"Olayların ciddiyeti son anda fark edersen bedelini ödersin."
Arabada iç sesimin felaket habercisi sözlerini dinlerken ormanlık yolun sonuna geldik. İçimden kendi yolumun da sonuna geldiğimi söylüyordum.
Savaş arabayı toprak yolda kaydırarak aniden durdurdu. Kendimi ön cama yapışmaktan son anda kurtarmıştım. Ellerimde torpitodan destek alırken önüme düşen saçları sinirle çektim. Savaş arabanın etrafından dolanarak kapımı açtı ve kolumdan çekiştirerek arabadan indirdi. Çekiştirilmenin acısıyla adımlarımı hızlandırdım. Etrafıma baktığımda terk edilmiş bir kağıt fabrikasında olduğumuzu gördüm. Korkum iyice artarken çoktan dediklerim için pişman olmuştum. Haklı olmam onun bunu kabul edeceği anlamına gelmiyordu. Deponun kapısının önünde durduk ve Savaş bana döndü.
"Bak Ada! Son kez soruyorum. Okuldan kaydını aldıracak mısın? "
Sesinin altında bile tehdit vardı. Korkarak gözlerinin içine baktım. Orada en ufak bir acıma bekliyordum. Evet acınmaya tahamülüm olmayan ben onun bana acımasını istiyordum. Nemli gözlerimle toprak rengi gözlere baktım. İçerisinde her tonu barındırıyordu. Daha fazla bakıp irdelemek istesemde vermem gereken bir cevap vardı.
-Neden okulda kalmamı bu kadar çok istiyorsun?
Sessizce beklediğinde beyninde bir şeyler tartıyor gibiydi. Cevabını çok merak ediyordum. Oda bunu fark etmişti. Kendinden taviz vermeyen ve işine gelen bir cevap arıyordu.
Sessizliğin sonunda konuşmaya başladı ve sadece doğruluğu bastıran cümleleri ekledi.
"Bir sebebi yok! Lanet olsun sadece okulda kalmanı istiyorum!"
Gür sesi cümleyi bastırmak istiyor gibiydi. Bende artık sinirlenmeye başlamıştım. O istedi diye o okulda kalamazdım. Neymiş bir sebebi yokmuş!
Elimle yüzümü kapattım. Tüm bunların rüya olmasını o kadar çok istiyordum ki. Her şeyin bitmesini ve kendimi karanlık odamda bulmak istiyordum.
Ellerimi yavaşça yüzümden çektim. Karşımda sinirli bakışlarla beni süzen Savaş'a baktım. Bende insandım. Sadece o sinirlenip esip gürleyemezdi. Hareketlerimi kısıtlıyor ve sinirlerimi altüst ediyordu.
-Sen istedin diye o lanet okulda kalacak değilim. Anladın mı?
Derin nefes aldım. Daha sakin ve ikna edici bir tonda konuşmaya çalıştım. Sosyal ilişkilerimin önceden berbat olması işimi zorlaştırıyordu.
-Bak ben seninle aynı ortamda olmak istemiyorum. Sen...sen çok teklikelisin. Tamam annenle tanışacağım ama o okuldan kesinlikle gideceğim.
Kararlı sesime karşı suratıma "öyle mi?" dercesine baktı. Benden son bir onay istiyor gibiydi.
Başımı aşağı yukarı salladım. Sanki bu hareketimi beklermişcesine aniden deponun kapısını sertçe açtı ve beni karanlık deponun içine itti. Karanlık olduğu için önümü göremedim ve yere tepetaklak düştüm. Yerdeki çakıllar avuç içlerime bakarken acıyla inledim. Kalkmaya çalışırken etraf loş ışıkla aydınlandı. Direk Savaş'a baktım.
Çok sinirli ve korkunç görünüyordu. Beni istese anında burada keser poşetlere doldurur ve ağaçların dibine gömerdi. Eminim kimsenin ruhu bile duymazdı. Zaten duysalar bile müdahale edecek cesaretleri olduğunu zannetmiyorum.
Ayağa kalktığımda avuçlarımdan yere damlayan kana baktım. İri cüssesiyle yanıma yaklaşırken zorlukla yutkundum. Korkuyordum. Adımlarım benden bağımsız geriledi. Bakışları arka tarafa kaydı ve yüzüne bir sırıtış yayıldı. Yoksa benim de kitaptaki kızlar gibi sırtım duvarla mı buluşacaktı.
Ahh hiç sanmıyorum.
Bana bir adım daha yaklaştı. Sonrasında benim geri gitmemle ayağımın boşluğa gelmesi aynı alda olmuştu. Panikle çığlık atarak geriye doğru savruldum. Kendimi çukurun içinde bulmam aynı saniyeler içerisinde olmuştu.
Allah kahretsin!
Geri geri giderken çukura düşmüştüm. Çukurdan kalkmaya çalışırken Savaş belindeki silahını çıkardı.
Gözlerim yuvalarından çıkacak gibi oldu. Ne yani beni öldürecek miydi?
Kokaklık etme Ada!
Fakat silahın namlusu bana dönükken bu pek mümkün değil. Zihnime verdiğim uyarılar etkisiz kalıyordu. Hatta ters teptiğine eminim.
Bakışlarımı silahtan çekip etrafa kaydırdım. Onun gözlerine bakmaya cesaretimden ufacık bir zerre bile yoktu. Çukurun yuvarlak olmadığını fark ettim. Oturur vaziyette arkama doğru baktığımda uzunlamasına bir çukur olduğunu gördüm. Oturduğum için derinliği çeneme kadar geliyordu.
Kafamı çevirip yan tarafıma baktığımda kazma ve kürek görünce beynim dank etti.
Aman Allah'ım bu bir mezardı!!
O yüzden çukur uzundu. Ne kadar salağım. Alaycı bakışlarla beni izliyordu. Sanırım anlamadığımı oda fark etmişti ve vereceğim tepkiyi bekliyordu.
Gözlerim anında doldu ve acı bir çığlık attım. O kadar çok bağırdım ki çığlığım boş depoda yankılandı ve bu tepkim onun yüzünü buruşturdu. Şu an bir mezarın içindeyim. Bağırarak ağlamaya başladım. Çukura değmemeye özen göstererek kalkmaya çalıştım. Hıçkırıklarım boş depoda yankılanıyordu.
Çukurdan kalkmaya çalışırken Savaş silahının tetiğini çekti. Ona bakmasam da tetiğin keskin sesi çığlıklarımın arasında duyuldu. Korkuyla ona doğru baktığımda indirmiş olduğu silahını tekrar bana doğrulttuğunu gördüm.
Daha fazla bu mezarın içinde kalamazdım. Alnıma dayanan silahı umursamıyordum bil.
Ağlamaktan nefesim kesiliyordu. Bir çeşit nöbet geçiriyordum. Biraz daha bu boş mezarın içinde durursam mezar artık boş olmayacaktı.
"Eee ne diyosun güzelim okuldan ayrılacak mısın? "
Hemen "Ha-hayır ...ayrılmayacağım. Nolur çıkmama izin ver." dedim. Sanki korkularımı biliyormuş gibi davranıyordu. Tespitini yapıp ona göre kozlarını kullanıyordu.
"Güzel bende öyle tahmin etmiştim"
Mezarın etrafında yavaş adımlarla dönüyordu. Birden durdu ve bana ciddiyetle "Buraya daha önce birini daha gömdüğümü söylemiş miydim? " dedi.
Ağlamam daha da şiddetlendi. Ölüyle aynı yerdeydim.Korkudan kıpırdayamıyordum bile. Tekrar ağlayan sesimle "Nolur ne istersen yaparım, çıkar beni buradan " dedim.
Bana doğru eğildi ve saçlarımdan bir tutam alarak öptü. Hiç normal davranmıyordu.
"Yanımda kalacak mısın?"
Başımı salladım. Beynim uyuşmuştu. Sağlıklı düşünemiyordum. Sadece şu lanet yerden defolup gitmek istiyordum. Toprağın tüm soğukluğunu hissederken ölünün zızlanmaları zihnimde yankılanıyordu. Muhtemelen beynimin uydurduğu seslerdi bunlar. Ama bunu ayırt edecek kadar kendimde değildim.
Bana doğru eğildi ve belimden tutarak beni mezarın içinden çıkardı. Bacaklarım tir tir titriyordu. Belimdeki eller çekilince dizlerimin üzerine tekrar düştüm. Sadece mezara bakıyordum. Savaş beni tekrar kucağına aldı ve deponun çıkışına doğru yürüdü. Bedenim sarsılırken normalde asla yapmayacağım bir hareketi yaparak ona sarıldım. Kollarımı koala gibi boynuna doladım sanki beni tekrar o mezarın içine atacak gibiydi.
Ama bu hareketim onu gülümsetti. Gülümsemesini kıpkırmızı olduğuna emin olduğum gözlerle izledim. Ondan nefret ediyordum.
Beni arabanın ön koltuğuna oturttu. Buraya gelmeden önce beni fırlattığı koltuğa şimdi nazikçe oturtmuştu. Peki umrumda mı?
Hayır!!!
Oda sürücü koltuğuna oturarak bana döndü.
"Eeee anlaşmanın şartlarını tekrar hatırlatmama gerek var mı? " dedi ve arabayı çalıştırdı. Şu an pişkin pişkin sırıtıyor ve ben onu öldürmek istiyorum. Bunu bana nasıl yapardı? Kendimi delirecekmiş gibi hissediyorum.
Ama ona karşı çıkmamayı gayet iyi öğrendim. Başımı sağa sola salladım. Daha şoktan çıkamamıştım. Arabanın dikiz aynasından kendime baktığımda ruh gibiydim.
Nasıl bu hallere düştüm ben diye düşünürken ağzımdan bir hıçkırık kaçtı ve sesli bir şekilde, pardon çok sesli bir şekilde ağlamaya başladım. Neden ben?
Araba durduğunda sert kollarıyla beni kendine çekti. Hıçkırıklarım hala devam ederken acınası sesler çıkarıyordum. Vücudumda hala toprağın izleri vardı.
Bedenim sanki bana ait değildi...
Tepki veremiyordum...
Düşünemiyordum...
En sonunda Savaş'ın "Üzgünüm sincabım" dediğini duydum.
Sonrası karanlık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİYAH MEŞALE
ChickLitAilen.. Arkadaşların.. Akrabaların.. Güvendiğin.. Sevdiğin.. Hatta tanıdığın herkesi gözümü kırpmadan öldürebilirim. Sırf yakınımda durman için çevrendeki herkesi senden alırım ve yapayalnız kalırsın. Tabi bir kişi seni asla yalnız bırakmaz! "O KİŞİ...
