliriz bence.."

Alya kaşlarını çattı, "Sen kendin yemek için mi diyorsun yoksa çocuklar için mi!" "Tabii ki de çocuklar için!" diye söylenirken Ozan, Özgür'ü kucağından indirip aldığım paketlerden birini gizlice açıp ağzını Doğa ile gizleyip bir tane kurabiyeyi ağzına attı. Özgür bağırdı, "Aney! Buba kurabiye yidi!" Doğa araya girdi, "Yemedi bi kere! İspiyoncu yalancı!"

Komşu Oğlu Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin