5
Dizlerim, acıyla yanıyordu. Giydiğim ince taytın diz kısımları, sürtünmenin etkisiyle erimiş ve devamında da eriyen kumaşın yerini tenim almıştı. Küfrederek, ince çizgiler halinde kanlar süzülen dizimin üzerini elimi sallayarak yelledim, hafif soğukluk iyi gelmişti.
Aslında güneşin kelimenin tam anlamıyla Telletubbies'deki gibi kahkahalar attığı bir pazar günüydü. Fakat buna rağmen aşağıda uzanan sokak, imkânsızı başararak, hala kâbusların cenneti, elm sokağı gibi görünüyordu...
Tanıdık keskin çöp kokusu, kafamı çatının kenarından aşağıya eğdiğim anda burnuma dolarak, asit etkisi yarattı.
Garreth'dan burası dışında bir yer bulması için yalvarmıştım, şehrin dışında, tanıdığım insan çıkma olasılığının çok daha düşük olduğu bir yer, mesela...
Ancak buranın benim için güvenli olduğunu söylemişti, ısrar etmek gibi bir lüksüm yoktu zira yuvadaki müdireyi pazar akşamına kadar ikna etmek bile çok zor olmuştu.
Yine de bu sefer risk almayacaktım. İşte bu yüzden zorlu bir tırmanışın sonunda buradaydım ve kendimi hayatımda hiç izlemediğim Charlie'nin meleklerinden biri gibi hissediyordum.
Aşağıda çöp kutuları ve tüyleri yolunmuş çirkin kedi dışınca hiçbir şey yoktu. Neredeydi acaba?
Ya da bu sefer nasıl bir insan bekliyordu beni?
Jett olamazdı, çünkü kimse ona verdiğim miktarda uyuşturucuyu bu kadar kısa sürede bitiremezdi. Tabii ölmediği sürece...
Ve onu son gördüğümde ölü gibi görünmüyordu. Hem de hiç!
Gerçi altı gün ölmek için epey yeterli sayılırdı.
Evet, onu en son altı gün önce partide görmüştüm. Tam Bree'yi almak için çıkmak üzereyken yanıma gelip aklımı başımdan alacak kadar yaklaşmıştı. Karnıma dayanmış sertliği beni kendime getiren yegâne şey olmuştu. Daha soyadını bilmediğim bir insanın bana bu kadar yaklaşmasına izin verdiğime inanamıyordum. Ya da elimi tutma nezaketinde bulunmayan veya birkaç güzel söz etmeye bile yeltenmemiş birinin, hatta beni hiç öpmemişti bile...
Yalnızca cinsel tatmin istiyordu. Hayatımda tanıdığım diğer tüm erkeklerin benden istemiş oldukları gibi. Ancak farklı olan tek şey, benim bunu ona altın tepside sunmaya bu kadar istekli olmamdı.
Dolayısıyla pazartesi gecesinden beri son derece cesur biri olarak ondan kaçıyordum. Evet, evet kesinlikle rezildim.
Hala ortalıkta kimseden iz yoktu. Daha çok alanı görebilmek için biraz daha eğildim, artık, beni yasladığı duvarın en ince ayrıntılarının haritasını çıkarabilecek kadar iyi bir görüşüm vardı. Bir anda tuhaf bir şey hissettim, elim kiremit bloğuna sürterek kaydı.
Hiç, bir yerden düştüğünüz oldu mu?
Olduysa bu hissi bilirsiniz. Bir anda midenizden yükselen şok dalgası tüm ciğerlerinize yayılırken, yüksek sesle haykırarak bir nefes almanızı sağlar, aynı zamanda tüm kaslarınız kasılarak tutunmak için gereksiz bir çabayla dal aramaya başlar. Kalbinizin atışı boğazınızı düğümler ve artık yardım için haykıramazsınız bile...
İşte tam tüm bunların gerçekleştiği birkaç nanosaniye boyunca öleceğim anın geldiğini düşünerek beynimde kilisede çalınacak korkunç piyano seslerini duymaya başlamıştım...
"Kyrie eleison.
Christe eleison.
Kyrie eleison."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kaçak
AdventureKaçtığımı sanırken, aslında her adımım beni ona daha çok yaklaştırmıştı... Ve her bir adımı, yasak bir zevkle atmıştım...
