Savaş gideli tam iki saat geçmişti. Ben hala evimizin balkonunda uzanmış belirgin olmayan yıldızlara bakarak yaşadıklarımı düşünüyordum. Bazen kendimi sokaktan geçem kedinin yerine koyasım bile geliyor. En azından tek derdi yemek.
Gökyüzü şehrin ışıklarından ve kirliliğinden yıldızlarını saklamıştı. Diğerlerine göre daha parlak ve belirgin olan tek yıldıza bakarken zihnim dopdoluydu. Savaş ve tehditleri...
Ona asla boyun eğemezdim ama arada annem olunca elimden gelen hiçbir şey yok. Bunun adı ne?
Fedakarlık mı? Hiç sanmam.
Aşağıdan annemin sesi gelince aklıma müdürün ismini duyunca gülümsemesi geldi. Beni okula kayıt ettirirken de müdürle yalnız konuşmuştu. Neden bu adama bu kadar yakın davranıyordu?
Beynimde şimşekler çakarken başımı hızla iki yana salladım. Gözlerim dolarken nasıl böyle birşey düşünebilirim diye kendime kızıyordum.
HAYIR!
Annem yapmaz. Babamın anneme yaptığını annem asla yapmaz.
Aklıma teker teker anılar dolarken gözyaşlarımı akıtmamak için savaş veriyordum. Yanaklarım gözyaşlarımın sıcak ve tuzlu suyuyla ıslanırken bunları hiç düşünmemeyi diledim. Ben bu anıları kilitleyip beynimin en ücra köşesine fırlatmıştım. Birgün açığa çıkacağı aklıma gelmemişti.
Basit bir kuruntu yüzünden hepsinin teker teker beynime tekrar acıyla hücum etmesi hiç adil değil!
Zaten başımda yeterince dert yokmuş gibi birde aile meselemizi düşünmek istemiyordum ama çok geç. Herşey gözümün önünde canlanarak duygularımla dans ediyordu...
Babamın telefonundaki mesajlar, annemin babama bağırması, babamın anneme tokat atması, benim aralarına girmem ve burnuma gelen sert bir darbe...
Elimi burnuma götürdüğümde sıcak sıvı. Kanı gören babam mutfağı terk etmiş sonrasında da gelip bakmamıştı bile. Annemde ağlayarak kendi odasına çekildiğinde mutfakta tek başıma kalakalmıştım.
Dizlerimin üstüne oturduğumda burnumdan ağır ağır damlayan kana baktım. Kırmızının en güzel ve en parlak tonu.
Kan dindiğinde kanın elimde pıhtılaştığını gördüm.
Ancak pıhtılaşması parmaklarımın arasından dizlerime damlamasına mani olamıyordu...
Ürpererek gözlerimi açtım. Kendime bile hatırlatmaya korktuğum anıları sanki tekrar yaşamış gibi elim burnuma gitti. Elime baktığımda temiz elimi görünce derin bir nefes aldım.
Yattığım yerden doğrulduğumu fark edince tekrar uzandım. Gökyüzünü izlemem telefonumun titreşim sesiyle bölündü. Mesaja bakmak için telefonu dar kotumdan aldım. Mesajı açtığımda Savaş'tan olduğunu görünce istemsiz kasıldım. Telefonumun ışığı ıslak gözlerime yansıdı.
"İyi geceler Sincap. Yarın okulda görüşürüz."
Yarın okul olduğu beynimde dolaşırken kaşlarımı çattım. Herşey berbat olmak zorunda mı acaba?
Tüm keyfim kaçtığı için, ruhum gibi karanlık gökyüzüne son kez bakıp uyuşuk adımlarla odama yürümeye başladım. Umarım bu gece babamın yaptığı şeyi hatırlamam son olur. Çünkü dejavu yaşayarak o kötü olaylar tekrar başıma gelmiş gibi hissediyorum tekrar ve tekrar...
Bu annesinden dayak yemiş küçük bir çocuğun korkup rüyasındada aynı olayı görüp tekrar dayak yemesi gibi birşey.
Hani bazı kızlarda babalarına aşık derler ya, onları anlayamıyorum. Bu söz bana hiç olmadığı kadar imkansız geliyor. Babam sadece annemi değil beni de aldatmıştı, kandırmıştı.
Belkide babamla aramızda var olan mesafelere o kadın girmiş, keyfini sürüyordur. Ben babamın annemi aldatmasına üzgünken annemin onu affetmesine sinirliydim.
Belkide babam doğru söylüyordur, yani artık annemi aldatmıyordur. Ama babam beni suç işlemiş bir mahkum gibi cezalandırmış ve elimden güvenimi almıştı. Benim en değerli şeyim güvenim gitmişti. Bu yaşıma kadarda sevgilimin olmamasının sebebi de bu olabilir. Eski okulumdaki arkadaşlarım sevgililerini dünyanın en dürüst insanı olarak görürken, onlara bu körlüklerinden dolayı kızamıyordum.
Gerçekleri görmüyorlar. Ya da bilmiyorum belki de ben haksızım...
***
Odamın kapısının tıklatılmasıyla gözlerimi ovuşturarak açmaya çalıştım. Odamdaki aydınlık karanlığa alışmış gözlerimi acıtırken kimin geldiğini öğrenmeye çalışıyordum. Zeliha teyze benim bu halime gülümseyerek bakarken beni kahvaltıya çağırdıklarını söyledi. Ağır ağır kalkarken uykusuzluktan yatağa yapışasım geliyordu. Dün gece sürekli babam ve annemi düşünmüştüm. Dolayısıyla gözüme gram uyku girmemişti.
Evet gerçekten bazı şeyleri kafama çok takıyorum.
Okul çantamı alıp merdivenlerden aşağı inerken annem ve babamı kahvaltı yaparken görmek beni şaşırtsada bozuntuya vermeden masadaki yerimi aldım. Araları şu sıralar iyi olmalıydı.
Gülümseyerek günaydın dediler. Onlara zoraki bir şekilde gülümseyerek karşılık verdim. Babam kahvaltısını yaparken istemsiz gözlerimi ona dikmiş rahatsız edici bir şekilde onu inceliyordum. Geçmişteki yaşananları beynimde sanki siyah perdede film izliyormuş gibi, bazı yerleri kesik ve yer yer bulanık izlemiştim. Onları hatırlamak bende soğuklaşmaya sebep olmuştu.
Babam ona baktığımı fark etmiş gibi bana baktı. Hafif bir tebessümle tekrar önüne döndü. Bugün fazla gülümsüyordu her ikiside. Tamam hiç şikayetçi değilim ama sanki yer değiştirmiştik.
Bugünde benim somurtasım geliyordu.
* * *
Okula geldiğimde gözüm Savaş'ı görmemenin rahatlığı ile etrafı inceliyordu. Ama bu onun gelmeyeceği anlamına gelmese de bozuk olan moralimi dahada bozmamaya karar verdim.
Okulun bahçesinde ilerlerken gözüm okul tabelasının yanındaki siyah meşale ambleminin olduğu tabloya takıldı. Amblemin kopyası okulun girişinde asılıydı.
Siyah meşale amblemden çok her şeyin başladığını temsil eden bir işaret gibiydi benim için...
Basit bir sembol kalbimin atışlarını hızlandırabilecek etkideydi. İlk Savaş'ın formasının üzerinde görmüştüm bu işareti, her ne kadar bu okulun amblemi olduğunu bilmesemde. Sonra Cem sayesinde bu okulun işareti olduğunu anladım. O zamanlar koşarak uzaklaşmak istediğim bu okula şimdi kendi ayaklarımla tıpış tıpış geri geliyordum.
Hayat adeta benimle oyun oynuyordu. Yapmam dediğim şeyleri ya yapıyor, yada mecbur bırakılıyordum. Olmaz dediğim şeylerin olmasını hiç saymıyorum bile.
Okul bahçesindeki banklardan birine oturup bahçedeki öğrencileri izlemeye başladım. Kızlar alışveriş yapamamalarından, kredi kartlarının limitinden, erkekler kız tavlamadaki hünerlerinden ve çapkınlıklarından bahsederken çoğu mutlu ve tasasız görünüyordu benim aksime. Onlarınki ufak tefek şeylerin arkasındaki abartı şikayetlerdi sadece.
Ben mi?
Suratım düşmüş dudaklarımı sanki yapıştırmışlar gibi gülmek istemiyorlardı. Aslında gülmek için neden bulamıyorlar desek daha doğru olur. Savaş'ı düşündükçe kendime hem kızıyor hemde keşke şöyle yapsaydım diyerek kemdimden tavsiye alıyordum. Dışarıdan geçen biri düşüncelerimi okusa bana deli zannedip okuldan attırırdı.
Bunun gibi saçma düşüncelere nasıl daldıysam banktaki hareketliliği son anda fark ettim. Yan tarafıma baktığımda Şeyma'nın güler yüzlü ifadesiyle karşılaştım. Anlaşılan hafta sonu gayet güzel geçmişti.
Artık suratım ne derece somurtuyorsa Şeyma'nın da gülümsemesi azalmıştı.
Onunda mutluluğuna gölge düşürmek istemezdim ama benim gölge düşecek bir mutluluğum bile yok.
Karanlıkta gölge belli olur mu?
Karanlık siyah ama siyahın da tonları var değil mi? Sanırım buna en iyi örnek Savaş'ın mekanındaki duvarlar.
Siyah duvara siyahın tonuyla resimler...
Allah kahretsin herşeyi ona bağlamak zorunda mıyım!!
Oylarınızı ve yorumları bekliyorum :))
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİYAH MEŞALE
Chick-LitAilen.. Arkadaşların.. Akrabaların.. Güvendiğin.. Sevdiğin.. Hatta tanıdığın herkesi gözümü kırpmadan öldürebilirim. Sırf yakınımda durman için çevrendeki herkesi senden alırım ve yapayalnız kalırsın. Tabi bir kişi seni asla yalnız bırakmaz! "O KİŞİ...
