39.BÖLÜM (Depo)

6.5K 249 30
                                        


İnsan daima mutlu olduğu yerde durmak ister. Huzuru, güveni hatta aşkı kimde bulursa ona sığınır.
Küçüklüğünden aile sevgisi görmemiş bir kız çocuğu düşünün...
İçimdeki Ada bağırmaya başladı elini kaldırarak.
Ben, ben, ben!
Düşüncelerime, içimdeki Ada Soysal'a acıyarak devam ettim. O küçük kız belli etmese de o kadar açtı ki bu duygulara. Umursamaz olması ancak çevreyi kandırır. Ailesiyle mutlu olanlara ne kadar nefretle baksa da bir o kadar hasrettir.
İç sesim anlattığım şeyle başını öne eğdi. Kendi üzerimden anlatmamı anlamıştı. Örnekleri bile yaşadıklarımla harmanlayıp öne sunuyordum.
Babamın annemin bana aşılayamadığı duyguları tanımadığım birinde buluyordum. Bunun bana ne hissettirmesi gerektiğini bilmiyorum ama tek bildiğim şey, bir şeylerin doğru olmamasıydı.

Savaş Ulusoy...

Bir anlaşma uğruna peşimi bırakmayan, yeri geldiğinde tehdit eden, kırıp döken, parçalarımı acımasızca bulamayacağım yerlere savuran adam. Ama aynı zamanda güveni bana ilk aşılayan, karşılıksız koruma iç güdüsüne sığındığım ve ilkleri yaşadığım adam.

Evet Savaş yanında her zaman güzel şeyler getirmiyor. Hatta onun yapısında genellikle kötü şeyler mevcut.
Hayatta çoğu şey böyle değil mi?
Birşey ne kadar güzelse bir o kadar da kötüdür. Ama Savaş bir istisna. Onda kötü olan şeyler ağır basıyor.
Güven, huzur, mutluluk gibi duyguların yanı sıra nefret, öfke, kini de yanında getiriyordu.

Gözlerimi tekrar gür kirpiklerinde gezdirdim. Birçok kızı kıskandıracak şekildeydi. Düzenli nefes alış seslerinden başka birşey yoktu odada. Parmağımı kirpiklerine dokundurduğumda gıdıklanma hissiyle gülümsedim.

"Kes şunu."

Kirpiğindeki elim korkudan sıçrarken kenardaki yastığı alıp kafasına vurdum. Yataktan esneyerek kalktım. Köşedeki saate baktığımda çoktan on olduğunu gördüm.

-Yine okula geç kaldık!

"Bugün cumartesi. Hangi öğrenci bu günü unutur"
Uykulu sesiyle homurdandı.

-Kusura bakmada günleri hatırlamakla uğraşacak vaktim yok.

Cevap vermeyip yastığa başını gömdü. Sinsice yaklaşıp yastığı suratının altından hızla çektim. Benim rahat vermeyeceğimi anladığında pes edip gözlerini açtı. Dağılmış saçlarını düzeltip yatakta oturur pozisyona geçti. O an parmaklarımı yumuşak saçlarına daldırmamak için kendimi zor tutmuştum. Aramızda çok uzun gibi gelen sessiz bir bakışma geçti.

-Kimdi onu yapan?

"Bulucaz."

Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken ona anlamadığımı belirten bir bakış attım.

-Bulucaz?

Kollarını başının arkasına koyup rahat bir pozisyona girerken cevap verdi.

"Evet bulucaz, sende bana yardım edeceksin."

Cevap vermediğimde bu işin ona zarar vermemesini umuyordum. Ne de olsa uğraşılan kişi bendim. Ama o kendini öne atmıştı. İstese benim problemim değil deyip kenara çekilebilirdi. Elleri ellerime kayarken bakışlarımı gözlerine çevirdim. Güven vermek ister gibi sıkıca tutmuştu.

"Korkma. Sana zarar gelmesine izin vermem."

-Korkmuyorum.
dedim kaşlarımı çatarak. Başını sallayıp elimi bıraktı. Tesellisi bile bu kadar. Elimde derin bir boşluk hissi baş göstermişti. Sıcak ellerini çekince yaşadığım ürpermeyi kaşlarımı çatarak bastırdım.
Hiçbir ifade belli etmeyen bakışlarla etrafı süzerken o çoktan yataktan çıkmıştı.
Tişörtünü seri bir hareketle çıkardığını gördüm. Yatakta oturmaya devam ederken parmaklarıma işkence veriyordum. Birden düşüncelerimi bölen şeyle sıçradım. Suratıma sertçe çarpan tişörtü sinirle kucağımdan aldım.
Elektiriklenen saçlarımı düzeltirken tişörtü çoktan odanın köşesindeki yeri bulmuştu.

SİYAH MEŞALE Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin