62. Bölüm- Salak Gökhan -_-

1.5K 82 3
                                        

GÖKHAN’DAN

Sanki gökyüzü bile bana küsmüştü. Güneşim küsmüştü, oksijen küsmüştü, hayat küsmüştü. Gidiyordum, ondan uzaklaşıyordum. Ama nereye gittiğimi her zamanki gibi bilmiyordum. Zaten bilsem de ne fark edecekti ki? Ayşe’nin olmadığı her yer benim için aynıydı. Bomboş, havasız, karanlık. Ne kimse beni anlıyordu ne de sarabiliyordu.   Ne de Ayşe onu bu kadar çok sevdiğimi biliyordu. Kimseler görmüyordu, duymuyordu beni.

AYŞE’DEN

Bazen bir şehri bir insan yüzünden seversin,
Bazen de bir insan yüzünden bir şehirden vazgeçersin.
Herkesin kendine saklandığı saatlerde,
Haritanın herhangi bir yerinde,
Herhangi bir şehirde,
Herhangi bir evde,
Sevgi yetmezliğinden kimsesiz edilmiş bir kadın,
Odasında yarasına sarılarak ağlar.
Bir kadının yarası onun üvey evladıdır.
Kapının önüne koyamadığı,
Alıp bağrına basamadığı.
Ne zaman ki bir yerlerde şarkı söylense, şiir okunsa,
O kadın hemen soluk soluğa koşar sarılır yarasına.
Avaz avaz susarak yarasına sarılırken kadın,
Onu duymaz yaranın mülkiyet sahibi adam.
Ama unutmayın ki,
Bir kadının kalbini acıttığınız zaman, 
Geriye kalan ömrünüz gülümsediğiniz yerden kanar.
Bu yüzden,
Çok düşünmeli bir adam,
Çok acıtmadan önce bir kadını.
Çünkü;
Bir kadının yarası,
Bir ömür kanatır bir adamın hayatını...
[Atakan Gülgar

Bu sözler çok doğruydu. Herkesin mutlu sandığı bir kadın, bir köşede oturup yarasına sarılır. Ağlar, kimselerin görmediği, duymadığı isyanları eder. Ne yapacağımı? Nereden başlayacağımı bilmiyordum. Tek yaptığım benden uzaklaşan adamın geniş sırtına bakmaktı. Bir zamanlar o sırtının ardına saklanır, bütün kötülüklerden korunurdum. Kahramanımdı o benim. Bir kadının bu hayatta iki kahramanı vardır. Biri babası diğeri âşık olduğu adam. Bu iki kahraman o kadını korur. Başı ne zaman sıkışsa imdadına yetişir. Yani bir zamanlar benim için öyleydi. Ama şimdi ise ben bu iki adamı kaybetmiştim. Gönlümün oyuklarına düşmüş, çıkamıyordum. Çünkü beni oradan çıkaracak kahramanım artık yoktu. Biri ölmüştü diğerini ise öyle kabul ediyordum. Ama yine de öyle kabul ettiğim bu adamdan uzak duramıyordum. Koşar adım Gökhan’ın peşinden yürümeye başladım. O kadar dalgındı ki. Hiçbir şeyi fark etmiyordu. Ruh gibi yürüyordu. Ve ben ona bir şey olacak diye çok korkuyordum. Sahil kenarındaki bir balıkçı kulübesinin önündeki masalara oturdu. Sanırım içki içmeye başlamıştı. Yanına yaklaşmak istesem de gidemiyordum. Çünkü yanında ki diğer masalar sarhoş kaynıyordu. Uf Gökhan ya inanmıyorum bu yaptığına. Bari eve gidip içeydin. Uf! Bir köşede durup onu uzaktan izlemeye devam ettim.

BİR SAAT SONRA

E yuh yani! Koca iki şişe rakıyı bitirdi hala istiyor. Yok, ben daha fazla dayanamayacağım. Gidiyorum yanına. Hızla yanına gidip koluna yapıştım. Onu çekelerken ‘’Ne yapıyorsun Gökhan? Utanmıyor musun beni orada bırakıp buraya gelmeye. Birde bir sürü rakı içtin. Yuh sana!’’ dedim. Gökhan bana bakıp sırıtırken sarhoşluğundan olsa gerek saçmalamaya başladı.

‘’Oooo… Prenses de gelmiş.’’dedi. Bir de alkışlamaya başladı. Eşek Gökhan! Bir sürü sarhoş adam pür dikkat bize bakıyordu. Anneciğim ben korkmaya başladım.

‘’Kalk eve gidelim.’’

‘’Yoh gelmiyorum ben. Sen git evine ben başka eve gideceğim.’’dediğinde kan beynime sıçramıştı.

‘’Nereye gidiyorsun?’’

‘’Banu’ya giderim.’’ Dediğin de yüzüne tükürdüm. Cidden yaptım bunu.

‘’Allah belanı versin senin. Utanmaz, arlanmaz, karını bırakıp başka kadınlara mı gidiyorsun?’’dedim. Yani eski karına pardon canım. Bende alışamadım gitti ya. :/

‘’Ne karısı ya! Benim senin gibi karım yok!’’dediğinde sinirden elim titriyordu.

‘’Pislik! Bir de karım yok diyor. Ömrümü çürüttün be adam ömrümü! Bebek katili! Düzenbaz, sapık züppe!’’

‘’Oooo evet bebeğimizi de ben öldürdüm. Bu gece eve gidersek senide otuz iki yerinden pıçaklıycam!’’dediğinde gözlerim büyümüştü. Yapmaz değil mi?

‘’Ne… Ne beni de mi öldüreceksin?’’

‘’Evet, seni de öldüreceğim. Bebeği öldürdüm sekiz yıldan oldum. Seni de öldürüp yirmi seneden olmaya karar verdim.’’dediğinde yan masada ki sarhoş adamlar kalkıp yanımıza geldi. Korkudan titriyordum. Gökhan’ın koluna sımsıkı sarılmıştım. Adamlar önlerini ilikleyip Gökhan’a selam verirken ‘’Saygılar abim. Bir emrin var mı? Kusurumuza bakma abi tanıyamadık.’’dediklerinde gözlerimi pörtletip onlara bakıyordum. Bu gerçek olamaz değil mi? Sanırım onlar Gökhan’ı mafya sandılar. Bir bu eksikti. Daha ne başımıza gelecek acaba? Hele Gökhan güçlükle kalkıp adamlara elini öptürdü. Yüzlerine de tokat atıp ‘’Aferin yavrularım, koçlarım benim. Bu kadın yengeniz olur. Ona göre.’’dediğin de artık ayakta zor duruyordum. Gökhan’ın kalktığı tabureye otururken hala onlara bakıyordum.

‘’Saygılar yengemiz. Abim bir emrin var mı?’’ dediklerinde başımı iki yana sallayıp ‘’Bu kâbus olmalı’’dedim.

‘’Yoh koçlarım. Ha ya da var. Götürün yengenizi benim yerime öldürün.’’dediğinde korku dolu bakışlarımı Gökhan’a çevirdim. Adamlarda tereddütle bana bakarken ‘’Cidden mi abi?’’dediler Gökhan yanında ki adamın omzuna tutunup ‘’Cidden. Gelinlik giydirip, otuz iki yerinden bıçaklayıp, ağaca asın.’’dedi. Bacaklarım titriyordu. Şaka yapıyor kesin. Pis züppe. Kalas şey ne olacak.

‘’Emredersin abi ‘’diyen adamlar üstüme gelirken kendimi fare kadar küçük hissediyordum. Şaka değil mi? Adamlar koluma yapışıp beni ormana sürüklerken ben benim kalas eski kocama bağırıyordum.

‘’Gökhan! Lan salak ne yapıyorsun? Lan bırakın beni! Gökhan, kurtar beni! Şaka yapıyor ağabeyler. Vallahi bak! Pos bıyıklı abim ne olur bırak beni! Kurbanınız olam ağalar bırakın gideyim. Gökhan!’’dedim ama kimse beni anlamıyordu. Ayaklarım çoktan yerden kesilmiş ormana sürükleniyordum. Ah Gökhan ah! Bir kurtulayım bunlardan sana ben neler yapacağım. Pis zengin kalas züppe!

TESADÜFBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin