2. BÖLÜM

49.5K 2.3K 1.3K
                                        

İyi okumalar :")

1 gün öncesi

Bir hafta önce okullar açılmıştı. Son seneye girmenin verdiği ağırlık derslerin sıklaşmaya başlamasıyla kendini belli ediyordu. Sabah saat 7.00 de çalan alarm ile gözlerimi ovuşturdum. Bütün yaz geç saatlere kadar uyanık kaldığım için hala alışamamıştım erken kalkmaya. Biraz daha uyumak umuduyla gözlerimi yummam ile kapının tıklanması bir oldu.

"Hazan hanım, Arslan bey geç kalmamanız için sizi uyarmamı istedi. Unutmayın bugün onun için önemli bir gün. Kahvaltı sofrasında sizi bekliyor." Neslihan ablanın sözlerine karşın ne kadar isteksiz olsam da yataktan doğruldum. "Tamam Neslihan abla kalktım. 15 dakikaya kahvaltı sofrasında olurum." Dedim.

Bugün şirketimiz Karadağ Holding'in ve ortaklarının bir daveti vardı. Şu sıkıcı, suratınızda yapay bir gülümseme ile tüm akşamınızı geçireceğiniz davetlerden. Yaşımın ilerlemesiyle bu davetlere katılmaya mecbur kalmıştım. Oldum olası sevmediğim bu davetlere gelmek isteyip istemediğim sorulmaksızın babama eşlik ediyordum. Yine sıkıcı bir gün beni bekliyordu.

Düşüncelerimden sıyrılıp daha fazla oyalanmadan yataktan kalktım. Banyodaki günlük işlerimi halledip saçlarımı da düzeltip okul formamı giymek için lavabodan çıktım.Dolabıma yönelip okul formamı alıp hemen giyindim. Aynanın karşısından kendime son kez bakıp parfüm sıkarak odadan ayrıldım. Merdivenlerden inerken görüş alanıma babam girdi. Yine elindeki gazetesi ile gündemi takip edip bir yandan kahvesini yudumluyordu.

"Günaydın prenses sonunda sofraya teşrif ettiniz. Fazla vaktin yok Hazan birkaç şey atıştır. Seni okuluna bırakıp davet için son hazırlıkları gözden geçireceğim. Biliyorsun bu davet...." yüzündeki gerginlik ve ciddi konuşmaları sabah sabah hiç çekilmiyordu.

Daha fazlasını dinlemek istemedim ne de olsa hep aynı cümleleri kurmayacak mı? Yan tarafındaki sandalyeyi çekerek sofraya oturdum. Sonunda söyleyeceklerini bitirdiğinde

"Sanada günaydın babacım" deyip yanağına bir öpücük kondurdum. Babam ne kadar sert görünümlü de olsa benim tek varlığımdı. Hemen masada bulunan kahvaltılıklardan birkaç şey atıştırmaya başladım. Tabiki de zeytinler hariç. Koca bir dilim salamı da ağzıma attıktan sonra bu kadar kahvaltının yeterli olduğunu düşündüm. Babama hazır olduğumu söyledim ve çantamı da alıp evden dışarı çıktık.

Aslında babamın beni okula bırakmasını ne kadar istemesemde tartışmaya açık bir konu olmadığı için ses edemiyordum. "Çevre kötü.Yolda başına bir şey gelirse?Ya kriz geçirirsen?..." böyle uzatıp giden baba sorunsalı yüzünden bir şey söyleyemiyordum. Koltuğa yerleşip yolu izlemeye başladım.

Sonbahar ayında olduğumuz için yolda ağaçlardan yerlere düşen yapraklara baktım.
Herkese sıradan bir yaprak gibi gelse de benim için anlamı baya derindi. Çünkü yaprak hayat demekti. Sonbaharı geldiği zaman solan ve ağacında ayrılarak çürüyüp giderdi. Son bulurdu hayatı. Anlayacağınız ben adını tam anlamıyla yaşayanlardanım. Daha doğar doğmaz yaşamının sonbaharında gözünü açan kız. Hazan.

Düştüğüm derin duygulardan babamın elini omzunda hissetmem ile sıyrıldım. Okula gelmiştik.
Değirmen Koleji.

Babamın yanağına bir öpücük kondurup çantamı alıp çıktım. Okulunun kapısından içeri girer girmez gözüm hemen Can'ı aradı. Arkadaşlarıyla bankta kahkahalarla sohbet ediyordu. Beni görünce gülümsemesi yarıda kaldı. Yüzünde hafif bir ciddiyet oluştu. Gözlerimiz birbirimizi bulunca göz kırptı ve arkadaşlarıyla görüşüp yanıma geldi.

 Gözlerimiz birbirimizi bulunca göz kırptı ve arkadaşlarıyla görüşüp yanıma geldi

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
HAZANBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin