Medya; Hazar Salhan.
"Günaydınn."
Tepemde öten koca bir adam ve yatakta zıplayan küçük bir yumurcak.
Allahım neden ben de aşık olduğu kocası tarafından güllerle, papatyalarla uyandırılan kadınlar gibi şanslı doğmamıştım? Neden güzelim uykumdan bu çile ile uyandırılıyordum!?
"Mert, lütfen!" Dedim sitem ederek. Kafamı yastığa gömmüş o hengame de uyumaya çalışıyordum. Fakat küçük çocuktan farksız olan Hazar daha fazla sakin kalamamış yastığı kafamın altından çekerek kendisi yatmıştı yastığıma, onun yastığına ne olmuştu allah aşkına?
"Yastığımı geri ver!" Dedim homurdanarak. Suratım beş karış, uykudan yeni uyanmış yarı kapalı gözler ile Hazar'a ters ters bakmaya çalışıyordum. Fakat çalışıyordum işte. Hazar'ın gülümsemesine bakılırsa da pek bir işe yaramıyor gibiydi.
Mert sonunda durmuş kendisini yatağa bizim aramıza atmış ve öylece uzanmıştı.
"Sana kahvaltı hazırladım." Dedi bana bakarak. Hazar'a sırtını dönmüş, öylece gülümseyerek bana bakıyordu.
Hazar durur mu? Mert'i kendisine doğru çevirerek sarılmış ve göğsüne yaslamıştı.
"Neden yalan söylüyorsun Mert'cim? Birlikte hazırlamadık mı kahvaltı sofrasını?"
Mert bir kaç kez boğmuşmuş sonra "Çişim geldi!" Diye bağırarak Hazar'ın onu bırakmasını sağlamıştı. İlk başta şaka yaptığını düşünsem de kalkıp tuvalete koşturması ile doğru söylediğini farketmiştim. Az kala salacaktı Hazar yüzünden, yatağa.
"Sen bana kahvaltı mı hazırladın?" Dedim yatakta Hazar'a biraz daha yanaşarak. Amacım yastığı almaktı. Dibine girdiğim sırada Hazar ne yaptığıma anlam verememiş olmalı ki, şaşkın ördek gibi suratıma bakıyordu.
"Yani... Mert ile beraber hazırladık. Erken kalkıp acıktığını söyleyince, biz de seni uyandırmayalım diyip öyle bir giriştik sadece."
Kafamı sallayıp, "O zaman bir öpücüğü hakettin." Diyerek suratımı suratına yaklaştırdım. Hala şaşkın gibi bakıyordu. Dudaklarına uzanıyormuş gibi yapıp hızlıca yanağına öpücük kondurmuş ve afalladığı sırada da yastığı çekip almıştım kafasından.
Ne olduğunu şaşırmış olmalı ki bir süre duraksamış sonra elleri ile yüzünü ovuşturarak, "Siz kadınlardan korkulur." Demişti. Fakat o cümleye başladığı sırada ben çoktan gözlerimi tekrardan uykuya yummuştum.
Çok geçmeden o da yanıma yanaşıp kafasını yastığıma koyduğunda Mert tuvaletten çıkmıştı.
"Ama Mercan, yine mi uyudun." Dedi homurdanarak. "Hem de bu sefer Hazar abi de uyumuş!"
"Yemekleri kendim yiyeyim bari." Dedi kıkırdayarak.
"Çayı da kendim doldurur içerim."
Düzenbazcı! Nasıl da zayıf noktadan vuruyordu!
"Sakın Mert!" Diyip yataktan fırladığım esna da Hazar'da benimle beraber ayaklanmaya başlamıştı. Çocuk olmasını geçtim, bize emanet edilmiş bir çocuktu o. İki kat değerliydi benim için.
İkisi aşağıya kahvaltı sofrasına inerken ben de lavaboya ilerlemiş, elimi yüzümü yıkadıktan sonra onların yanına inmiştim.
"Güzel sofra." Dedim ortadaki kızartmalıklardan ağzıma tıkıştırırken. Anlaşılan Hazar dahi Mert'e hayır diyemiyordu. Bırakın Hazar'ı mutfağa sokup kahvaltı hazırlatmak, su bile almaya kolay kolay gönderemezdiniz. Hizmeti ağır bir adamdı. Anca mecbur kalırsa kendisi kalkıp yapardı.
"Ellerinize sağlık."
Zaten çok iş yapmış olan beyler çayları dahi önemsemeden kahvaltıya giriştiklerin de iş başa düştü diyerek ocağa ilerleyip çayın altını kapattım ve bardaklara doldurdum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İncir
Ficção Geral"Gözlerin siyah olabilir fakat içinde yanan ateşi görebiliyorum." Dedi gülümseyerek. "Aynı şey gibi. Imm. İncir?" •••• Aşiret kurbanı iki insan. Fakat bu hikayede ne kuma ne de berdel yok. Mercan Salhan. Aslen yetimdir. Fakat sapık bir adamın eline...
