Gerçek Aile

27 16 1
                                    

Arif amca parmaklıkların ardında Zeynep’in göz yaşlarını düşünüyordu. Bu güne kadar hiç bir kızı olmamıştı onun. Kucağına atladığında saçlarını okşarken ilk kez bir evladı olduğunu hissetmişti. Merhametle sarılmıştı ona. Hiç bırakmamak istemişti o an. Abisinin ve Zeynep’in yaşadıkları Arif amcayı çok üzüyordu. Onlara baba olmak için her şeyini feda edecekti Arif amca. Zor günlerinde yanında olacak ne isterlerse yapmaya hazır olacaktı. Özlem öyle bir acı veriyordu ki, yüreğinden akıyordu sanki göz yaşları. Parmaklıkların ardında kalan Arif amca değil de sanki geride bıraktığı, ailesi bildiği Zeynep’i ve Ömer’iydi onun için.
Nezaretin dış kapısından gelen anahtar seslerini duydu. Ardından gelen bağırışları, yakarışları duyunca yüreği kor gibi alevlendi. Bu Ömer’in in sesiydi. “Babam diyorum anlamıyor musunuz? Arif ERDEM benim babam!”.
Kapı açıldı ve polislerle beraber içeri giren Ömer Arif amcayı görünce sımsıkı sarıldı. “Çıkacağız buradan baba, merak etme seni burada yalnız bırakmayacağım.” Ömer’in  kelimeleri göz yaşlarıyla beraber sinmişti Arif amcanın yüreğine. Ona son kez sarılmak isterken polisler uzaklaştırdı Ömer’i polisler. Parmaklıkların ardında sordular Ömer’e “ Şimdi bu adam seni öldürmeye kalkışmadı mı yani? Bize bu adamın sana sahip çıktığını mı söylüyorsun çocuk?”
Ömer hala öfkeliydi. Artık bu kurgudan bıkmış bir halde “ Arif ERDEM benim ailem ve yuvamdır. Yüzümde görmüş olduğunuz morluklar benim öz babamdandır. Bizi her gün döverdi. Anneme hep küfürler eder öldürmekle tehdit ederdi. Ben annemi kaybettim. Benim öz babam yani Semih AKSOY annemin katilidir. Annemi son dakika hastaneye yetiştiren ise Arif ERDEM yani benim ve kardeşimin sığınabildiği tek yuvasıdır” dedi.
O an Ömer bir kez daha öz babasından nefret etmiş kendisine sahip çıkan insanlara yine en içten yüreğiyle sarılmıştı. Polisler duyduklarına inanamadılar. Böylesi zalim bir babanın oğluydu Ömer. Arif amca Ömer’in itirafları üzerine serbest bırakıldı. Ömer’i koluyla sarmış bir halde karakoldan çıkarken Semih’i gördüler. Ömer’in elleri kınından çıkmış bir kılıç gibi Semih’in boğazına sarıldığında Arif amca ayırdı onları ve Semih’in yüzüne tükürdü. “Bırak Ömer’im herkes kendi vicdanında yüzsün. Vicdan dediğimiz öyle bir denizdir ki, ancak zalimler boğulur bu denizde.” Ömer Arif babasının sözleriyle başını salladı. Hak verdi babasına ve polislere bağırdı. “ Memur bey işte annemin katili burada, işte hayatımızı zindan eden adam,  yakalayın onu!”
Polisler koşarak Semih’i tutukladılar. Semih pişman olmuş gözlerle son kez Ömer’e baktı. Gözleri dolmuştu. “ Affet beni evladım! Bir gün her şeyi öğreneceksin. Affet...”
Ömer ve Arif amca otobüs durağına geçerek evlerine gitmeyi beklediler. Zalim babasının sözleri Ömer’in aklına kazınmıştı. Babasının ellerine sarılarak “ Sence haklı mıdır baba?” dedi.
Arif amca Ömer’in başını okşayarak onu teselli etti. Sonuçta karısına zulmeden bir insandan kalbinin yumuşaması beklenemezdi. Vakit kaybetmeden otobüse bindiler. Eve geldiklerinde Zeynep ve Gülsüm teyzenin yüzündeki mutluluk tarifsizdi. Zeynep küçük kollarına hem babasını hem de abisini sığdırmaya çalışıyordu. Hepsinin yüzü gülüyordu. Yıllar sonra ilk kez aile huzurunu hissetmişlerdi. Arif amcanın ve Gülsüm teyzenin artık iki tane tertemiz evladı vardı. Akşam yemeğini beraber muhabbetle yediler sonra Gülsüm teyze Ömer’in ve Zeynep’in yatağını hazırladı. Ömer’in gözleri o gece sabaha kadar tavana asılı kalmıştı. Semih babasının sözleri aklında sürekli yankılanıyordu. Annesini çok özlüyordu Ömer. Babasının annesine yaptığı zulümler aklına geldikçe affetmek istemiyordu onu. Babası annesini katletmişti.  Onun acımasızlığı Ömer’in yüreğinde bir ateşti ve hiç sönmeyecekti.

Güne huzurla açtılar gözlerini. Arif amca yastık savaşı yaparak uyandırmıştı kahvaltıya Zeynep’i. Ömer onca uğraşa rağmen miskin bir halde sayıklıyordu.“ Anne biraz daha ne olur sana biraz daha sarılayım” Gülsüm teyze onun bu halini gördükçe çok üzülüyordu. Belki Zeynep küçük olduğu için çok çabuk alışmıştı yeni ailesine ama Ömer içinde bir yer de sürekli annesini özlüyor ve onun hasretiyle her gün ölüyor olacaktı. Ne kadar zorlansa da Gülsüm teyze Ömer’i uyandırmayı sonunda başarmıştı. Beraber kahvaltılarını yaptılar. Henüz daha 15 yaşındayken Ömer kız kardeşine bakabilmek için iş aramaya çıktı. Mahalle sakinleri Ömer’i çok severlerdi her bir yandan gelen “ Oo Ömer ne yaptın aslanım, Ömer hayırlı sabahlar kardeşim...” seslerini duydukça Ömer daha çok mutlu oluyordu. Tamirci Sinan abinin yanına geldi en  son. Selamlaştılar ve Ömer başından geçenleri anlattı. Kardeşine bakmak zorunda olduğunu, para kazanması gerektiğini söyledi Sinan abiye. Sinan abi gururla “ Gel bakalım aslanım buraya... ” diyerek sarıldı Ömer’e.
“ Şu içerde asılı olan 8/9luk anahtarı ver bakalım.”
Ömer koşarak anahtarı getirdi ve o gün başladı işe.
Her gün tekrar tekrar işe gider, bir keyifle Sinan abinin tüm isteklerini yapardı. Yine bir gün işten parasını almış eve giderken sokağın serseri çocukları takıldılar Ömer’e  sağa sola itiştirip döverek parasını aldılar. Sadece annesinin babasından gizli verdiği paraları koyması için diktiği cebindeki 20 TL duruyordu. O gün onu da en  sevdiği şarkıcının orda harcayacaktı. Eve geldi ve kardeşinin elinden tutarak hızla konsere götürdü. Kızın söylediği şarkı ile dalıp gitti annesine Ömer. Bir yandan eliyle Zeynep’inin elini tutarken bir yandan da annesinin kolyesini öpüp okşuyordu. Her gün daha çok özlüyordu annesini. Kızın gözlerine bakarken bir anda sağ elinin boşluğa düştüğünü hissetti. Telaşla çevresine bakındı Ömer. Kardeşi yoktu. Zeynep yoktu.
Yüreğinin çırpınışıyla aradı durdu Zeynep’i. Sonra bir adamın onu götürdüğünü görünce hırçın bir aslan gibi olduğu yerden sıçradı. Hızla koştu adama. Tam o sırada az önceki solist kız karşısına çıktı ve çarpıştılar. Gözleri Zeynep’e asılı bir şekilde kızın önünde bayıldı. Son kavuşmanın ardından bu ayrılığı beklemiyordu. Gözlerini kapatmadan evvel dilinden düşen tek cümle oldu. “Zeynep... Güzel kardeşim gitme!”.


Sen de Ö(z)lüyor musun? Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin