Ben hala Hasan'a bakmaya devam ederken "Ne istiyorsun?" diye sordum.
"Seni istiyorum"
dediği an bakışlarım Savaş'a döndü.
Ne demek seni istiyorum??
Kendimi tutamadım ve omuzlarından ittim. Hafifçe geriye doğru sendeledi. Bunu beklemediği kesindi. Ama o kadar sinirliydim ki vurmaya devam ediyordum. Fakat güçsüz ellerim sert göğsünde pek bir etki bırakmıyordu.
Kulaklarıma Savaş'ın eşsiz gülme sesi çarptı. Onu ilk kez böyle gülerken gördüğüm için şaşırsam da sinirim daha baskın geliyordu. Yanağında belirginleşen çukura hayretle baktım. Gamzesi mi vardı?
"Sadece dikkatini çekmek için öyle demiştim"
Şaşkınlıkla başımı sağa sola salladım.
-Dikkatimi zaten sana vermiştim gerizekalı!
"O yüzden mi benimle, Hasan'a bakarak konuşuyordun"
O anda Hasan'a baktığımda şaşkınca bizi izlediğini gördüm. Savaş beni uyarırcasına öksürdü ve konuşmaya başladı.
"Herneyse konumuza geri dönelim. İstediğim şeyi yapacak mısın?"
Hasan'ın gözlerindeki o korkuyu gördüğüm için başımı olumlu anlamda salladım. Korkunun insana neler yaptıracağını en çok ben bilirdim. Savaş sırıttı.
"Evet mi, hayır mı?"
Derin bir nefes aldım ve "Evet" dedim. Sesim o kadar kısık ve güçsüz çıkmıştı ki...
Savaş'ın yüzündeki gülümseme genişlerken depodaki herkesin dışarı çıkması için emir verdi. O sırada da adamlar Hasan'ı bağlanmış olduğu sandalyeden çözüyorlardı. Özgürlüğü sadece kalın halatlarla kısıtlanmıştı. O halatlar aynı zamanda da benim boynumdaydı. Savaş adamlara Hasan'ı evinin önüne bırakmasını söyledi. Bu beni rahatlattı. En azından o kurtulmuştu...
Herkes depoyu boşalttığında sadece onunla ben kalmıştık. Yavaş yavaş koltuğa ilerledi ve oturdu. Her bir hareketinden cesaret fışkırıyordu. Ben sadece gözlerimle onun hareketlerini izliyorum. Öğretmenini örnek alıp onu gözetleyen çocuklar gibi. Başını önüne eğip elindeki demir kalemle oynamaya başladı. Kıymetli birşeye benziyordu. Etrafta ölümcül bir sessizliği kelemin açılıp kapanma sesi bölüyordu.
Bir şeyler düşünüyordu ama o Savaş Ulusoy. Ne düşündüğünü kimse anlayamaz. Bu düşüncem beni şaşırtsada gülümsememe mani olamamıştım. Daha önce kimse hakkında böyle saçma birşey düşünmedim.
Gülümsememi hissetmiş gibi bana baktı. Gözleri radar gibiydi. Hiç birşeyi kaçırmıyor.
"Gülümseyince daha az çirkin oluyorsun"
Bunu deyince istemsiz sesli güldüm. Gülümsemeyi özlemişim. Söylediği şeylerin komik olduğu için değil. Zaten komikde değil orası ayrı.
Sadece küçük bir bebeğin ilk gülümseme denemeleri gibi...
Heyecan verici ve eğlenceli.
Savaş'ın keskin bakışları üzerimdeydi. Sinirli değildi. Bu gerçekten olağanüstü.
"Eğer kötü yönlerini sayınca güleceksen daha çok sayabilirim."
Ardından yanlış birşey söylemiş gibi tereddütle konuştu.
"Yani kötü özelliklerin çok, o bakımdan"
Açıklama yapmak istercesine.
Onun bu sözü üzerine gözlerimi devirdim.
-Benden ne istiyorsun?
Koltuktan yavaşça ayağa kalktı. Konunun ciddiliğine bürünerek suratını sertleştirdi. Bana gözdağı vermek ister gibi.
"Okulda kalacaksın"
Dönüp dolaşıp yine okul konusuna gelmiştik. Her ne kadar onun okulunda okumak istemesemde kabul etmek zorundayım.
-Ne kadar süreliğine o okulda kalacağım?
Tek kaşını şaşkınlıkla havaya kalktı. "Süre derken?"
Bana doğru yaklaştı.
"Hep o okulda kalacaksın"
Bu isteği beni şaşırtmadı bile. Hayatımı yönlendirmeye çalışıyordu. Ama buna izin veremem. Ne de olsa Hasan'ı bırakmışlardı. Karşı çıksam sorun olmaz sanırım.
-Hayır
"Anlamadım?"
Sesi tehdit doluydu. Fakat bende bir etki yaratmadığı kesin.
Ona biraz yaklaştım. Bakışlarım uzun boyundan dolayı yukarı kaydı.
-Bence anladın.
İşaret parmağımla alnının kenarına dokundum.
"O zeka sende var."
Sırıttı. Aklından yine birşeyler geçiyordu.
"Biliyor musun annen çok iyi bir insan. Ayrıca babamla da çok yakın arkadaşlar. Yani olurda başına birşey gelirse çok üzülürüm"
Konunun birden anneme gelmesi beni afallatsa da sakinliğimi bozmadım.
-Ne demeye çalışıyorsun.
"Bence ne demek istediğimi anladın"
Sert parmağıyla alnıma dokundu.
"O zeka sende de var"
Ona yaptığım hareketlerin aynısını bana da yapıyordu. İç sesim "Seni annenle tehdit ediyor aptal" dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm. Bu kadar adi olamazdı değil mi?
O anki sinirle "Yapamazsın!" diye bağırdım. Sesim boş depoda yankılanmaya başladı.
Gülümsedi. Evet evet gülümsedi. Bu kadar ciddi bir olayda bile rahat davranabiliyordu. Bir insanın canı söz konusu. Üstelik o insan benimde canımken.
"Neler yapacağımı tahmin bile edemezsin"
Ben donmuş bir şekilde hala ayakta dikiliyordum. Sanki düşünme ve konuşma yeteneğimi kaybetmiştim. Sadece bir noktaya bakıyordum. Savaş etrafımda ağır ağır dönmeye başladı. Kulağıma yaklaştığını hissedebiliyordum. Yakınlığıyla rahatsız olurken söyledikleri ürpermeme yetmişti.
"Ailen...
Arkadaşların...
Akrabaların...
Güvendiğin...
Sevdiğin...
Hatta tanıdığın herkesi gözümü kırpmadan öldürebilirim. Sırf benim yakınımda durman için çevrendeki herkesi senden alırım ve yapayalnız kalırsın. Tabi bir kişi seni asla yanlız bırakmaz.
"O KİŞİ DE BENİM" dedi kendisini göstererek.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİYAH MEŞALE
Chick-LitAilen.. Arkadaşların.. Akrabaların.. Güvendiğin.. Sevdiğin.. Hatta tanıdığın herkesi gözümü kırpmadan öldürebilirim. Sırf yakınımda durman için çevrendeki herkesi senden alırım ve yapayalnız kalırsın. Tabi bir kişi seni asla yalnız bırakmaz! "O KİŞİ...
