49.BÖLÜM (Güzelim)

3.2K 150 38
                                        


Bu sefer değişik bir fon kullanmak istedim. Bu aralar vizelerim olduğu için yazamıyorum. O yüzden kusura bakmayın. Keyifli okumalar..

Hayat...

İnsanlara ders verme aracıdır. Genci, yaşlısı, erkeği, kadını, çocuğu...

Herkes doğuştan öğrencidir burada. Ben yapmam bunu dersiniz sonra kedinizi onu yaparken bulursunuz. Onunla hayatta konuşmam dersiniz, bir bakmışsınız en samimi olduğunuz kişi o. Ön yargıyla yaklaşırsınız, sonunda karar değiştiren, lafınızı ezen siz olursunuz.

Bir gece kendi kendime konuştuğumda içimi acıtan cümleyi tekrarladım.

"O öldü Ada
Öldü!"

Son zamanlarda en çok tükettiğim cümle buydu. Kabullenmiştim. Vazgeçmiştim. Boyun eğmiştim.
Dedim ki; Tamam her şey bitti. Bir daha onu göremeyeceğim.
Dünyaya bir Savaş ULUSOY daha gelmeyecek.

Hayat bana gülümsedi. Son süprizimi yaptım, en son kozu ben oynadım der gibiydi. Kandırılmıştım.
Hayat Savaş'la iş birliği yapıp duygularımdan çalmıştı.

Ah o üzüntülerim...
Hepsi boşuna mıydı. Olmayan bir şey için miydi.

Kolları beni bıraktığında sendeledim. Yere düşmemi engellemek için uzandığında ondan daha çok uzak durdum. Elim aramıza bir perde gibi girmişti. Kendimi ilk kez ona bu kadar uzak hissetmiştim.

Öldüğünde.. Öldüğünü sandığımda bile bu kadar mesafe yoktu sanki aramızda. Koskoca bir boşluk..

-Dokunma!

Titreyen ses tonum yaşadıklarımdan hala bir pay çıkaramadığımı gösteriyordu. Yaşıyordu. Yanımdaydı.
Kanlı canlı karşımda duruyordu.

"Ada."

Gözyaşımın çeşmesi yeniden açıldı. İsmimi söylemesi...
O ettiği tek bir kelime bile beni o kadar etkiliyordu ki.

-Ö..Ölmüştün sen.

Ellerim yüzümü kapattı. Mekan diye bir kavram yoktu. Zaman yok. Hiç bir şey yok.
Yalnızca Savaş.. Ve yanıbaşımızdaki yalanları.
Açıklama bekleyen sorular benim paçama yapışmıştı. Anlatması gereken, anlatmam gereken o kadar çok şey vardı ki.

"Sensiz kalmak..
Zordu."

Yerdeki taşı hızla başına geçirdim. Bunu o kadar hızlı yapmıştım ki bir an yerin ayağımın altından kaydığını hissettim. Kan şakağından aşağı doğru süzüldü. Acımadım. Kanının akmasından canım yanmadı. Elleri alnına gidip kana dokundu. Ama umursamadı.

Önceden en ufak acısını kalbimde hissederdim. Yandığını düşünmek, o şekilde öldüğünü bilmeye zor alışmıştım. Şimdiyse kanlı canlı eti karşımda...
İdrak edemiyordum.

-Mezarına geldim ben! Mezar taşını öptüm!

Yere çöktüğümde ağır çekimde gibiydim. Saçlarım gözlerimin önüne savrulup onunla arama girdi. Parmaklarım saç diperine dalmıştı. Orantısız çekiyordum.
Dişlerimi kırılacak şekilde sıktım. Kendimde değildim. Güçlü kolları kelepçe gibi bileklerimi sardı. Derin ve sesli nefeslerim onunkine karıştı. Yanıma hızla çöküp yüzünü bana yaklaştırdı. Nefesini hissettim. Yine ve yine yaşadığını kendime hatırlattım.

"Bunu kendine yapma!"

Yanımdayken ona bu kadar uzak olmak beni kahrediyordu. Ağlamalarımın arasında fısıldadım.

-Bunu bana sen yapıyorsun.

Güçsüz çıkan sesim... Daha da ağlamama neden oldu. Kendimi aptal gibi hissetmiştim. Ortada dönen hiç bir işe yaramayan, kandırılan bir aptal!

SİYAH MEŞALE Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin