masamıza otururken solistin konukları dansa davet etmesiyle"yaz yağmuru"şarkısı çalmaya başladığında defne saçlarını önüne doğru aldı ve "midem biraz kötü tuvalete gidip oradan da taksiyle ve geçeceğim" dediğinde mine neşeli bir sesle "çok geçmiş olsun canım. sen merak etme biz burayı idare ederiz."dediğinde defne başını sallayarak hızlıca yanımızdan geçti. hayır diyordu çığlık çığlığa mantığım da kalbim de. hiçbir şey umurumda değildi. hayatımdan gidemezdi. hızlıca sandalyemden kalktım ve defnenin peşinden tuvalete gittim. tuvaletteki iki kadından özür dileyip ağlayan defnenin arkasından ona sarıldım. kadınlar anlayış gösterip çıktılar. defne çırpınsa da bırakmadım. "seni hiçbir şey benden alamaz. sen bile olsan. artık çok geç defne. senden vaz geçemem. üzme kendini. bize bir şans ver lütfen. eğer bir kez daha hayal kırıklığı yaşatırsam sana işte o gün seni maziye gömer gitmene izin veririm. ama aramızda güzel bir şeyler var. bırak bunun keyfini yaşayalım seninle. ve özür dilerim."dediğimde defne "çok zor çağatay. yaşadıklarım, hissettiklerim, kafa karışıklıklarım çok zor. bunu düşünmem lazım. o yüzden bana biraz yalnız kalmam için zaman ver. şu an sağlıklı karar veremem."dedi. ne kadar istemesem de haklı olduğunu biliyordum. "o zaman ben annemlerde kalayım biraz. sen de evde kal ve kafanı dinle. hatta işe de gelme. ama beş gün sonra seni hemen sol yanımda istiyorum" dediğimde usulca kafasını salladı. başının üstünden öptüm. aynada ikimize baktığımda beraber ne kadar uyumlu göründüğümüze baktım. defne yüzünü olabildiğince temizleyip saçını düzeltti ve "bana bir taksi çağırır mısın?"dediğinde istemesem de ondan ayrıldım. taksinin kapısını kapatırken adresi taksiciye söyledim. eve girinceye kadar ayrılma kapının önünden dedim. defne yüzüme baktı. "senin gerçek karın olmak güzel bir duygu olsa gerekti. kendine iyi bak güzel adam"dediğinde "beş gün sonra görüşürüz"dedim. yüzünde anlam veremediğim o kırık gülümsemeyle yanımdan ayrıldığında arkamda mertin sesini duydum "bakıyorum kara bulutlar şimdiden yuvanızı sarmış"dediğinde o sinirle sert bir yumruğu mertin suratına indirdim."şerefsiz seni. ne yaparsan yap o benim karım. ve öyle kalmaya devam edecek"dediğimde kahkahalarla güldü"göreceğiz."dedi sinir bozucu bir sesle ve yanımdan geçip gitti. ellerimi saçlarımın arasından geçirip biraz soluklandım. içeriye geçip insanlara aramızdaki problemi çaktırmamalıydım. aklım defnedeyken işten falan da bahsetmek istemiyordum. ama zorunluluklarım vardı. sorumlu olduğum çalışanlarım vardı. eğer ben şirketi güçlü bir şekilde ayakta tutarsam yanımda çalışan insanların da sosyal güvenceleri, eve düzenli götürecekleri maaşları olurdu. ülkenin ekonomisinin durumu belliydi. herkes bu süreçte zorlanıyordu. özgürlükler de şirketlerin kaderi gibiydi, belirsizdi. bu yüzden içeri geçip daha sıkıntılı bir durum yaratmamalıydım. masaya geçtiğimde minenin gözlerini üzerimde hissediyordum. yanımdaki sandalyeyi çekip oturduğunda gerildim. bir gün mineye karşı böyle bir boşluk hissedeceğimi biri söylese ona inanmazdım. ama şu an yanımdan kalkmasını istiyordum. "defne kendini iyi hissetmedi sanırım."dediğinde sesindeki alaydan rahatsız olmuştum. "defne tanıştığım en harika kadın mine. söylediğin sözleri, söyleyiş tarzına dikkat ederek söyle"dediğimde kolumu tutan elinin gerildiğini hissettim"ne yani gerçekten ona aşık mı oldun?"diye sorduğunda hiç tereddüt etmeden "evet"dedim. "sana inanmıyorum çağatay. bana karşı olan duyguların peri masallarındaki aşk gibiydi."dediğinde "demek ki her peri masalının da bir sonu varmış." dedim. "eğer müsaade edersen misafirlerle ilgilenmeliyim. yeterince rahatsızlık verdin bana bence"deyip kalktım. gideceğim zaman kolumdan tutup "senin için geri döndüm. yaptığım aptallığı geç de olsa anladım. seni hep sevdim."dediğinde "beni artık ilgilendirmiyor duyguların mine. beni şu an sadece defnenin duyguları ilgilendiriyor."dedim. anlamsız bir çabayla "buna inanmam. sadece kafan karışık senin"dedi. ama onu umursamadan masadan ayrıldım. gece bitinceye kadar da bir daha o masaya geri dönmedim. gece sona erdiğinde ise eşyalarımı alma bahanesiyle defneyle yaşadığımız eve gittim. yavaşça kapıyı açıp içeri girdim. defne salonda karanlıkta elbisesini bile değiştirmeden oturuyordu. beni görünce kafasını kaldırdı. göz makyajı akmıştı. karanlıkta ayın aydınlattığı odada bile anlaşılıyordu. "neden seni mine ile düşünmek canımı yaktı çağatay?"deyip ağlamaya başladı. "şişşşt ağlama güzelim. sen ağlayınca içimde bir şeyler kırılıp dökülüyor sanki. ne yapacağımı şaşırıyorum."dedim. "ben, ben hislerimi anlayamıyorum. insan kaç kere sever bilmiyorum. can benim için neden anlamsızmış gibi geliyor artık bilmiyorum. kalbim seni gördüğümde neden yerinden çıkacakmış gibi oluyor bilmiyorum."dediğinde yanına gidip ona sıkıca sarıldım ve göğsüme bastırdım. "insan kaç kere sever bilmiyorum ama gerçek aşkı bulduğunda en çok sever defne. önce yaşadığın acılar, önceki aşkların bir anlamı kalmaz. sanki yeniden onunla doğmuş gibi olursun. ben ne haldeyim biliyor musun? sana değen her çapkın bakış benim damarlarımdaki kanın nasıl kıskançlıkla akmasına sebep oluyor biliyor musun? 30 yaşındaki bir adamın ergenler gibi sevdiği kadının her hareketini hipnoz olmuşçasına izlemesinin nasıl bir şey olduğunu biliyor musun? ilk aşk değiliz belki ama şimdi ve geleceğim olmanı istiyorum defne. sabah seninle aynı yatakta uyanayım, işe giderken giydiğin her şeye karışayım istiyorum. ellerin ellerimde bir planın parçası olarak değil aşkımızın kanıtı olarak dursun istiyorum güzelim. kısaca gerçekten benim ol istiyorum." dediğimde göğsümdeki kafası iyice göğsüme gömüldü. elleri gömleğimden tutup gömleğimi sıktıkça sıktı. "erken değil mi çağatay? ben yıllarca tek adama aşık kaldım. Ama onun bile gerçek aşkım olup olmadığını anlayamadım. sana karşı duygularım var inkar edemem ama cana olan duygularım bile geçebiliyorken sana olan hislerimin geçici olmadığını nereden bileceğim?" dediğinde yaşadığı kaygıları çok iyi anlıyordum. usulca onu koltuğa yatırdım. tedirgince yüzüme baktı. şu an öyle bir noktadaydık ki ya onu tutacaktım ya bırakacaktım. her insan biraz bencildir. hayatımda ilk kez bencilce bir yabanilikle davrandım ve defneyi öptüm. bu diğerlerine benzeyen bir öpüşme değildi. insan doğasının şehvet dolu yanından gelen, buram buram cinsellik vaat eden bir öpüşmeydi. saçlarını çektim. serttim biliyordum ama bir şekilde defnenin aslında masum sevişmelerin kadını olmadığını hissediyordum. bunu anladığım zaman mutlu olmuştum. çünkü yapım gereği ben de masum sevişemezdim. ve şu an hiç de masum olmayan bir şekilde öpüyordum dudaklarını. allahım karanlıkta altımda dağılmış saçlarıyla benim hoyrat öpüşümle dudakları şişecek olan sevdiğim kadın yatıyordu. bu saatten sonra onu bırakamazdım. öyleyse onu da beni ister hala getirip onunla sevişmeliydik. kalbi beni istiyordu ama geçmişine ihanet etmekten korkuyordu. "şu an sana en doğru gelen şey neyse onu yaşayalım. Pişman olucam korkusuyla yaşamaya çalışmak çok yorucu defne. Ayrıca seninle gelen hiçbir hata benim için kötü olamaz. Eğer sen de benim gibi hissediyorsan devam edelim." Dedim içimdeki kabul etme endişesiyle. Ama defne kafasını göğsüme saklayıp olumlu anlamda kafasını salladığında rahatladım. Her aşkın kendine göre değerleri vardı. Benim için de defneye duyduğum aşkın değeri çok yüksekti. Ancak yine de bu defneye karşı sevişirken zorlayıcı olmayacağım anlamına gelmezdi. Çünkü o istediği sürece aramızda sınırlar olsun istemiyordum. Bu duygularla defnenin dudaklarına resmen saldırdım. öpüşmemiz defnenin ağzıma inlemesiyle ve belini yay gibi kıvırmasıyla başka bir boyuta geçiyordu artık. ellerim de rahat durmuyordu. tüm vücudunu keşfe çıkan parmaklarım elbisesinin de yukarı sıyrılmasıyla altındaki ince çorabı yırtarak çıkardı. o yırtılma sesi beni her defasında daha çok havaya sokardı. o sesle beraber içimde dizginlediğim vahşiliğim biraz daha ortaya çıktı. artık çıplak kalan baldırlarında dişlerim hareket ediyor elbisenin cömert sırt dekoltesinden aşağılara doğru kayan parmaklarım da defnenin varla yok arası olan iç çamaşırının içine kayıp başımı döndüren kalçalarını sıkıyordu. defnenin kısık kısık inleyen sesiyle ben de bu sesleri daha da ileri gitmem için, birer izin gibi düşünüp hareketlerimi cesurlaştırdım. daha rahat hareket etmek adına iç çamaşırını da çıkardım. defne hiç itiraz etmedi. allahım o elbiseyi de çıkarırsam karşımda tamamen çıplak kalacaktı. ancak defneyi biraz daha rahatlatmam gerekiyordu. "çok güzelsin, tüm kalbim sana esir." dedim dudaklarım bedeninde yollar çizerken. defne "çağatay utanıyorum"dese de umursamadım. çünkü durursam biterdi. ama ben bitmesin istiyordum. dudaklarımı hassas noktasına bastırıp öptüğümde bacaklarını kapatmaya çalıştı. vücudu bana mükemmel uyum sağlıyordu. yaşadığı heyecanın etkisiyle onu istediğim gibi hareket ettirebiliyordum. önce kendi üzerimdeki kıyafetleri çıkardım. onu korkutmamak için boxerımı bıraktım. defnenin gözleri hazzın da etkisiyle beğeniyle vücudumda gezindi. ben yavaşça üzerine eğilip onu derin derin öpmeye başladığımda kollarını boynuma dolayıp öpüşüme karşılık vermeye başladı. ben de aldığım cesaretle elbisesini sıyırdım üstünden. allahım mükemmeldi. her şeyiyle. ona o kadar aç kalmıştım ki. sadece bir kadına değildi bu açlık. kalbimin gerçek sahibine aç kalmıştım. artık onsuz olamazdım. çıplak bedeninde ellerim gezerken boynundan ısırıp öpmeye başladım. ilk gecemizin salonda bir koltuğun üstünde olmasını istemezdim ama onu yatak odasına götürmeye kalkarsam zihninde tekrar tereddütler oluşacaktı. bunu riske atamazdım. evet sonrasında yüzleşmem gereken problemler olacaktı bu geceyle ilgili ama onlarla o zaman yüzleşirdim. defnenin elleri sırtımda arzuyla dolaşırken kendimi daha fazla tutmam imkansızlaşıyordu. dudaklarımı boynundan göğüslerine kaydırdığımda artık hareketlerime itiraz etmiyor uyum sağlıyordu "ahh çağatay alt bölgemde hissettiğim kasılmalar normal mi?" diye sorduğunda cesaretine şaşırdım. onun kadar utangaç bir kadının bunu sorması inanılmaz bir gelişmeydi. ayrıca tahminimin doğru çıktığını da gösteriyordu. defne yatakta utangaç bir kadın olmayacaktı. "bu daha hiçbir şey defne. bu saatten sonra sadece benimsin güzelim"dedim. hızlı bir öpücük kondurdum dudaklarına sonra ellerimle kalçasını sıktım "seni seviyorum"dedim birleşmemizden hemen önce. Defnenin attığı çığlıklardan sonra "güzel kadınım benim. defne sana köpek gibi aşığım. sana sadık bir adam olacağım her zaman. sen hayatta başıma gelen en güzel şeysin. canın çok acıyor mu? istersen ağrı kesici getireyim"dediğimde defne kafasını "iyiyim, gerek yok"diyerek çıplak göğsüme doğru kaldırıp oraya dayayıp göz temasımızı kesti. ağladığını anladım, gözyaşları çıplak tenime değdiğinde. bir avuç su damlası insanın tüm kalkanlarını indirmesine yeter miydi? konu aşık olduğun kadınsa yeterdi. "ağlama bebeğim. bundan sonra yanında önünde arkanda hep ben olacağım."dedim ve sustum. boynu ağrıyacaktı böyle durmaya devam ederse o yüzden; koltuğumuz geniş olduğu için birden alta ben geçtim onu üstüme yatırarak üstümüze battaniyeyi örttüm. "böyle dinlenelim. sonra duşumuzu alırız. biraz daha ben kok istiyorum."dedim. itiraz etmedi. heyecan ve mutluluktan uyuyamam sanıyordum ama gözlerimi açtığımda sabaha karşı olmuştu ve defne yanımda değildi. panikle kalktım. ışığı çıplak olmama aldırmadan yaktım. salonda değildi sonra yatak odasından gelen su sesini duyduğumda rahatladım. salona uzak olmasına rağmen sessizlikte duyulabiliyordu. gözüm yattığımız koltuğa kaydığında beyaz koltuğun üstünde gecenin kanıtı olan kanı gördüğümde kendimden beklemediğim bir ilkellikle defnenin ilk erkeği benim gururunu yaşadım. ne kadar aptalca olduğunu bilsem de, bir kadına yapılabilecek en büyük haksızlık olduğunu bilsem de, hep eleştirdiğim bir durum olsa da ben o aptal duyguyu hissettim kendimden nefret ederek. Benden önce başka bir adam olsaydı da hayatında, yine benim sevdiğim kadın olmaya devam edecekti. o nasıl ki daha önce beraber olduğum kadınlardan dolayı beni sorgulamıyorsa ben de onu sorgulamamalı, ilki olduğum için aptalca bir mutluluk duymamalıydım ama duymuştuım. duş sesi hala devam ediyordu. içimdeki defneye aç adamın dürtülerine yenilerek banyoya doğru hızlı adımlarla yürüdüm. onun tek başına saçma sapan düşüncelere kapılıp suçluluk duymasını istemiyordum. banyo kapısını açtığımda defne harika bir ziyafet sunmuştu bana. çünkü çıplak bir halde yere sıfır olan duşa kabinde ayaktayken su üstünden akarken ellerini duvara onu iter gibi koymuş başı hafif öne doğru eğilmişti. vücudum daha banyoya giderken tepki vermeye başlamıştı bu manzaradan sonra ise taş gibi olmuştu. duşa kabini hızlıca açtım. yüzünü yüzüme çevirdim bal rengi gözleri yaşadığı hazla daha da iri gözüyor yanakları pembeleşmenin etkisiyle daha sağlıklı bir görünüm veriyordu. ona sarıldım. saçlarını okşayarak "seni çok seviyorum"dedim. o da bana sarıldı ama sarılışı gevşekti. önümde zorlu bir mücadele vardı. life duj jeli sürdüm ve onu itirazlarına rağmen yıkamaya başladım. her yerini lifledikten sonra zaten ıslak olan saçlarına şampuan döküp onu da köpürttüm. kapattığım duşu açıp onu iyice durladım. kenardaki bornozunu alıp üstüne geçirdim. sessiz bir şekilde her istediğimi yapıyordu. dudaklarına şefkatli bir öpücük kondurduktan sonra o duşa kabinden çıkarken terliğini giymesini fırsat bilerek arkadan bornuzun ucunu yukarı kaldırıp poposuna ufak bir şaplak atıp kulağına "onunla daha çok işim olacak. yapacaklarıma sen bile inanamayacaksın"dediğinde hırsla bana dönüp "iyice sapık çıktın sen"dedi. ateş saçan gözlerine keyifle bakarken "seni okşadığımda öyle demiyordun ama kısık kısık ah seslerin hala kulağımda"dediğimde yüzü kıpkırmızı oldu "bir dahası olmayacak. dün ve bugün hormonlarımızı terbiye ettik. ben öğrenecğimi öğrendim"dediğinde hırsla kolundan tutup "seni hormonlarımın etkisiyle yatağa attım sanıyorsan yanılıyorsun. seni sevdiğim için her anı özeldi. ve üzgünüm güzelim dün ve bugün son değil, başlangıçtı. artık ölüm dışında hiçbir kuvvet seni benden alamaz" dediğimde dikkatle yüzüme baktı "yani duyguların gerçek mi?"dediğinde yavaşça alnını öptüm "evet gerçek. sana gerçekten aşığım. burnumdan kokun kulağımdan sesin hiç gitmiyor defne. zaten seninle konuşacağız bu konuyu." dediğimde usulca başını sallayıp içeri geçti. ben de duşumu almak için banyoda kaldım.
DEFNE
heyecanla banyodan çıkıp üstümü değiştirdim. çok acıkmıştım. kahvaltı hazırlamak istiyordum. bana aşık olduğunu söylemişti. ve ben o bana her defasında bunu söylediğinde inanılmaz heyecanlanıyordum. mutfağa gitmeden önce salona telefonumu almak için uğramıştım. salona geçtiğimde telefonumu alırken gözüm dün gece beraber olduğumuz koltuğa kaydığında bembeyaz koltuğun üzerinde bekaret kanımı görmemle tekrar utandım. ve beynimde ötelediğim soru tekrar kafamı meşgul etmişti. "çağatay benim gerçek aşkım mıydı? peki can neydi o zaman? ben canın hayatımda hiçbir zaman di'li geçmiş zamanlarımın kahramanı olacağına inanmamıştım. onu her zaman şimdim ve geleceğim olarak düşünmüştüm çağatayla karşılaşıncaya kadar. ilk seferimin de her zaman gerçek aşkımla olmasını istemiştim. elim kolum birden düştü. iştahım kapandı. ben ne yapmıştım? duygusallığımın getirdiği ani bir kararla hata mı yapmıştım? diye düşünürken çağatayın endişeli sesini duydum"ne oldu pişman mısın defne?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kimsesiz yürek
Romancetamamlandı! kimdik biz seninle? dost? sevgili? eş? karanlığın sabahla buluştuğu kısacık zaman dilimlerinin isimsiz kahramanlarıydık belki. içimi en çok acıtan da; senden bahsederken artık hep -di'li geçmiş zaman dilimleri kullanıyor olmak. çünkü sev...
