Az önce kapanan kapının sesiyle uyandı Ömer. Kendini bilmediği bir evde bulmuştu. Ağırlaşan göz kapaklarını zorlanarak açarken kirpiklerinin ardında okyanus mavisi bir çift göz gördü. Saçları omuzlarından aşağıya doğru sarkmakta olup bazı kısımları yüzünde gezinerek onu huylandırıyordu. Ayağa kalkmak istediğinde kız “ Lütfen dur” diyerek ona engel olmuştu. Şimdi gözlerindeki bulanıklık tamamen kalkmıştı. Bu çarpıştığı o solist kızdı. “Neredeyim ben?” diyerek heyecanla bir kez daha denedi ayağa kalkmayı. İçinde kardeşine olan özlemi ve korkusuyla yer, yer sarsılıyordu yüreğinden. “Kardeşim nerede?” bu sefer sorusu ağzından daha sert bir ses tonuyla çıkmıştı. Solist kız Ömer’le içinde hiç bilmediği bir duyguyla konuşuyordu. Sanki onu daha önceden görmüştü. Gözlerine bakmış, bu sesi duymuştu. Tanışmış olamazlardı ama neden böyle hissediyordu ki? Yüreği kendisinden kopmuş bir şekilde koşuyordu sanki Ömer’e doğru. İçinden güç bir şekilde “ Hayır Derya, saçma hayallere kapılma! Sen bir şarkıcısın, böyle fakir bir çocuğu mu seveceksin yani” diye söylenerek yüreğini tutuyordu. Ancak onun yarası sanki kendi yarası olmuştu. Boğazını temizleyerek Ömer’in sorusuna cevap verdi. “ Bak her kimsiniz bilmiyorum, kardeşinizi de tanımıyorum ama benim önümde bayılmış olmanız beni tedirgin etti. Korkarak sizi evime getirdim. İyi olduğunuzu görmüş oldum ve şu an içim rahat isterseniz bunu evinizde düşünebilirsiniz” dedi.
Ömer kızın gözlerine dik dik bakarak ceketini aldı ve hızla evden çıktı. Bir o sokağa, bir bu sokağa koşuşturup durdu. Televizyonlarda duyduğu çocuk istismar haberlerini hatırladıkça öfkesi kor ile karıştı yüreğini yaktı. Üstelik eve doğru giderken yolda adamın çocuğunu köle gibi kullandığını gördü ve bu öfkesiyle adamın yüzüne “ O senin evladın, o senin canın, o senin parçan... İnsaf be adam!” diye haykırdı.
Hayatın acımasızlığı o kadar çok büyüktü ki sokaklarda çocuklar yatmakta ve köle gibi çalışmakta, istismarlar çoğalmakta, evlerde kadınlar dövülmekte, insanların hakları her yerde yenilmekteydi. Ömer bunları gördükçe hep ders aldı. Hep bunların aksine bir insan olmayı düşledi, kendine hedef bildi. Ayrılıkların ötesinde, annesizliğin ve babasızlığın içinde büyümek onun kaderiydi. İnandığı ne varsa başarmalıydı. Güçlü kalmalı asla yıkılmamalıydı. O sabaha kadar kardeşini aradı. Her sokakta başka bir pislik... Kirlenmişti dünya. Kardeşini böyle bir çöplüğü içinde bırakmayacak bedeli her ne olursa olsun bulacaktı.
Diğer bir yanda söylediklerinin ve o sert bakışların ardında kalan derya vardı. Derya söylediklerini içteki duygularını gizlemek için kullanmıştı. Sözler sert ama yüreği bir çocuk gibi yumuşaktı. Farklı hissetmişti Ömer de. Onu farklı yapan bir şey vardı. Gözlerine baktığında sanki yüreğindeki çaresiz çocuğu hissetmişti. Yüreğinin diğer yarısı onda saklı gibiydi. Yıllardır yarım kalan bir insan iken sanki Ömer’le bir tam olmuştu. Her ne olursa olsun gizlemeliydi duygularını çünkü Derya’nın çok lüks bir yaşantısı vardı ve bunu fakir olan Ömer için harcayamazdı.
Ömer çaresizce Arif babasının kapısını çaldı. İçeri geçtiğinde babası onun yüzündeki kırgınlığı hissetmişti. Ömer’in ardından kapının arkasında Zeynep’i aradı gözleri onu göremeyince hızla Ömer’in odasına koştu. Tam o sırada Ömer elinde sayısızca hap, kendini suçlu hissetme düşüncesiyle intihar etmek üzereydi. Sert kollarıyla sardı Ömer’i “Oğlum, Üzülme evladım bulacağız onu” gözyaşları damla damla akıyordu yüz hatlarından. Ömer’in hıçkıra hıçkıra “ Ben çok kötü bir insanım, anneme sahip çıkamadım, kardeşime sahip çıkamadım” dediğini duydukça yüreği parçalanıyordu. Hapları ayağının altına alarak ezdi. “ Güçlü kal evladım. Sen Ömer’im sin güçlü kalmalısın.”
Ömer çaresizce başını babasının omzuna koydu. Zeynep’in gitmesiyle beraber gerçek babasının söylediği sözlerde hala aklındaydı.
Tüm yaşadıkları bir rüya olmalıydı ya da Ömer artık acısı olmayan bir yaşamda uyanmalıydı.
Babasının gitmesiyle eline kalemini aldı ve boş bir kağıt açtı. Masasının üzerinde ki lambasının loş ışığıyla yazdı ve yazdı.
Ta ki gözleri ağırlaşıp kapanıncaya kadar. Uykusuyla birlikte o acı hayatın kalemi elinden düşene kadar...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sen de Ö(z)lüyor musun?
RomanceYanan bir odunun ateşi tekrar geri sönemez, Asla aynı yağmur damlası aynı yere inemez, Dert dertsizle giderilmez. Korku kaçtıkların kadardır. Cesaret yüzleştiklerin. Vicdan karakterin. Hayatı yaşadığın kadar mısın? Yoksa acısı kadar mı? Tebes...