Son Öpücük

5.6K 356 25
                                        

Beş sene önce...

'Saat altıda tren istasyonunda.'

Karmaşık el yazısını son kez okuduktan sonra klozetin içine atıp sifonu çektim. Transseksüel insanların yaptıkları her şeyi güzel yapmasını beklerdiniz. El yazılarının da güzel olmak zorunda olmadığını şimdi öğrenmiştim.

Gerçi ben kimdim ki, yargılıyordum?

Benim yazım çok daha kötüydü. Üstelik Tanrı beni doğuştan vajinayla yaratmış olmasına rağmen.

Yine saçma sapan şeylere takılmaya başlamıştım. Bu da stres seviyemin ne kadar aşırı olduğunun bir göstergesiydi. Beynim kendini başka şeylerle oyalayarak savunuyordu.

Summer...

Summer ölmüştü.

Onu küvette boğulmuş bulmuşlardı. Hiçbir yerinde kesik yoktu, sadece boğulmuştu. On santimetre suda.

Biri onu boğmamıştı. Boğuşma izi bulamamışlardı. Herkes uykusunda hareket ettiğini söylemişti. Cinayet değildi, intihar?

Bilerek değildi.

Ama ölmüştü. Savaşmasına rağmen. Her ilacı içmesine, doktorların raporlarına göre son derece itaatkar bir hasta olmasına rağmen ölmüştü.

Azrail'in benim için gelmesine ne kadar kalmıştı?

Daha fazla oturduğum yerde hayatımın ellerimden yumuşak bir saten parçası gibi kayıp gitmesine izin veremezdim. Son aylarda kaçamayacak kadar korkaktım. İnsanlar kaçmanın dahi korkaklık olduğunu söylerken...

Başımı iki yana sallayarak düşünceleri savuşturup içeri gitmeden önce kendimi son kez aynada inceledim. Saçlarım dağınıktı, yüzüm solgundu, çirkindim. Hastaydım. Dışarda onun kucağına atlayan tonlarca kız varken hala benimle işi neydi?

Göğsüm sancıyarak gözlerimi kapattım. Onun için güzel olmayı isterdim. Sağlıklı olmayı. Belki tecavüze uğramış ama babasını öldürmemiş olmayı.Bir şekilde affedilebilir olmayı isterdim.Ancak hiçbiri artık bir anlam ifade etmiyordu.Ben harcanmıştım. Bitmiştim. Daha fazlası yoktu. Artık başını eğip gitmenin zamanıydı.

"Scarlett." Sesi tenimi okşayarak kalbime saplandı.

"Bana Annie de. Scarlett yabancı biri gibi." Diye fısıldadım yavaşça ona doğru ilerlerken. Gözlerimiz birbirine kenetlenmişti. Onu öylesine özlemiştim ki başka hiçbir şey yapmadan sadece onu seyretmek her bir ayrıntısını beynime kazımak istiyordum.Çünkü bu onu sonuna kadar ezberleyebileceğim son andı. Hatıralarım olabildiğince güçlü olmalıydı.

"Tekrar dışarıyı görmek nasıl bir hismiş?" Gözlerinde tanıdık şakacı ışıltılar oynuyordu.

"Güzel. Korkunç." Diye itiraf ettim. Tekrar kontrolün, sorumluluğun elimde olmasını hep arzulamıştım ama şimdi, gerçekleşince dehşet vericiydi.

Tekrar zaman sahiptim. Hastanedeyken zaman yoktu. Bazen oturur ve birkaç dakika içinde güneşin doğmasını izlerdiniz, bazen birkaç dakikanın geçmesini günlerce beklerdiniz.Ancak şimdi, dışarıda zamanın kuralı vardı. Saat tekrar bir köle gibi durmadan çalışmak zorundaydı.

Hiçbir şey demeden birbirimize baktık. Düşüncelerimi bölmedi, ben de onunkileri bölmedim. Kendiliklerinden yok olana kadar birbirimizi içmeye devam ettik. Söyleyecek o kadar çok şeyimiz vardı ki, nereden başlayacağımızı bilemiyorduk. Yanlış ve ya gereksiz sözlerle anı harcamaktan korkuyordum. O da öyle. Sanki bu zamanımızın kısıtlı olduğunu biliyordu.

KaçakHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin