pişman mıydım? hayır değildim. içimde ne kadar sorgulasam da çağatayla yaşadığım gece için hiç pişman değildim. hızlıca kafamı salladım. "hayır, pişman değilim. sadece şaşkınım. sana karşı hissettiğim duyguların güçlü olduğunu düşünüyorum. ama korkuyorum. aşık olmaktan ve tekrar acı çekmekten inandığım birini daha kaybetmekten korkuyorum. öyle korkuyorum ki seninle yaşadığım mükemmel gecenin korkularımdan dolayı olmasından korkuyorum. senin bana olan bu ani yakınlaşmanın mineye tekrar kapılmaktan korktuğun için olmasından korkuyorum. anlıyor musun çağatay bu öyle lanet bir duygu ki geçmişim falan umrumda değil."dediğimde yavaşça yanıma yaklaştı ve bana sarıldı "üzgünüm ufaklık ama bana aşık olmuşsun. ve bil ki kaybetmekten korkan sadece sen değilsin. ben de seni kaybetmekten öylesine korktum ki, senin duygularından emin olmanı beklemeye dair kendime verdiğim sözü çiğnedim. yani aramızda geçenlerin uzaktan yakından mineyle alakası yok. seni bırakamam defne. her zerren bu kadar yüreğime işlemişken, aşkı seninle bulmuşken olmaz. bu saatten sonra benimsin. ikimizi ancak ölüm ayırır." dediğinde kalbim mutluluktan duracak sandım. beni sevdiğini, bensiz olamayacağını söylüyordu, ben de çağatayla bir ömür geçirmek istediğimi anlamıştım ama geçmişten gelen korkularım beni hep engellemişti. gününü, saatini bilmediğim bir anda girivermişti kalbime teninin kokusuna hapsolduğum adam ve ben anlamamıştım. eskilerin yasını tuttuğum anılarımın mezarında açan umudumdu çağatay. usulca ona yaklaşıp sevinçle akan gözyaşlarımı önemsemeden sıkıca ona sarılıp göğsüne yüzümü yasladım. "hep yanında olayım. kalbin kalbim olsun."dedim. çağatay başımın üstünden usulca öptü. "seni seviyorum be kadın" dediğinde gülümsedim. huzur kalbi senin uğruna atan bir kalbin sesiydi. o kalbin hep sağlıkla atması için dua ettim içimden. beni bir anda kucağına almasıyla çığlık attım. "bacaklarını belime dola"dediğinde tenimde kaybolmak istediğini biliyordum. kasıklarım biraz sızlasa da çağatayla sevişme fikrinin yarattığı heyecan ve alt bölgemde yarattığı duygu çok daha baskındı. cilveli bir sesle "peki sen nasıl istersen"deyip bacaklarımı sıkıca beline doladım. "sınırlarımla oynama küçük hanım. ön sevişme adamı pek değilimdir zaten. sabahkinden çok daha fazla acı çektirebilirim"dediğinde sesindeki tehlikeli tını gerçeği söylediğinin habercisiydi. ama ben tecrübesizdim. o yüzden referans alabileceğim tek şey sabahki biraz vahşice olan sevişmemizdi. "senin olmaya gönüllü oldum ben. biraz acıya katlanabilirim"dediğimde kahkaha attı. "sen ne dediğini bilmiyorsun. sana çektirebileceğim acının derecesinden bile haberdar değilsin. o yüzden boyundan büyük laflar etme. her şeyin sırası var."dediğinde korkmadım değil. göz göze geldiğimizde gözlerinin yosunlarında boğuldum. içlerinde girdaplar vardı da kendi içine çekiyordu sizi. uzun siyah kirpiklerinin gölgesinde dans eden keskin bakışlar nefesimi kesmişti. "çok güzelsin"dedim farkında olmadan. "yakışıklılığımı çok duymuştum da ilk kez güzel olduğumu duyuyorum"dediğinde elimi yanığında gezdirip "evet yakışıklısın. nefes kesecek kadar. ama sanırım o kadınlar seni benim gördüğüm gözlerle görselerdi güzelliğinin farkına varabilirlerdi. yani çağatay bey doğru kadın benim." dedim. gözlerime öyle seksi baktı ki bu gözlere bakarken ölmek bile zor gelmezdi insana. "benim kadınım. en doğru en çekici en doğru kadın. gönlümün de evimin de sultanı. yol, hayat, kalp arkadaşım."diyerek ufak ufak öpücükler bırakıyordu yüzüme. o kadar heyecanlıydım ki çağatay yatağın kenarında kucağında benimle durmasına rağmen beni bırakmadığını fark etmemiştim bile. çağatay kulağıma eğilip"seni yatakta yavaşça soyacağım ama sonrası sürpriz"dediğinde kıvrılan dudağıyla vaatlerde bulunuyordu sanki. usulca değildi, sonuna kadar heyecan dolu olan sevişmemizin sonunda kaç kere birlikte olmuştuk bilmiyordum. "yarın iş var ama istersen gelme. biraz dinlen"dedi aldığımız duşun ardından usulca saçlarımı okşarken. "aslında engin abiyle görüşmek istiyordum. hani geçen gün gelen aynurun gönderdiği kadınla ilgili bilgi almak istiyorum. bir de aynuru ziyarete gitmek istiyorum."dediğimde "orada kalacak mısın?"diye sordu çağatay hoşnutsuz bir şekilde. "aslında iki gün kalmak istiyorum. biliyorsun doğum yaptıktan sonra yalnızca bir kere gördüm onları ve çok özledim"dediğimde "tamam ama yanına bir şoför bir de asistanını alman şartıyla"dediğinde şaşırdım. "bana güvenmiyor musun?" diye sordum hayal kırıklığıyla"asma yüzünü hemen. sana değil şerefsiz merte güvenmiyorum. bir pislik yapmasın"dediğinde merti tamamen aklımdan çıkarttığımı, tehlikeye güle oynaya gittiğimi fark ettim. "özür dilerim, onu tamamen unutmuştum"dedim. "ama ben asla unutmuyorum. sana yaklaşmaya kalkarsa sonu olurum onun"dediğinde yüzündeki ciddiyetten bunun için tereddüt dahi etmeyeceğini anladım. çağatayın görünen bir gücü vardı. iş dünyasında oluşturduğu müthiş bir saygınlığı vardı. onun istediği bir şeyi kimse kolay kolay geri çevirmezdi. mafya değildi ama iş dünyasında güçlü bir etkisi vardı. "tamam istediğin gibi olsun."dedim. "eğer şu ortaklıkla ilgili yapılması gerekenler olmasaydı ben de gelirdim seninle "dediğinde birden zihnimde minenin varlığı tehlike çanlarını çaldırdı. ben mineyi nasıl unuturdum. şirketteki ortağının oğlunun baldızıydı ve kız kardeşi aktif şekilde şirkette çalışacaktı. bu da minenin sürekli orada olmak için bahanesi var demekti. ama bunu çağataya söyleyemezdim. bu sefer o, ona güvenmediğimi düşünüp üzülebilirdi. tanrım kendi ayağına sıkmak böyle bir şeydi demek ki.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
kimsesiz yürek
Romancetamamlandı! kimdik biz seninle? dost? sevgili? eş? karanlığın sabahla buluştuğu kısacık zaman dilimlerinin isimsiz kahramanlarıydık belki. içimi en çok acıtan da; senden bahsederken artık hep -di'li geçmiş zaman dilimleri kullanıyor olmak. çünkü sev...