kelebek kozası

265 12 0
                                    

kelebek kozasının hikayesini bilirsiniz. hani küçük larva tırtıllar, önce bırakıldıkları ağaç dalındaki yaprakları boylarının küçüklüğüne rağmen birer canavar gibi öğütürler. ancak uzamaz ve gittikçe şişerler; kelebeğe dönüşebilmek için bu gereklidir. gerekli enerjiyi toplayan larvalar ağızlarındaki ipek bezelerinden salgı salgılamaya başlarlar. salgıladıkları salgı bir yere güçlü şekilde tutunduğunda bu sefer kozasını örmeye başlar. kozasını ören yavrular bu korunaklı alanda haftalarca bazen de aylarca süren süreçte doğanın mucizevi değişimini gerçekleştirip olağanüstü birer kelebek olarak hayata karışırlar. aslında biz insanlar da doğduğumuz andan itibaren farkında olmadan bir koza örüyoruz hem kendi etrafımıza hem de çevremize. bu kozanın içinde büyürken de kendimize yabancılaşıyoruz farkında olmadan. kelebek olmak kolay değil elbet çok zahmetli bir süreç ama asıl olay kelebek olduktan sonra hayata karışmakta. 

kendimi tam da bekleme süresi biten bir kelebek gibi hissediyorum şu an. insanların arasına daha çok karışıp daha farklı şeyler tecrübe edebileceğim lise hayatıma başlıyorum bu gün. bulunduğumuz şehrin en iyi anadolu liselerinden birini kazandığım için eski okulumdaki arkadaşlarımdan sadece ikisiyle aynı okula gidebileceğim. bunlardan biri aynur. aynurla sık sık kantin gruplarının içinde karşılaşırdık. benim aksime deli dolu ve eğlenceli bir kızdı. hayatımda duymadığım küfür ve argo sözcükleri aynurdan duyardım ve bir kızın nasıl böyle küfürler edebildiğine de şaşardım. ancak genel olarak sıcak ve sempatik bulduğum bir kızdı aynur. eminim ki ilk günden birçok kişiyle rahatça kaynaşıp arkadaş olacaktı. can ise bir iki kez karşılaştığım arkadaşlarımın biraz belalı bir tip diye bahsettikleri fazla gülmeyen sert duruşlu ve benim gibi çok konuşmayan biriydi. bazen onun bu dünyadan olmadığını söyleyen kızları bile duymuştum. can için meteor diyorlardı; sanırım anlaşılması zor bir tip olduğu için. 

okulumuzun forması gerçekten çok güzeldi. kızlar için gri pilesi az olan bir etek üzerine de sarının en güzel tonlarıyla asimetrik çizgiler çizilmiş beyaz bir tişört giyiyorduk. erkekler de füme renk pantolon üzerine beyaz veya siyah tişört giyiyorlardı. havalar sıcak olduğu için ceket giymiyorduk. ben eteğimin boyunu dizimin dört parmak yukarısında yaptırmıştım. bol tişört sevmediğim için de küçük beden tişört aldım. tişörtümü eteğimin içine soktum. havalar sıcak olduğu için düzleştirdiğim saçlarımı tepemde at kuyruğu şeklinde topladım. kahküllerime de şekil verdiğimde artık hazırdım. hafif bir makyaj yapmadım veya tırnaklarımı boyamadım. çünkü okul için biraz lüzumsuz geliyor böyle şeyler bana. eski okulumda bile kızların çoğu son sene hafif makyaj yaparak okula geliyorlardı ve bu beni rahatsız ediyordu. nasıl olsa birkaç yıl sonra istemesek bile iş hayatı gereği makyaj yapmak zorunda kalacaktık en azından şimdiki makyajsız hayatımı doya doya yaşayayım diye düşünüyordum.

bugün okula annemle gideceğim için salonda onun hazırlanmasını bekliyordum. ve nihayet annem kapıda göründüğünde heyecanla ayağa kalkıp yanına gittim. 

-yaa defne sen ne zaman büyüyüp bu kadar güzel bir genç kız oldun? dedi annem dolu dolu gözlerle ve ben de aynı duygusallıkla cevap verdim

-bu sene anne, ben bu sene bu kadar büyüdüm.

-hadi çıkalım annecim ilk günden geç kalmanı istemiyorum eminim çok heyecanlısındır. ve lütfen lise hayatını güzel anılarla geçir. akıllı bir kızsın, sana seçimlerinde güveniyorum. okulunu ve geleceğini ihmal etmeden genç olmanın heyecanını coşkusunu da yaşa. lise çağı sihirli bir çağdır. dilerim ki büyülü ve ayaklarını yerden kesen anılarla mezun olursun. biliyorum ki bu süreçte hatalar da yapacaksın ama hangimiz hata yapmadan büyüdük ki? o yüzden korkma annecim allah telafisi olmayan hatalar yaptırmasın sadece. ve bil ki her ne yaşarsan yaşa benim kollarım her zaman sana güvenli bir liman.

- anne ilk günden ağlatacaksın beni hadi çıkalım artık hem geç kalma diyorsun hem de gündüz kuşağı dizisi çekiyorsun. 

-hahaha haklısın çok duygusal oldu. hadi çıkalım.

annem hep böyleydi işte. biraz çocuk ruhlu ve çokça duygusal bir kadın. yüreği şefkat dolu. iyiliklerle kurduğu dünyasında mutlu. ben de onun gibi olabilir miydim? ya da daha doğrusu ben kendimin nasıl olmasını isterdim? işte cevaplarımın saklı olduğu annemin sihirli diye bahsettiği çağın kapısına gidiyordum şimdi. gerçekten de büyülü müydü o dünya? yaşayıp öğrenecektim. 

annem okulun kapısına beni bırakırken klasik söylemlerini de ihmal etmedi "allaha emanet ol, kendine dikkat et, bir ihtiyacın olursa ara ve lütfen güzel anılar biriktir." dedi. yanağımı öptü, elime de harçlık verip ana kuzusu gibi görünmemem için gitti. onun bu düşünceli tavırlarını seviyordum. ben de biraz çekingen biraz heyecanlı ve çokça da beklentilerle sihirli dünyanın kapısından içeri adımımı attım. ama bunda bir tuhaflık vardı o kapıdan girdikten sonra hiçbir farklılık olmadı. nasıl yani? gerçekten sihirli değil miydi bu dünya? sıradan bir okul muydu? deyip hepinizi şoka sokmak isterdim ama tabi ki de kapının içerisinin ve dışarısının sihirli olmadığını bilecek yaştayım. sanırım insan yaşlandıkça lise dönemindeki rahatlığı ve fizyolojik olarak hormonların insana sağladığı yoğun duyguları özlediği için bu dönemi sihirli görüyordu. yoksa okul okuldu işte. onunla nasıl bir ilişki içerisinde olmak istediğinse sana bağlıydı.

tüm öğrenciler yavaş yavaş okulu doldururken üst sınıflar ne olacağını bilmenin rahatlığıyla birbiriyle konuşup gülüşüyorlar benim gibi çömezler ise ürkek ürkek etrafı izliyorlardı. ben de etrafı izlerken,  kapıdan içeri girip etrafını merakla inceleyen aynuru görünce ürkekliğimi bir kenara bırakıp ona doğru yürüdüm. aynur tam bir can simidi gibi görünüyordu şu an gözüme. aynura yaklaşırken o da beni gördü ve bana heyecanla el salladı. onun bu cana yakın tavrı biraz daha rahatlamama sebep oldu. yanına vardığımda kendimi aştığımı düşündüğüm bir hareketle aynura sarılıp onu yanaklarından öptüm. aynur dehşetle yüzüme bakarken

-söyle sen kimsin ve utangaç defneye ne yaptın? dedi

ben de biraz mahçup ama kendinden emin bir şekilde

-eski defne kozasında büyüdü ve kelebek oldu. artık kozasından çıkmak istiyor. dünyaya yeni yeni kanat çırpan bu kelebeğin kendini bulma yolundaki macerasında ona destek olur musun? dedim. evet artık kozadan çıkma zamanıydı. 


*****************************************

bu kelebeğin esrarengiz bir dünyada kendini, dostluğu, aşkı, acıyı, umutları, güçlü olmayı kısaca hayata dair her şeyi deneyimleme öyküsünü dilerim keyifle okursunuz. 


kimsesiz yürekHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin