Yelkensiz bir gemi olan hayatım Savaş'ın dalgasıyla oradan oraya savruluyordu. Ne bir kıyıya varıp bu yolculuğa son veriyor ne de batıp yok olabiliyordum. İkisine de izin vermiyordu. Bazen öyle sert esiyor ki. Sonrasında parçalarımı bile biriktirme izin vermeyecek kadar. Hepsi o karanlık denizinin köpüklü sularında gözden kayboluyordu. Yaptığım tek şey boğazımdaki yumru ile onları izlemek. Geri dönmeyeceğini bile bile.
Dayanamıyorum, yoruluyorum diye sızlanmıyorum ona karşı. O zaten her şeyin farkındaydı. Beni benden daha iyi tanıdığını düşünüyor. Çoğu olaylarda bu sözü yerini buluyordu. Haklı olması beni korkuttu. Benliğimi kaybediyor gibiydim. Artık Savaş gibi düşünüyor, kendimi ona itaat ediyormuş gibi hissediyordum. Söylediklerini yapmak bile artık gurumumu incitmiyordu. Bu kadar mı kendimden uzaklaşmıştım. Bahçeye çıkarken dedikleri kulaklarımda çınladı.
"İyileşiyorsun."
Kalemi elimde çevirip ajandamı kapattım. Aklıma gelenlerle yüzüme kondurulan o sinsi gülücük. Hatta sesli bir gülücük. Remzi Amca'nın bu ajandayı Eda'dan alabilmek için ne kadar dil döktüğünü anımsadım. Artık onun olan şeyi kullanmam diye diretmiyordum. Farkettim ki bu onun işine geliyor. Garip bir şekilde onunla inatlaşmak artık hoşuma gidiyor. Remzi Amca'ya olan ilgimi kıskanması, evindeki varlığını hatta kullandığım oksijeni kıskanması. Beni oksijen israfı olarak bile görüyor olabilir. Sadece Savaş konusunda üzerine gitmiyor, bu konuda damarına basmıyordum. Bu kesinlikle yapabileceğim bir şey değil.
Ahşap masamdan kalkıp pencerenin yanına geçtim. Savaş'ın mangal yakmasını ve Eda'nın onun etrafında pervane olmasını, sarıya çalan tülün arkasından izledim. Onların bu sorunsuz, mutlu anlarını gördüğümde için burkuluyordu. Sebebi o fotoğrafa kendimi koyamamam. Ben olmadığım zaman aniden çözülüverecek gibi duran problemler. Tüm yolları tıkamış gibiydim. Savaş'ın o eski lüks hayatını, ailesini. Eda'nın en çok yanında olmak istediği adamı, Remzi Amca içinse kızının mutluluğunu... Hepsini tıkamıştım. Bu yapboz parçaları arasından çıksam tüm parçalar tamamlanacak gibiydi. Sanki yanlışlıkla araya karışan, işe yaramaz bir parça gibiydi. Koca bir zaman kaybı. Savaş ise yaramaz bir çocuk. O parçanın buraya ait olduğunu savunan, zorladıkça zorlayan. Yıpratana kadar.
Kuruyan dalların çevrelediği bahçeye çıktım. Bir haftadır buralardayız ve havalar gittikçe soğuyordu. Bu durum son zamanlarda memnun olduğum en büyük şey. Remzi Amca beni eliyle çağırdığında gülümsedim. Savaş'ın gözleri çoktan beni bulmuştu. Bir sorun olup olmadığını ölçer gibi. Beni böyle süzmesinden nefret etsem de gülüşümü bozmadım. Remzi Amca'nın yaptığı tahta çardağa oturduk. İkimizin de gözleri Savaş ve Eda'nın üzerindeydi. Savaş'ın donuk tavırları, Eda'nınsa haddinden fazla olan sevinci. Gözlerim Remzi Amca'nın soğuktan kızaran suratına döndü. Buğulu gözleri ikisi üzerindeydi. Arada bir derin nefes alıyor, ağzından çıkan buhar hızla havada yok oluyordu. İkimizin üzerine de hüzün oturmuştu. Remzi Amca'nın üzülmesini istemiyordum. O da kızını düşünüyor, onun mutsuz olmasını istemiyordu. O sorumluluk ve sevgi sahibi bir babaydı. Masaya Savaş ve Eda'nın gelmesiyle bakışlarımı Remzi Amcadan çektim.
"Bir sorun yok öyle değil mi?"
Savaşı'ın sorusuna gülümseyerek 'hayır' dedim. Ardından Eda'nın acımasız sesi kulaklarıma ulaştı.
"Burada ondan başka bir sorun yok."
Sessiz olmaya çalışsa da söyledikleri duyulmuştu. Korkak gözleri Savaş'a dönerken ben de Remzi Amca'ya baktım. Son zamanlarda hastaydı ve ben onun üzülmesini istemiyordum. Vereceğim cevabı endişeli gözlerle bekledi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİYAH MEŞALE
ChickLitAilen.. Arkadaşların.. Akrabaların.. Güvendiğin.. Sevdiğin.. Hatta tanıdığın herkesi gözümü kırpmadan öldürebilirim. Sırf yakınımda durman için çevrendeki herkesi senden alırım ve yapayalnız kalırsın. Tabi bir kişi seni asla yalnız bırakmaz! "O KİŞİ...
