Bedenlerin Dansı

5.8K 354 100
                                        


Ufak açıklama sonda. İyi okumalar!

Jett ortalıktan yok olmuştu. Son sekiz saattir onu hiç görmemiştim ve...

Öhöm... Tabii ki bunun beni ilgilendiren hiçbir kısmı yoktu.

Yine de, NEREDEYDİ BU ADAM?

Senelerce her şeyden hastalıklı bir şekilde kaçan tarafım, birilerinin yanında olmasına çabuk alışmıştı. Jett, tam bir uyuşturucuydu ve ben de keşin tekiydim. Ya da bir başka deyişle: Onun dudakları şaraptı ve ben de sarhoş olmak istiyordum...

Demek Sheakspeare'den alıntılar Ann ha?

Tamam, tamam. Evet çocukluğu bir yana bırakırsak...

Acaba Kelly mi gelmişti? Düğün hazırlıkları mı yapıyorlardı? Ya da, ya da, daha önemlisi SEKS Mİ YAPIYORLARDI?

Tanrım.

Midemden yükselen yakıcı sıvıyı durdurmak için yutkundum. Bunları düşünmemeliydim. Onun benden olabildiğince uzaklaşmasını istemiştim ve şu işe bak ki tanrı, ilk defa benim dileklerimi gerçekleştirmeye tenezzül etmişti.

Of.

Şimdi içeri girecek duş alacak ve daha önemli ve zevkli şeyler düşünecektim.

Mesela babanın cinayetini...

Ahh! Homurdanarak kapının kolunu tuttum ama ateşe değmişim gibi aniden çektim.

Ya cidden sevişiyorlarsa? Tam olarak orada, kapının önünde, salonda, mutfakta?

Bununla nasıl yaşayacaktım?

Kelly bununla nasıl nefes almaya devam edebilecekti?

Yani sonuçta ben sağı solu belli olmayan yarı deli bir katildim...

Gözlerimin önüne kanlı bir görüntü gelince uzun zamandır ilk defa irkilmek yerine gülümsedim. He he he.

Bir dakikalık kendime saygı duruşumun ardından derin bir nefes aldım. Daha fazla oyalanırsam biri beni kapıya sadistçe gülümserken yakalayacaktı.

Tek hamleyle kapıyı açtım. Yara bandını tek kerede çekmeliydiniz.

Tanıdık ev kokusu üzerime boca olurken, gür bariton bir kahkaha sesini işittim.

Bu sesin Jett'e ait olmadığını binlerce kilometre öteden bile anlayabilirdim.

Şükürler olsun. Evde yalnız değillerdi.

Kapıyı kapatıp holden salona doğru sesi takip ettim. Ferah alana girdiğimde Preston'ı bulmam fazla vakit almadı.

Ve bulduğumdaki görüntü çok tuhaftı. Çok.

Bir doksanlık dev adam ayaklarını masaya uzatmış elindeki şeyin tuşlarına basarak televizyondaki insanları öldürüyordu. Ve elbette hayır tuhaf olan bu değildi. Tuhaf olan platin saçlı ufak bir kız çocuğunun çirkin kocaman ayak tırnaklarına oje sürmesiydi.

Minik kız başını kaldırıp gri gözlerini gözlerime odaklayınca ciğerlerimdeki oksijen bir anda uçup gitmişti. Bedenimdeki kan akışı donarken gülümsedi. Bu hayatımda gördüğüm en güzel gülümsemeydi. Babasının kanlı sırıtışıyla ilgisi olmayan saf bir tebessüm.

Kıkırdamadan önce inledi ve minik ellerinin ayaktan çekip konuştu.

"Oh sonunda bir kız! Çok çirkin tırnakların var Preston!" Bree bana sırıtırken genzim yanmaya başlamıştı. Tanrım.

KaçakHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin