can telefonla görüştüğü o günden sonra bazı günler okula gelmiyordu. ama beni takip ettirdiğini biliyordum. okula gelmediği günlerin akşamında da motoruyla beni almaya geliyordu.genellikle boş bir parkta yan yana oturuyorduk. o çoğunlukla doğru düzgün konuşmuyor sadece bana tehditvari uyarılarını yapıyordu. ben zaten konuşmaya hevesli değildim. gün geçtikçe ona karşı daha uzak daha soğuk oluyordum. bunun farkına elbette ki varıyordu ama onun dediklerini yaptığım sürece hissettiklerimle ilgilenmiyordu. ancak zaman zaman elimi tutuyor, yanağımdan bana sormadan öpüyor, saçlarımla oynuyordu. can uyanamadığım bir kabusa dönmüştü benim için.
mert ise revirdeki görüşmemizden sonra, canın olmadığı bir gün, resim dersliğine giderken koridorda yanlışlıkla bana çarpıp fısıltıyla "defterin içine evde iyi bak." deyip düşürdüğüm resim malzemelerimi elime vermişti. "özür dilerim önüme bakmalıydım." deyip yanımdan ayrılmıştı. ben şaşkınlıkla elimdekilere bakarken izlendiğimi tahmin ederek merte karşılık bile vermeden resim dersliğine geçmiştim. içinde benim olmadığını tahmin ettiğim deftere bakmamak için kendimle mücadele veriyordum. neyse ki aynur yanıma gelip okuldaki dedikoduları bana anlatarak beni meşgul etti. can olmadığı için aynurla okulda rahatça takılabiliyorduk. son dersten de çıkınca eşyalarımı topladım ve aynurla vedalaşıp servise gittim. eve varmak hiç bu kadar uzun sürmemişti sanki. eve gelir gelmez odama çıktım. daha üstümü bile değiştirmeden mertin verdiği defteri açtım. ilk sayfalar boştu. sonraki sayfalarda önce bir telefon numarası vardı. altında da "bu benim telefon numaram. adımla kaydetme. can mutlaka telefonunu inceler. aslında istesem telefonuna bir şekilde ulaşırdım ama canın sağı solu belli olmaz. eğer benimle iletişim kurmak istersen bana adınla mesaj at."yazıyordu. diğer sayfalar boştu. merti de hayatıma dahil etmek doğru muydu? can yeterince beni boğuyordu. o yüzden merte hemen mesaj atmamaya karar verdim ama onun numarasını kuzenim edanın ismiyle kaydettim. çünkü kendime yakın hissettiğim ender kişilerden olan eda bende "ay ışığı" diye kayıtlıydı. telefonu daha elimden bırakmamıştım ki canın aradığını gördüm. sinirlenmemesi için hemen telefonu açtım. "efendim" dedim. "oooo ne de güzel yakışıyor efendim kelimesi ağzına. ama sadece benim için kullan o kelimeyi, başkalarına alo diyerek aç telefonu." dedi. gerçekten manyaktı. içimdeki siniri zar zor zapt ederek "bir şey mi oldu can?"dedim. "hayır, sadece sesini duymak için aradım. sakıncası var mı?" dedi alay edercesine. "tabi ki de yok ama önemli bir şey yoksa yemek yiyecektim. "dedim. "bana yalan söyleme odandasın ve evde senden başka kimse yok." dedi. "sen" dedim duraklayarak "beni mi izliyorsun dışardan?" dedim. güldü. "elbette ki işimi her zaman garantiye alırım. bak ben olmasam bile mert sana yaklaşmıyor. ben verdiğim sözü tuttum. sen de tutacaksın." dedi. "iyi geceler" dedim. biraz daha onunla konuşursam gözyaşlarımı daha fazla tutamayacaktım. o da anlamıştı üstümdeki etkisini ve zorlamamıştı beni. "yarın görüşürüz" dedi ve sonra sokakta yüksek bir motor sesi duyuldu. ılık bir duş alsam iyi olacaktı. can bana fazla geliyordu. hemen üstümü çıkarıp eşyalarımı da hazırlayıp banyoya girdim. banyodan çıktığımda aşağıda çatal bıçak sesleri geliyordu. bir de annemin kıkırtıları. annem babama hep aşkla bakardı. aşkı yaşamasam da annemin babama olan bakışlarından aşkın nasıl bir şey olması gerektiğini anlayabiliyordum. babam annemi seviyordu. bunu da hissediyordum. ama annemdeki gibi bir aşkla olduğunu sanmıyordum. annemi beğeniyordu. özellikle annem toplantılara gideceği zaman çok şık giyinirdi. benim aksime zayıf bir fiziği vardı. (ben halamlara benzemişim. onlar da kilolu değildi ama hepimiz jennifer lopez kıvamıydık.) ve giydiği kıyafetler vücuduna tam otururdu. 44 yaşında olmasına rağmen yapmış olduğu bakımlar işe yaramış en fazla 35 yaş civarı duran bir görünüme sahip olmuştu. işte o günlerde babamın gözlerindeki bakışların parlaklığı, annemi süzüşü beni hep güldürürdü. o da farkındaydı annem gibi bir kadına sahip olmanın çok büyük bir şans olduğunun. annem hem çok becerikli hem çok zeki hem çok güzel hem de çok hoşsohbet biriydi. onun kızı olmaktan hep gurur duymuşumdur. annemin babası kıbrıs harekatında kaybolan askerlerden biriymiş. anneannem annemi tek başına büyütmüş. anneannem ilkokul öğretmeniydi. annem ise işletme mezunuydu ve şimdi bir bankanın şube müdürüydü. babam ise ülke çapında şubeleri olan bir firmanın satın alma müdürüydü. orta hallinin belki biraz üstünde ekonomik bir gelire sahiptik. ama büyük şehirde yaşıyorsanız harcamalarınız da fazla oluyordu. o yüzden çok fazla istekleri olan bir çocuk hiç olmamıştım. annemler sevgilerini hep hissettirdiler. yoğun çalışma aralarında beni mutlu edecek her şeyi yapmaya çalıştılar. bunu fark edebilen bir çocuk olduğum için onların yoğunluğu beni çok etkilemedi.ayrıca birçok şeyi tek başıma yapabilmeyi öğrenmiştim. yalnızlığı sevmem kendime yetebilen bir çocuk olmamla ilgiliydi belki de. hem yanımda anneannem vardı onunla iyi vakit geçirirdik. çoğu zaman başka birine ihtiyaç duymazdım. ama o da ben yedinci sınıfa geçerken vefat etti. sevdiğin birinin kaybının ne demek olduğunu onu kaybedince anladım. ölüm bazı koşullar dışında elimizde değildi. ölüm karşısında çaresizdik. bunu anladığımda sevdiklerimle uzun yıllar geçirmek için dua etmeye başlamıştım. şu an annemle babamın neşeli gelen sesleri için de şükrediyordum. mutfağa neşeli olduğunu düşündüğüm bir sesle girerek "yemekte ne vardı gençler?"dedim. annem de "et sote ve pirinç pilavı. ayrıca cacık." dedi. annem için cacığın yeri bir başkaydı. ona göre cacık tüm yemeklerle içilebilecek bir içecekti her ne kadar babamla biz aynı düşüncede olmasak da. "harika bir menü"dedim ki öyle de düşünüyordum. hazır olan sofraya geçip oturdum. annemler de oturunca yemek yemeye ve sohbet etmeye başladık. okulla ilgili sorular soruyorlardı ve olabildiğince her şeyi sadeleştirerek onlara anlatıyordum. bir ayı geride bırakmıştık okulda ve yavaş yavaş sınavlarımız yaklaşıyordu. herhangi bir derste zorlanıp zorlanmadığımı sordular. zaman zaman yaşadıklarımdan dolayı okuldan kopsam da ipin ucun hiç bırakmamıştım. o yüzden merak edecekleri bir durum olmadığını söyledim. onlar da yardıma her zaman hazır olduklarını, bir sorunum olursa onlarla mutlaka paylaşmam gerektiğini söylediler. içimden keşke ders kadar basit sorunlarla uğraşsaydım diye geçirdim. ama onlara" mutlaka söylerim" dedim. onlarla aramda sır olmasından hoşlanmadığım için yaklaşan sınavları bahane ederek masadan kalktım. zaten yemeğim de bitmişti. yanaklarından öptüm ikisini de. bu sırada babam yarın şirket sahipleriyle önemli bir toplantıya gireceğini, ardından belki onlarla şehir dışına gidebileceğini söyledi. "bu kadar kurdun içine güzel karını çok sık bırakıyorsun kapacaklar." dedim kendimi zorlayarak. o da güldü "benim karım tüm kurtları ters köşe yapacak kadar zeki bir kuzudur." dedi gözlerini muzipçe kısarak. annem de "bilmem ki belki içlerinden biri dikkatimi çeker." deyince babam dramatik bir şekilde elini kalbine götürüp "sanırım kırıldı." dedi. annem de babamın boynuna kollarını dolayıp saçından öptü. "hiçbir kurt sahip olduğum kadar anlamlı olamaz benim için."dedi. onların bu romantik hallerine katlanamayacağımı hissedince kaçar gibi merdivenlerden odama çıktım. bu halime annem de babam da çok gülmüştü. seslerini duyabiliyordum. odama çıkınca gerçekten de ders kitaplarımı çıkardım ve çalışmaya başladım. saatin gece yarısını geçtiğini odama gelen annem hatırlattı. ben de sabah erken kalkacağım için dersin başından kalkıp banyoya gittim. dişlerimi fırçaladım. mutfakta suyumu da içip yatmaya gittim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kimsesiz yürek
Romancetamamlandı! kimdik biz seninle? dost? sevgili? eş? karanlığın sabahla buluştuğu kısacık zaman dilimlerinin isimsiz kahramanlarıydık belki. içimi en çok acıtan da; senden bahsederken artık hep -di'li geçmiş zaman dilimleri kullanıyor olmak. çünkü sev...
