Beton duvarların ardındaki çığlıklar bu gece hiç sona ermemişti. Ömer bakışları tavana asılmış, titreyerek battaniyesine sarılmıştı. Daha yüksek bir sesle içeriden gelen bağırığı ve küfürleri duyduğunda korkuyla gözlerini kapatmıştı. O bir kez olsun babasına sarılıp gerçek aile sevgisini hissedememişti. Diğer çocuklar gibi istediği sadece babasının ellerinden tutup onu parklara götürmesiydi. Annesiyle, kardeşiyle geziler yapmasıydı. Küçük bir kız kardeşi vardı Ömer'in. Babasının zulümlerine mahkum kalmış, her gün annesinin göz yaşlarını küçük elleriyle silmeye çalışan koca yürekli küçük bir kız kardeşi vardı.
Başını yastığının altına koydu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kimse bilmesin istiyordu göz yaşlarını. Kimse görmesin istiyordu.
Annesinin acı dolu çığlığını duyunca aniden yataktan sıçradı ve içeri koştu.
‘‘Baba dur yapma!’’ sesindeki korku, içindeki nefret sanki o an nefesiyle beraber aşikar olmuştu.
Babası sert bir şekilde Ömer’i yakasından kavradı.
‘‘Çekil önümden çocuk!’’ diyerek odanın bir ucuna fırlattı.
Ömer annesinin yüzündeki morlukları gördükçe daha çok kızdı.
Babasının fırlatmasıyla başını duvara vurmuştu. Bunu umursamayarak tekrar ayağa kalktı ve annesini maviliğin gökyüzünü sardığı gibi sardı. ‘‘Yeter artık baba! Vuracaksan bana vur, kızacaksan bana kız ama artık anneme dokunma!’’ Gözyaşlarıyla hıçkıra hıçkıra söylediği o üç beş kelime dahi babasının taş kalbini yumuşatmaya yetmemişti. Adam cani bir şekilde vurmaya devam etti. En sonunda Ömer'in takati kalmadı ve yere düştü. Küçük kız kardeşi babasının bacağına ağlayarak sarıldı. O çocuk aksanıyla ‘‘Lütfen baba onlar bizim ailemiz yapma sen kötü biri değilsin!’’ dedi.
Adam Ömer'in yere yıkıldığını görünce kızını iterek ceketini aldı ve dışarı çıktı. Zeynep abisinin yüzünü iki küçük avucu arasına aldı. “Abi, abiciğim uyan, aç gözünü! Bırakma beni abiciğim, beni yalnız bırakma!” diyerek gözyaşlarına boğuldu.
Annesi halsiz bir şekilde Ömer'in başını okşuyordu. Uyanması için dualar ediyordu. Böylesi zalim bir babanın mahkumuydu Ömer. Hayalleri ve umutları annesinin tebessümünden, kız kardeşinin saadetinden geçiyordu. O kendisini annesi ve kız kardeşini korumaya adamıştı. Dakikalar geçti, saatler geçti ama Ömer uyanmadı. Adam tekrar eve geldiğinde kadın öfkeyle ayağa kalktı ve adamın göğsüne sert yumruklar atarak ‘‘Senden nefret ediyorum aşağılık herif!’’ diye bağırdı. Küçük kız evden kaçarak komşularının kapısını çalmıştı. Abisinin durumunu haber ederek hastaneye götürmelerini istedi. Komşular bir telaşla içeri girdiklerinde kız tiz bir çığlık attı. Annesi yerde öylece hareketsiz yatıyordu. Adam ortalıkta yok, evin kapısı açık kalmıştı. Her yer kan içindeydi. Komşular polise durumu haber ettiler ve Zeynep bu kadar acıya dayanamayarak yere serildi. İşte böyle bir gecenin mahkumu olmuşlardı. Günlerdir annelerine huzurla sarılıp bir gün dahi güzel bir gece geçirememişlerdi. Onların kendilerinden başka sığınacak ne bir kapısı vardı, ne de bir dostu... Onlar bu hayatın büyüteceği en büyük insanlar olacaktı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sen de Ö(z)lüyor musun?
RomanceYanan bir odunun ateşi tekrar geri sönemez, Asla aynı yağmur damlası aynı yere inemez, Dert dertsizle giderilmez. Korku kaçtıkların kadardır. Cesaret yüzleştiklerin. Vicdan karakterin. Hayatı yaşadığın kadar mısın? Yoksa acısı kadar mı? Tebes...