Öfke...
Bu öyle bir şeydir ki; önüne kattığı her şeyi silip götürür. Kontrol edilmesi zor bu duygu Savaş'ta imkansız duruyordu. Aslında pekala kontrol edebilirdi ama bunu istemiyor. Nefretinin, kininin ve lanet olası öfkesinin hep canlı kalmasını istiyordu. Bu oydu ve onu var eden bu duygulardı.
"Herkes dışarı çıksın!"
Bir cümlesi bile bu kadar etki yaratırken onunla yalnız kalma fikri beni mahvediyordu. Keskin sesiyle söylediği cümle sert bir yutkunmaya sebep oldu. Sesi yüksek olmasa da cümlenin içindeki anlam bana "kaç!" diye bağırıyordu. Gözlerini üzerimden ayırmazken yanılmışlık hissiyle kendimi suçladım. Değişenin hep kendim olduğumu savunurken karşımdaki gözler bunun yalanını gün yüzüne çıkarmıştı. Evet değişen oydu. Bana doğru yaklaşırken boğazıma dizilen hıçkırıkları durdurdum.
Onun gözümün önünde değiştiğini fark edememiştim!
Kollarıma kenetlediği parmaklara nemli gözlerimle baktım. Suratına bakmam için sertçe bedenimi sarstı. Demir parmakları resmen etime gömülmüştü. Gözlerindeki korkunç ifadeye baktım.
"Senin ne işin var burada?"
Kollarımı tutarken beni sertçe duvara itmesini beklemiyordum. Taş duvarın kemiklerimi sızlatacak cinsten çarpmasıyla inledim. Sanki taşlar onu savunur gibi omurgama saplanmıştı. Gözlerim daha önce görmediğim bakışları süzerken suratımı dikleştirdim.
-Bana söylemeliydin!
Ellerini sertçe saçlarından geçirirken kendini zor tutuyordu. Bana söyleseydi bunların hiç biri yaşanmayacaktı. Sıcak damlalar yanaklarımdaki yerlerini bulduğunda tekrar koluma yapıştı. İki kolumun da dirseğini sıkarken ağzımdan engelleyemediğim bir çığlık kaçtı. Orantısız gücü karşısında sesli bir şekilde ağlarken ileride o üç adamın da bizi izlediğini fark ettim. Dövüldükleri için yerlerinden kalkıp dışarı çıkamamışlardı. Ezici bakışları altında nefesimin daraldığını hissettim. Bu yaşadıklarımın, hırpalanmamın, ezilmemin başkası tarafından şahit olunmasını istemiyordum. Bakışlarımı takip eden Savaş kendine geliyormuş gibi kollarını üzerimden çekti.
"Bir daha böyle bir şey yapmayacaksın!"
Sesi itiraz istemiyorum tonundaydı. Onu onaylamamı bekliyor. Bu benim alışkın olmadığım bir şeydi. Tıpkı o kendisine karşı çıkılmasına alışmadığı gibi bende yönetilmeye alışkın değildim. Galiba ikimizde birbirimize bunları öğretiyorduk.
-Söz veremem.
İşaret parmağını bana doğru sallarken tehdit edici sesiyle konuştu.
"Benimle oynama Ada! Buna izin vermem."
Yıkılmış bir halde ona bakarken gözyaşlarım suratımı yıkamaya devam ediyordu. Batan taşları umursamadan yavaşça duvardan kaydım. Önünde eğilmiş olmak can çekişen gururuma bir darbe daha indirdi. Fakat yinede kalkacak gücü kendimde bulamıyordum. Toprağın soğukluğunu hissettiğimde ürperdim. Babamla işbirliği mi yaptığını düşündüm. İkiside beni kırmak, hırpalamak ve giderek yok etmek için programlanmış gibiydi.
İçimdeki umursamaz kız gülümsedi. Ellerini iki yana açarken "baban iş birliği için bile olsa seninle uğraşmaz" diye fısıldadı. Kulaklarımı kapatma isteğimi zorlukla bastırıp bakışlarımı tanıdık botlara diktim.
"Misafirlikte üzerine çay döktüğüm kadın zorlukla gülümsedi. O bile babamın tepkisinden çekinmişti. Elimde bardakla masumca beklerken ilk olarak ahşap parkede bana yaklaşan botları görmüştüm. Minik kalbimin atışları giderek hızlanıyordu. Botlar tam önümde durdu. Elimdeki bardağı korkumu bastırmak adına sımsıkı tutmuştum. O bir tek bana taviz vermeyen çehresi görüş alanıma girdi. Omuzlarımdan tutarak beni sarstığında iri elleri arasında küçük bedenimin kaybolduğunu hissettim. Kızma seslerini dinlemiyordum bile...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİYAH MEŞALE
ChickLitAilen.. Arkadaşların.. Akrabaların.. Güvendiğin.. Sevdiğin.. Hatta tanıdığın herkesi gözümü kırpmadan öldürebilirim. Sırf yakınımda durman için çevrendeki herkesi senden alırım ve yapayalnız kalırsın. Tabi bir kişi seni asla yalnız bırakmaz! "O KİŞİ...
