Çağatay
biliyordum; defnenin felaketim olacağını biliyordum. yıllardır aşka kapadığım yüreğimi o ürkek bakışlara teslim edeceğimi daha onu ilk gördüğüm anda hissetmiştim. güzeldi, hem de çok. ama güzelliğini istediği erkeği etkilemek için kullanan kadınlardan da değildi. garip bir şekilde ne kadar güzel olduğunun farkında bile değildi. evliliğimizi duyuracağımız o partide onu o kıyafetler içinde gördüğümde beynimden vurulmuşa döndüm. o benim kağıt üstünde de olsa karımdı. ve ben dokunulmazım olan o kadına aşık olmuştum. belki de ilk görüşte aşktı benimki, bilemiyorum. ama bildiğim bir şey vardı ki defne kalbimin liseli gibi atmasına neden oluyordu.
evliliğimizi duyurup da birbirine aşık karı koca rollerimizi oynarken ona her sarıldığımda duyumsadığım o mükemmel kokuyla kendimden geçtim. o koku vazgeçemeyeceğim en güzel parfümdü sanki. bana dokunan ellerinin altındaki tenim cehennem ateşi bile olsa o sıcaklığı hissetmek istedi. mertin veya canın ona değen gözleri geri telafisi olmayan hatalar yapmama sebep olacaktı neredeyse. hakkım yoktu ama yine de önüne geçilemez şekilde onu kıskanıyordum. hele ki canın onunla tuvalette konuşması hayatımda sabrımı sınadığım en üst nokta olmuştu. ama defne maalesef ona takılı kalmıştı. ilk gerçek aşkı yaşamış, kurduğu genç kız hayallerinin kahramanı olmuştu can. biliyordum ki yarım kalmışlıklar acıtırdı insanın canını. onu tamamlamak isterdiniz. hele ki ilk aşkınızsa sizi bırakan, onunla tam olmak isterdiniz. hayatımın hiçbir döneminde bir kadına karşı bencil olmadım. onların da duygularını önemsedim. lanet olsun ki canla konuşmasına da sadece defneye duyduğum saygı ve güvenden izin verdim. ama ilk kez o an, hayatımda bir kez bile olsa bir kadına karşı bencil olmak istedim. onun duygularını umursamadan ona sahip olmak istedim. bedenen bir sahiplik değildi bu, ruhen gelen sahiplikti. ve o an anladım ben defneyi hiçbir şekilde bırakamazdım artık. mert de can da defneden önce kendilerini ve duygularını önemsedikleri için defneye görünenden daha fazla zarar vermişlerdi. defnenin ürkek bakışlarının arkasındaki neden buydu. o bakışlardaki korkuyu, zaman zaman çaresizliği, asılı kalan gözyaşlarını kalben görüyordum. onun etrafında ona kalkan olmak istiyordum. bu yüzden onu her an görebilmek için odasını cam duvarlardan yaptırmıştım. tenimle dokunamasam da gözlerimle dokunurdum ona. ruhunu okşardım bakışlarımla. onunla çok uzun zaman olmasa da tanışıklığımız ona aşık olmuştum. bu yüzden, sırf o mutlu olsun, beni kabul edip sevsin diye kişiliğimi bozmadan elimden geleni yapmaya karar vermiştim. bir gün boşanacağımız gerçeği, can veya bir başkasıyla defnenin olması ihtimali kaldırabileceğim bir şey değildi artık. çünkü o yokken gözlerim onu aramaya başlamıştı bir kere. onsuz bir dünyaya gözlerimi açabileceğimi sanmıyordum. mineden sonra ilk kez kalbimin attığını hissettim. o yanımdayken ona duygularımı belli etmemek için çok çabalıyordum. ama zordu. yanındayken dokunmamak, aşkını haykıramamak çok zordu. zor aşktı benimkisi.
defne bilmiyor ama geceleri odasına sessizce girip doyasıya onu izlemeye bile başlamıştım. çok derin uyuyordu ve uyurken bazen tuhaf sesler çıkarıyordu. her hali beni büyülüyordu. onu kirpiklerinden öpesim geliyordu ki; zaten bir gece dayanamayıp kirpiklerinden olmasa da dudağının kenarından öpmüştüm. yaptığımın doğru olmadığını bilsem de defnenin gerçek kocası olmak için bundan sonra birçok yanlış yapacağımı da biliyordum. defneye serbest bir hayat görüntüsünde aslında şeffaf çizgilerle çizilmiş, korunaklı bir alan yarattım. kendini sürekli kapana kısılmış gibi hissettiğinden özgür kalmaya çok ihtiyacı vardı. ama onu tamamen özgür bırakamazdım. yardımcısı benim tuttuğum özel bir korumaydı. görüntüsünün aksine hem dövüş sanatlarında hem de ateşli silahları kullanmada çok iyiydi. daha önceki deneyimlerinde kişisel asistanlık da olduğu için defnenin rahat hissetmesi için çok idealdi. defne her yere rahatça gidip geliyordu ama mertin bir planın peşinde olduğunu biliyordum. bu sefer büyük ve tehlikeli oynuyordu. aptal herif kendisiyle beraber şirketi de tehlikeye sokuyordu. aldığım duyumlar mertin türkiyenin en acımasız ve büyük mafya grubuyla görüşmeler yaptığı şeklindeydi. onlar dedesinin iş yaptığı adamlara benzemezdi. onlarla yolunuzu ölüm ayırırdı. mertin akıl sağlığı yeterince iyi değildi zaten. paranoyaklık boyutuna varan cümleleri vardı. benim defneyi tehdit edip onunla evlendiğime inanıyor defnenin onun anlaması için çeşitli yerlere şifreler bıraktığını söylüyordu etrafındaki güvendiği insanlara. hastaydı ve ne yapacağı ön görülemezdi. o yüzden defneyi her an gözetim altında tutuyordum. sevdiğiniz kadını korumanın farklı şekilleri vardır. kimi kilit altına alır, ona esir hayatı yaşatırdı. bu kadını yok saymaktı, mutsuz kılmaktı. böyle bir şeyi defneye asla yapmazdım. onu yaşarken öldürmek demekti bu. ama onu ona fark ettirmeden koruyabilirdim ki şuan ki en önemli önceliğim bu olmuştu. ayrıca onunla çalışmak da keyifliydi. analiz yeteneği sayesinde alanı bile olmasa birçok konuyu çok hızlı kavramıştı. o kadar çalışkandı ki garip bir şekilde onunla gurur duyuyordum. kocasının torpiliyle burada olduğunu söyleyenlerin çenesini farkında bile olmadan çok hızlı bir şekilde kapatmıştı. benimle ilgili sinsi planları olan bazı kadınların çıkardığı dedikoduları da böylece asılsız kılmıştı. bunu da bilmeden sadece olması gerektiğine inandığı şekilde kendi ilkelerine göre çalışarak başardı. sanırım aramızdaki kimyasal uyumun dışında kişiliği de beni çok etkiliyordu. başkalarını dinliyordu. kendisi dışındaki insanların sorunlarına kayıtsız kalmıyordu. birini dinlerken gözlerini uzun sürede kırpıyordu. sanki karşısındaki insanın anlattığı bir şeyi kaçıracakmış gibi gözlerini koca koca açarak tatlı bir şaşkınlıkla dinliyordu. hayret ettiği zaman sanki eli kalbine gidecekmiş gibi dinliyordu. üzüldüğünde bakışları yavaşça aşağı doğru kayıyor, yanağının iç tarafını ısırıyordu. öfkelendiğinde bal rengi gözleri yaşarıp elaya dönüyor, yumruk yaptığı ellerinde tırnaklarını avuç içlerine hafifçe batırıyordu. ama mutlu olduğunda yüzü aydınlanıyor öpülesi dudakları tatlı bir tebessümle kıvrılıyor yanakları hafifçe pembeleşiyordu. sanat eseri gibi görünüyordu. onu saatlerce izleyebilirdim. bir insanı mutlu görmek hiçbir zaman beni bu kadar etkilememişti. tanrım kalbim onu düşündükçe bile yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. flörtöz bir adam olmadım hiç. kadınlar ne istediğimi bilirlerdi. ben de onların istediği şeyleri tek bir şey hariç yapardım. bir tek kalbimi vermezdim onlara. ama iki tarafta mutlu ayrılırdı gecenin sonunda. ama defne öyle değildi. o güçlü kişiliğini keşfedebilecek kadar kendini tanıyamamıştı. bir bilse ne kadar güçlü bir kadın olduğunu. bir inansa kendisine. dünyayı köle ederdi kendine. ama o tüm iyi niyetiyle bakmak için çırpınıyordu. gözlerini karanlığa açmıyordu. bu ona daha çok hayranlık duymama sebep oluyordu. iyiliğin gücü bu kadar mı büyüktü? mine de yardımsever bir yapıya sahipti ama anlıyordum ki onunki bencillik de barındıran bir iyilikti. ama defne tamamen içten bir kadındı. benim kadınımdı. soy adımı taşıyordu. parmağında benim yüzüğüm vardı. hem o kadar bana aitti hem benden o kadar kopuktu ki. bir şekilde onu korkutmadan kendime bağlamalıydım. önce bir erkek olarak beni fark etmeliydi. yoksa minnet duyduğu yaşça büyük bir abisi gibi görebilirdi beni. bu yüzden tarzım olmasa da şakacı bir flörtözlükle beni erkek olarak fark etmesini sağlamaya çalışıyordum. ki fiziksel yakınlığımıza gösterdiği tepkiden onun da beni çekici bulduğunu anlayabiliyordum. bu umutlanmama sebep oluyordu. çünkü canın teninde bıraktığı izleri korumak gibi bir çabaya girmemesi ikimiz için bir umut olduğunu gösteriyordu. birine ihtiyacı olduğunu hissettiğim her an kendimi istemsizce onun yanında buluyordum. her geçen gün yüreğimdeki yeri büyüyordu. bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. kırgın ruhum bir yarım bırakılmışlığı daha kaldıramazdı. insanın eksik yanını, yürek ortağını kaybetmesi zordu çünkü. her sabah el ele giriyorduk şirkete. ellerimin içindeki elleri sanki olması gereken yerdeymiş gibi sıcak ve güvendeydi. elini tutmama o kadar alışmıştı ki bazen beraber şirket dışında dışarı çıktığımızda tutmam için elini uzatıyordu. yüreğim mutluluktan uçsa da onu ürkütmemek, utandırmamak için olabildiğince tepkisiz kalmaya çalışıyordum. ama elini elimden çekmesine izin vermiyordum. böyle aptal aşık gibi dolaşıyordum sokaklarda elimde defnenin eliyle.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
kimsesiz yürek
Romancetamamlandı! kimdik biz seninle? dost? sevgili? eş? karanlığın sabahla buluştuğu kısacık zaman dilimlerinin isimsiz kahramanlarıydık belki. içimi en çok acıtan da; senden bahsederken artık hep -di'li geçmiş zaman dilimleri kullanıyor olmak. çünkü sev...