canın kısılı gözlerle karşımdaki kızı süzmesi ve gittikçe elimi daha çok sıkması aynurun teorimini haklı çıkarır gibiydi. ikisi arasındaki gergin bakışma kızın cana yaklaşarak "beni özledin mi aşkım?"demesiyle son buldu. ben şaşkınca ikisi arasındaki konuşmaya odaklanmıştım. her ne kadar can gönlümde sevgilim olmasa da o anda elimi tutuyordu ki bu bile onurlu bir insanın başkasının sevgilisi hakkında böyle konuşmaması için yeterliydi bence. can daha da öfkelenerek "aysu ne saçmalıyorsun kızım sen. başlatma aşkından. annemlerin haberi var mı burada olduğundan?"dedi. şu an gittikçe kitleniyordum. nasıl yani ailecek mi tanışıyorlardı? can nasıl bir adamdı? hem eski sevgilisi ise ailesi neden ilgilensin ki bu durumla? yoksa hala sevgileler mi? ya da gerçekten can unutamadığı için ailesi cana yardım etmek amacıyla kızla görüşmeye devam mı etmişti? gerçekten bu kız özgürlüğümü bana getirebilir miydi? ben bunları düşünürken can sanki aklımdakileri okur gibi "kafanda saçma sapan kurduğun senaryoların hepsini unut. aysu benim benden bir yaş büyük kız kardeşim."deyince aynurla ikimiz aynı anda "aaa, nasıl yani?" dedik ve aynur hemen söze atladı"bana senin eski sevgilin olduğunu ve seni hala unutamadığını, senin de onu çok sevdiğini bildiğini söyledi ve benden ona yardım etmemi istedi."dedi. adının aysu olduğunu öğrendiğimiz canın kardeşi "kusura bakmayın ya. canın defneyi zoraki sevgilisi yaptığını öğrendim. ufacık bir araştırmayla defneyle senin yakın arkadaş olduğunuzu öğrendim. bu yüzden arkadaşının can belasından kurtulmasına yardım etmek isteyeceğini düşündüm ve düşündüğüm gibi de oldu. canın tekrar benimle olma ihtimali defneye yarayacak bir durumdu senin için ve sen de hemen bana yardım ettin. aslında merak ettiğim canın başka birine gitme ihtimali karşısında defnenin ne hissettiğiydi? ne kadar gıcık ve soğuk olursa olsun can benim kardeşim. zorba biri de olsa inandığı birinin ona ihanet edebilme ihtimali bile beni dişli bir rakibe çevirir."dediğinde şaşkınlıkla cana baktım. ablası onu gerçekten seviyordu ve bu kız hiç de hafife alınacak bir rakip değildi. ama can hepimizi şaşırtan bir şey yaptı ve aysuya kızdı. "gene başını derde soktun. merti aradın. mert o yüzden ortalıktan kayboldu. başını ne kadar büyük bir belaya soktuysan artık mert oraya yerleşmek zorunda kaldı ve tatil bahanesiyle seni buraya bir nevi kaçırdı. şimdi de bana benim yanımdaymış gibi yaparak sessiz bir ortaklık teklif ediyorsun. o kadar çok mertle takılıyorsun ki artık onun gibi bir oyun kurguluyor sonra da o oyunu izlemeyi seviyorsun. birbirinizle tencere kapak gibisiniz. "dedi. aysu yüzünde büyük bir tebessümle "gerçekten de öyleyiz değil mi? o beni anlıyor ben onu anlıyorum. içim ısındı birden. inşallah ilerde de çocuklarımız bize benzer de sizin gibi uyuşuk ve macera sevmez tiplerle bunamak zorunda kalmayız."dedi. can da "konuyu değiştirme aysu. dediğim gibi oldu her şey değil mi?"dedi. aysu somurtarak "bazen bu kadar zeki olmandan, analiz yeteneğinden, önsezilerinden nefret ediyorum. evet her şey tam da dediğin gibi oldu. evet bilmeden çok çok büyük bir belaya bulaştım. çözmeye çalışırken de iyice batırdım. bunu merte anlatınca çok heyecanlandı. kurgusunu kurup yapabileceklerine bakmak istedi ama ona da söyledim, uğraşacağımız adamlar normal tipler değil, fark edilirsen bitersin diye ama mert bu dinledi mi beni? tabi ki de hayır."dedi. aysunun mert dediği kişi hani benim telefonda konuştuğum yanında kendim gibi hissetmeye başladığım adam mı? başı dertte mi? ya ona bir şey olursa? içimi bir korku kapladı ama cana bunu hissettirmemek için diğer merak ettiğim soruyu sordum "sen mertin kız arkadaşı mısın?"diye. yüzüme sonra da gözlerime bakarak ciddi bir ifadeyle "aramızda daha resmi bir şey yok ama öyle umuyorum. mert tüm hayatını yalnız geçiremeyeceğine ve ben de ona yaklaşan tüm kızlara hadlerini bildireceğime göre sonunda bana kalacak. yani müstakbel sevgilisi diyebilirsin bana. peki sen neden ilgilendin mertle aramızdaki ilişkiyle?" dedi. panikle "bir şey yok sadece merak ettim."dedim. ama mertin tehlikede olabilme olasılığı beni çok korkutmuştu. canın tüm yüz mimiklerimi izlediğini biliyordum. bu yüzden olabildiğince doğal davranmaya çalışıyordum ama içimde bir yerlerde bir şeyler fokurduyordu. mertin başka bir kıza kendini iyi hissettirmesini istemiyordum. konuyu değiştirmek adına "merhaba. bu arada resmi olarak tanışmadık. ben defne."dedim. o da elini uzatıp tokalaştı ve "biliyorum seni araştırdım. ben de aysu. küçük oyunum için de kusura bakmayın. kurgulamaktan vaz geçemiyorum. umarım bundan sonra iyi anlaşırız. klasik gelin görümce olmayalım. gecelere akalım. eğlenelim. "dedi. şaşırdım bu kadar dışa dönük olmasına; çünkü görünüş olarak naif ve sessiz biriymiş gibi duruyordu. sonra hem aynura hem de bana öyle dikkatli baktı ki mecburen ikimiz de "inşallah" dedik. can daha fazla dayanamamış gibi "hadi artık oturalım ne kadar daha ayakta duracağız?"dedi. biz de bize ayrılan masaya oturduk. can elimi bırakmadan oturmuştu. onun oturmasıyla neredeyse kucağına düşecektim ki bir el kolumdan tuttu ve düşmemi engelledi. tutan kişiyi biliyordum. mertti. hoşlanmayacağımı bildiği için bana yardım etmişti. kalbim sıkışıyordu. bana uzak, kalbime yakın adamdı mert. yasak olanı istemek cennetten kovdursa da yine de insanın o elmayı ısırası geliyordu. teşekkür ederek canın yanına oturdum. can ise tepkiliydi. "sen kendi işine bak mert. defne ister kucağıma ister yanıma oturur. o benim kız arkadaşım ve gelecekteki karım. beni bilirsin çok şey olabilirim ama sözünün arkasında sapasağlam duran biriyimdir. ağzımdan çıkanı inkar etmem. " mert de "çok çabuk gelin güvey oluyorsun can. bakalım defne seni isteyecek mi? ayrıca resmiyette hiçbir şey yok. onay gelmeden böyle bir karar veremezsin." dedi.gayriihtiyari "ne onayı?"diye sordum. mert can ve aysu sessizce birbirlerine baktı ve "aile onayı"diye cevap verdi aysu. bu esnada alışılmadık şekilde aynur suskundu. ona döndüğümde sessizce serdarla kavga ettiklerini gördüm. serdar dişlerini sıkıyordu. aynur ise çok öfkeli görünüyordu sanırım yine serdarın kıskançlık damarı tutmuştu. onları kendi hallerine bırakarak etrafı izlemeye başladım. eski sınıfımdan arkadaşlarımı da gördüm bu esnada. bazılarıyla göz göze geliyordum. bana ve cana sonra otursak da ayrılmamış olan ellerimize bakıyorlardı. ne kadar umursamamaya çalışsam da etkileniyor ve üzülüyordum bu durumdan. artık daha fazla dayanamayacağımı hissedince cana doğru eğilip "lavaboyu kullanmalıyım. bir de eski sınıfımdan bazı arkadaşları gördüm onlara da selam vereyim."dedim. can da "gelmemi ister misin?"diye sordu. zaten nefes almak için yanından kaçıyordum o yüzden "gerek yok uzun sürmez yanınızda olurum."dedim.kızlar tuvaletine gidip tuvaletlerden birine girdim. sırtımı kapıya yasladım yalnız kalmak iyi gelmişti. ellerini yıkayan kızların işlerini bitirmesini bekledim. kimse yokken elimi yüzümü yıkamayı planlıyordum. bu esnada kızlar aralarında konuşuyordu. konuşmalarda canın adı geçince dinlemeye başladım. "kızım ya canla çıkmak için yapmadığım şey kalmadı. üstelik benden bir yaş küçük. arkadaş ortamına girdim. onlarla takıldım. bilerek sakatlandım numarası yapıp beni eve bırakmasını sağladım. evde yalnızken yanlışlıkla olmuş gibi ona sürtündüm, sonra açık açık baştan çıkarmaya çalıştım bir kere bile suratıma bakmadı. inanamıyorum ya yanında oturan kızı gördünüz. tamam güzel ama çekici değil. bir erkeğin isteklerinden anlamayacak kadar da küçük. erkekler ve kızlar farklı gelişiyor bu yaşlarda. bir de 15 yaşındaymış. kafayı yiyeceğim."dedi. kızlardan bir diğeri de "boş ver canı merti falan. bizim okula yeni gelen 12. sınıf öğrencisi nasıl? çok yakışıklı ve karizmatik. eminim ki senin kıymetini daha iyi bilir."dedi. o kız da "evet ben de çok beğendim onu.aslında haklısın şansımı onunla denemeliyim. nerdedir ki şimdi?"diyerek tuvaletten çıktılar. ben de rahat bir nefes vererek tuvaletten çıktım ve aynaya baktım. neyden bahsettiklerini tabi ki anlıyordum. evet yaşım küçüktü ve hiçbir cinsel deneyimim olmamıştı. bu çok doğaldı. 15 yaşındaki birinin cinsel deneyimleri olmamalıydı. doğruyu ve yanlışı; iyiyi ve kötüyü daha tam ayıramayacak yaşlarda yapılan yanlış tercihler insanı bomboş kuyulara atabilirdi ve bununla başa çıkmak hiç de kolay değildi bence. bedenime ve bedenimle ruhuma kazınabilecek acılara ihtiyacım yoktu benim. bu yüzden bu halimi seviyordum. masumiyet dedikleri şey benim için kendime duyduğum saygıydı. ama gene de kadınsı olmamakla itham edilmekten de hoşlanmamıştım. istersem gayet de cilveli olabilirdim. aynaya bakarken söylediğim sözle kendime inanamadım. ne zamandır böyle düşüncelere sahiptim ben? allahım gerçekten değişiyordum. bazı değişimler iyiydi ama onlarla gelen yan etki değişimler işte onlar biraz sıkıntılıydı. ellerimi ve yüzümü yıkayarak kendime gelmeye çalıştım. biraz daha rahatlayınca dışarı çıktım. bizimkilerin yanına gitmeden önce eski sınıfımdan gördüğüm kızların yanına tek başıma giderek kendimi aştım. onlarla biraz sohbet ettim canla ilgili sordukları soruları cevapladım. bunalınca da bizimkilerin yanına gitmek için arkamı döndüm. tam yürüyeceğim sırada sırtı bana dönük olan birinin bir adım geri gelmesiyle ona çarptım dengemi kaybedip yere düşeceğim zaman belimde hissettiğim kolla düşmekten son anda kurtuldum. bu kadar insanın içinde böyle gülünç bir kaza geçirmem beni utandırmıştı. ama hala belimden beni tutan çocuk endişeyle "hey sen iyi misin? kusura bakma seni görmedim." dedi ve beni dikkatlice inceledi. onun gözlerinin üzerimde olması beni bir hayli utandırmıştı. insanlar özellikle erkekler bana böyle dikkatlice bakınca kendimi savunmasız hissediyordum. bundan da hoşlanmıyordum. "şey ben de özür dilerim fark etmediğim için. iyiyim yardımınız için teşekkürler de artık beni doğrultsanız diyorum."dedim. ben böyle söyleyince derin bakışlarını üzerimden çekti ve "affedersin"deyip doğrulmama yardımcı oldu. "tekrar teşekkürler"deyip yanından ayrılacağım sırada "rica ederim ama bak çok güzel yavaş bir parça çalıyor. hadi gel beraber dans edelim."dedi bileğimden tutup. ben de "dans etmeyi sevmiyorum, teşekkürler"dedim. bu sırada can hırsla yanıma gelip "kız arkadaşımın bileğini bırakman için iki saniyen toz olman için de bir saniyen var." dedi. çocuk cana bakıp "özür dilerim sevgilisi olduğunu bilmiyordum. "dedi. can da "öğrenmiş oldun, yaylan" dedi. çocuk gidince bana döndü ve "dans edelim"dedi. itiraz etmeme fırsat vermeden de dans pistine çekti beni. başımı omzuna yasladı. ellerimi sırtına koydurdu ve iki eliyle belimi tuttu. yavaş yavaş salınmaya başladık. nefesini saçımda, kalbinin ritmini kulaklarımda, bedeninin sıcaklığını tüm vücudumda hissediyordum. ilk kez bir erkekle bu kadar yakınlaşıyordum ve ister istemez vücudumun her yanına ateş basmıştı. derin bir nefes aldım. "defne sana alışman için zaman tanıyorum ama başka bir erkeğin seninle ilgili hayal kurması beni çok rahatsız ediyor. artık buna daha fazla müsaade etmeyeceğim. belki beklemek yerine harekete geçmem senin de bu sürece daha kolay uyum sağlamına yol açacak. çok düşündüm. seni öpmek istiyorum. ve öpeceğim. bil diye söylüyorum. "dedi. ben panikle "lütfen can biraz daha zamana ihitiyacım var. çok korkuyorum."dedim. "saçmalama defne sadece öpeceğim"dedi. mertin sözleri kulaklarımda çınlıyordu başkasına ait bir kadına bakacak biri olmadığını eğer can beni öperse beni ona ait kabul edeceğini söylemişti. bir şansım varsa bile mertle can öperse onu da tamamen kaybedecektim. bunun olmasına izin veremezdim ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. bu sırada can çenemden tutup başımı yukarı kaldırdı. gözlerinde yıldızsız bir gece yoktu çok daha derin çok daha tutkulu bir bakış vardı sanki yılbaşında atılan havai fişekler gibi. yavşça dudaklarıma doğru yaklaşmaya başlayınca korku ve heyecandan dolayı yine donup kalmıştım. o sırada biri bize çarptı ve can dengesini yitirdi. canın dengesini yitirmesiyle büyü bozuldu. can sinirle bize çarpan kişiye bakınca onun mertle aysu olmasına çok şaşırdı. mert "pardon ya istemeyerek çarptık. iyi misiniz? "diye sordu pişkince sırıtarak. ne kadar insanların arasına yeni yeni karışsam da can ve mert arasındaki bakışmalardan gizli bir savaşın açık bir savaş haline geldiğini anlamıştım. o sırada aysu "şaka gibisin can alt tarafı yanlışlıkla çarptık abartma istersen."dedi. can da alayla gülümseyerek "şaka değilim ama geceyim bazılarına aysu. öyle suçu örten, tehlikeyi gizleyen. ve geceyle dans etmeyi bilmeyenler bilmeliler ki geceyle şaka olmaz." dedi ve elimden tutarak aynurların olduğu masaya doğru beni çekiştirdi. oradaki kabanlarımızı ve çantamı aldı. "nereye?"diye sorsam da cevap vermedi. "arkadaşlarına hoşçakal de istersen."dedi. ben telaşla aynurlara veda ettim ve canın beni çekiştirmesine izin vermeden peşinden yürüdüm. can birden durdu ve bana döndü. "sen ödül değilsin, av da değilsin. hayatımı adayacağım ve karşılığında bana ihanet etmeyen çocuklarımın annesi olabilecek şerefte bir kadın olmanı istiyorum defne. eğer sana inanırsam gözlerimde görmek istediğin yıldızların çokluğuna şaşırırsın. başka gözlerde sahte parıltılar aramayı bırak. yoksa gecenin zifiri karanlığına hasret kalırsın zindanlara atarsan onurumu."dedi. aklım zaten hep karışıktı da can böyle şeyler söyleyerek neden yüreğimi de karıştırıyordu? gündüz çiçekleri gecenin karanlığında hapis olduklarında çok yaşamazlardı. can bunu bilmiyor muydu?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kimsesiz yürek
Romancetamamlandı! kimdik biz seninle? dost? sevgili? eş? karanlığın sabahla buluştuğu kısacık zaman dilimlerinin isimsiz kahramanlarıydık belki. içimi en çok acıtan da; senden bahsederken artık hep -di'li geçmiş zaman dilimleri kullanıyor olmak. çünkü sev...
