Gizli Gerçekler

23 15 6
                                    

Kalp atışları nefesiyle yarışıyordu. Kardeşi bir yanda, babası diğer yanda... Acılardan bir okyanusun içinde boğulmaktayken sarılmak ona iyi gelmişti. Ancak onun Aklındaki tek şey kardeşinin durumu ve öğrenmiş olduğu gerçeklerdi. Derya Ömer’in göz yaşlarını silerek ondan üzülmemesini istedi. Nasıl üzülmemeliydi? Onca derdi bir kenara atıp, acıdan anlamayan, şarkıcı, ünlü bir insanın kollarında dertlerinin geçmesini bekleyebilirdi?
Derya sessizce ağlamaya devam eden Ömer’in gözlerine baktı. Yüzünü avuçları arasına alarak “ Kardeşinin başına gelenleri duydum. Ben hayatımda ilk kez böyle bir duygu hissediyorum ve senin için tüm şan, şöhretten vazgeçtim. Elimde, avucumda ne kadar para varsa hepsini kardeşinin iyileşmesi için vermek istiyorum. Yeter ki böyle güzel bir insanı kaybetmeyelim.” Dedi.
Ömer Derya’nın yaptığı fedakarlığa çok şaşırmıştı. Aşk fedakarlık isterdi ve Derya Ömer için her şeyini feda etmişti. Bu sefer Derya’ya içten bir şekilde sarılan Ömer oldu. Onu yüreğiyle kucaklamıştı. Minnettarlığını kolları arasına koymaya çalışmıştı. Derya’nın elinden tutarak hızla hastaneye doğru yol aldı. Ardından gerekli parayı doktora uzatarak kardeşi için her şeyin yapılmasını istedi.
Eve döndüğünde her zaman yaptığı gibi tüm yaşadıklarını kelimesi kelimesine not aldı. Arif amca ertesi sabah yine  kalktığı gibi Ömer’in yazdıklarını alarak bir, bir bilgisayara geçirdi.
Ömer vakit kaybetmeden kardeşini görmek için hastaneye gitmişti. Onu orada derya karşılamış, beraber Ömer’in kardeşini ziyaret etmişlerdi. Kardeşi artık iyileşmişti ve Ömer kardeşinin iyileşmesine yardımcı olan Derya’ya çok minnettardı.

Aradan 3 yıl geçmişti. Zeynep büyümüş, Ömer ve Derya evlenmişti. Zeynep her hafta abisini ziyarete gelir, diğer günler Arif babasının yanında kalırdı. Geçen zaman içerisinde Ömer babasının nerde olduğu hakkında tek bir bilgi dahi alamamıştı.
Her gün ona sarılıp “ Beni affet baba, acılarını geçiremedim” demek istemişti.
Israrla çalınan kapıyı açmak için Derya ayağa kalktı. Ona oturmasını eliyle işaret eden Ömer kapıya yöneldi ve kapının ardında onun adına 500 adet kitap geldiğini gördü. Kargodan kitapları alıp içeriye geçti.
Derya “ Bunlar ne” diye sorduğunda kutuyu açınca sorunun cevabını beraber öğrendiler.
“Bunlar benim yazdığım notlar, nasıl olur? Anlamıyorum...” diyerek şaşkınlığını dile getirdi Ömer.
Çok geçmeden telefonu çaldı ve arayan Arif babasıydı.
“Oğlum, senin hayatın insanlara umut verecek bir hayattı ve sende hayatını yazdın. Ben ise bunu kitap haline getirdim. Bu kitaplar senindir. Kitapları aldığını düşünüyorum” dedi.
Ömer çok farklı hissetmişti. Kendisinin bir yazar olduğuna inanamamıştı. İnternetten kitabının adını yazdığında her yerde satışta olduğunu gördü.
Derya mutlulukla Ömer’e sarılarak “ Senin her şeyi başaracağını biliyordum” dedi.
Ömer Arif babasıyla gurur duyuyordu. Belki onun yazdığı bu kitap hayatta kimsesi olmayan çocuklar için birer umut olacaktı. Belki de acısıyla acımasızlaşmış insanları kendine getirecekti. Bu mutluluğu en çok öz babasıyla geçirmek istemişti.
Ancak onun hakkında hala haber alamaması canını sıkıyordu. Derya’nın sözleri ona son teselli olmuştu.

Sen de Ö(z)lüyor musun? Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin