konuk

111 5 4
                                    

cana karşı mertle anlaştığımız üçüncü haftaydı bu gün. düzenli olarak mertle telefonda görüşmeye başlamıştık. canı takip ediyor ve canın neden bana karşı böyle takıntılı davrandığını bulmaya çalışıyordu. ancak can tam da dediği gibi sır küpü. ara ara o da beni arıyor, emirlerini ve yasaklarını sıralıyor ve telefonu kapatıyordu. üçümüz arasındaki bu duruma alışmaya bile başlamıştım. can yanıma gelmediği sürece sorun yoktu.

 yeni hayatıma, okuluma meriç sayesinde daha hızlı alışıyordum. meriç okulda beni yalnız bırakmıyordu. dün de sitedeki arkadaşlarıyla tanıştırmıştı. hayatım son zamanlarda alışık olmadığım kadar normaldi ve bu beni korkutuyordu. 

okulda öğlen arası herkes yemeğe gittikten sonra başımı sırama koyup kendimle baş başa kalmak istedim. sınıfta gamze diye bir kızla vakit geçirmeye başlamıştık. aslında içimdeki ses gamzenin meriçe olan ilgisinden dolayı bana yaklaştığını söylüyordu ama benim için önemi yoktu. gamzeye ısınmıştım ve meriçle de yakışırlardı. eğer gerçekten meriçle ilgileniyorsa ve meriçin kız arkadaşı yoksa ikisinin birlikte olmasını isterdim. gamze kantine ikimize bir şeyler almaya gitmişti. sınıfta tek olmanın rahatlığıyla başımı sırama koydum ve gözlerimi kapatıp sevdiğim bir şarkıyı mırıldanmaya başladım. kısa bir süre sonra saçımı okşayan elle irkilip kafamı kaldırdım. gamze veya meriç olmasını umarak saçımı okşayan kişiye baktığımda canı görmemle ufak çaplı bir şok yaşadım. yakın bir zamanda geleceğini biliyordum ama okul saatleri içinde gelebileceğini hiç düşünmemiştim. daha çok  okul sonrası boy gösterir diye düşünmüştüm. "yorgun musun?" diye sordu. "evet" dedim. "kendine iyi bakmalısın. ihtiyacın olan bir şey varsa bana söyle." dedi. bir an önce gitmesi için "olur, söylerim." dedim. "sen nasıl girdin okula, güvenlik çok sıkı"diye sorduğumda güldü "beni hep hafife alıyorsun."dedi. "neden geldin?" diye sordum bu sefer de kısık bir sesle. yüzümü yavaşça okşarken "benim olduğunu anlaması gerekenler var"dedi sonra yüzümü kendine çevirip yanağıma hafif bir öpücük bıraktı ve "ayrıca zihnin de bedenin de varlığımı unutmasın diye  geldim" dedi. ben dokunuşlarından dolayı o kadar kasılmıştım ki hareket bile edemedim. sonra mertin dediği aklıma geldi "ne olursa olsun seni öpmesine izin verme" demişti. bu yüzden birden kendime gelip korkuyla canı ittim. gözleri kısılarak bana baktı. "okuldayız can ve ben hala bazı şeylere alışmaya çalışıyorum. lütfen bana biraz daha zaman tanı. söz kimsenin bana yaklaşmasına izin vermeyeceğim." dedim çaresizce. "zaten seni benimle görünce kimse sana yaklaşmaya cesaret dahi edemeyecek. buraya sürekli gelip gidemem. görüşmelerimiz aralıklarla olacak zaten. seni anlıyorum. sana zorla dokunmam da. bencil ve hedef odaklı olabilirim. belki birçok kötü özelliğim vardır ama şerefsiz değilim. benim varislerimi de evlendikten sonra doğuracaksın. ama sadece benimsin. zorunlu olduğun tek şey bu."dedi. gözlerimden yaşlar dökülmeye başladı. biliyordum can istediğini elde etmek için her şeyi yapacaktı. gözyaşlarımı parmağıyla sildi ve kulağıma yaklaşarak "ağlama, sadece alış. söz veriyorum seni üzmemek için çok uğraşacağım. bana bir şans ver."dedi. cana ne oldu bilmiyordum ama ilk kez ılımlı ve uzlaşmacıydı. "korkuyorum. şu an hissettiğim tek şey bu. benim yaşanmamışlıklarım var can. aşık olmak, kendimi tanımak, sevilmek, hedeflerimi gerçekleştirmek. kimsenin yardımı olmadan hayatta kalmak. ben bunların hiçbirini yaşamadan sen beni yeni bir kozaya hapsetmeye çalışıyorsun. oysa ki ben özgürlüğüme yeni kavuşmuştum. çıktığım kozaya benzer bir kozada tekrar yaşayacaksam ben olmanın nasıl bir anlamı olur ki?" dedim hıçkırarak. can hiçbir şey demeden bana baktı ve sonra hiç tahmin etmediğim bir şey yaptı. bana sıkıca sarıldı ve başımın üstünden öptü."seni yeni bir kozaya sokmayacağım. kendini mi bulmak istiyorsun sana bunun için yardım edeceğim. hedeflerine ulaşmandaki en büyük destekçin olacağım. belki bana aşık da olursun. ben sevmeyi bilmiyorum ama elimden geldiğince sevmeye çalışacağım seni. özgürlüğünü tamamen veremem ama seni çok sıkmam da." dedi sakince. konuşan bu kişi can mı? diye başımı kaldırıp dikkatlice yüzüne baktım. bir insanın gözleri susar mıydı? canınkiler susuyordu. bana karşı neden iyi ve anlayışlı olmuştu?gerçek can hangisiydi? şu anki can sıcak ve güvenilirdi ama biliyordum ki bu bir yansımaydı. canın aklındaki her neyse bukalemun gibi istediği kılığa bürünmesine yarıyordu. biliyordum çünkü gözleri yıldızsız bir gece gibiydi duygusuz ve boş. Bu sefer ben güldüm ve cesaretle "gözlerinde geceyi görmesem neredeyse sana inanacaktım. ama sana güvenmiyorum can. kendini yorma." dedim. can da hiçbir değişiklik yoktu. "sen bilirsin. istersem uzlaşmacı olabileceğimi göstermek istedim sana; ama bunu reddettin.bu bana daha çok uyar." dedi ve elimden tutup kapıya doğru yürümeye başladı. kapıdan çıkarken rızayı gördüm. sınıfa neden kimsenin gelmediğini rızayı görünce anladım. koridor boyunca yürürken ona itiraz etmiyordum. biz el ele yürürken birçok kız kendi aralarında fısıldaşıyordu.  bazı erkek öğrenciler de çekinerek cana bakıyorlardı ve bakışlarından canı daha önceden tanıdıkları belliydi. ama nasıl? nereden tanıyorlardı hiç bilmiyordum. en sonunda okul bahçesine çıktık ve yavaş adımlarla basketbol sahasına geldik. meriç arkadaşlarıyla basketbol oynuyordu ve gözleri önce beni sonra canı ve en son ellerimizi buldu. şaşkınca bize baktı. top oynamayı bırakarak bize doğru yürümeye başladı. "selam can. demek defne senin kız arkadaşın. işte bunu hiç tahmin etmemiştim."dedi sakince. can da meydan okurcasına "evet şu anlık kız arkadaşım dört beş yıl sonra da karım olacak."dedi. meriç hayretle cana bakıp "çok erken karar veriyorsun. etraftan bir şey duymadığıma göre resmi değilsiniz."dedi. can omuz silkip "o da olacak. şu an erken bazı şeyler için. defne benim sadece bunu bilin." dedi. meriç "durum buysa emanetine göz kulak olurum."dedi. ne konuştuklarını anlamasam da bu konuşma canımı sıkmıştı. sanki bir eşyaymışım gibi konuşuyorlardı benim hakkımda. keşke mert de burada olsaydı. en azından kendimi daha güçlü hissederdim. can meriçe baş işaretiyle selam verip "eminim. görüşürüz." dedi. meriç de "görüşürüz merte selam söyle"dedi. canın çenesi seyirdi mert lafını duyunca. "konuşursam söylerim."dedi. sonra da beni otopark alanına çekiştirmeye başladı. motorunun yanına gelince kaskını eline aldı ve başımdan beni öperek "görüşürüz. kurallarımı sana hatırlatmama gerek yok umarım. "deyip motoruna bindi. sadece onu izledim. "hoşçakal"deyip arkamı döndüm ve yürümeye başladım. hemen arkamdan motorun sesini ve hızla kalkışını duydum. can geldiği kadar sessiz gitmemişti okuldan.                                     

kimsesiz yürekHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin