BÖLÜM ŞARKISI PERA-KİMSELER SEVEMEZ
GÖKHAN’DAN
‘’Sen ne şeker bir şeysin böyle inatçı keçi.’’dediğimde gözleri gözlerimi deliyordu. Bakışlarım dudaklarına kaydığında ne yapacağımı şaşırmıştım. Ne ona dokunabiliyordum ne de kaçabiliyordum. Sadece öyle donup kalmıştık. Zamanın akmasına inattı bu donmamız.
Ama yine kör talihim benim için ağlarını örüyordu. Ayşe beni itip kalktığı gibi odadan çıkmıştı. Ben ise budala bir şekilde kapı ile bakışıyordum. Çalan telefonum dikkatimi dağıtınca cevap verdim.
‘’Efendim’’
‘’Kardeşim ne yapıyorsun?’’
‘’Ne yapayım Koray Ayşe ile uğraşıyorum. Ha bu arada Ayşe’nin burada olmasına sebep sendin değil mi?’’
‘’Tam üstünde bastın kardeşim çek ayağını. Durum nedir?’’dediğinde sıkıntı ile nefes verdim.
‘’hiçbir ilerleme yok abi. Tam oldu bu iş diyorum. Mal gibi ortada kalıyorum.’’
‘’Düzelir merak etme. Hadi bakalım ilk iş gününüz bugün. Ama sana bir akıl vereyim ağabeycim o zoru oynuyorsa sen daha zoru oyna. ‘’
‘’Nasıl yani?’’
‘’O senden kaçıyorsa sende ondan kaç. Bak bakalım nasıl peşinden koşuyor.’’
Telefonu kapadığımda aynı sözler beynimde dolanıyordu. Ne yapacağıma karar veremeden hazırlanıp odamdan çıktım. Ayşe’ye bakındığımda yoktu. Arabama binip otele doğru yola çıktım. Geldiğimde arabadan inip beni karşılayan asistanım Banu ile odama doğru yürümeye başladım. Beni karşılayan personellere selam verirken gözlerim Ayşe’yi arıyordu. Neredeydi bu kız?
AYŞE’DEN
Kaçıyorum, hem kendimden hem de ondan. Kimselerin anlamayacağı kadar karışıktım. Gözlerime dolan yaşları geri gönderirken elime fırça ve boyayı alıp merdivene çıkıp oturdum. Duvara çizdiğim şekle boya ile can verirken dalıp gidiyordum.
GÖKHAN’DAN
Bütün gün biriken işlerle uğraşmıştım. Ama aklımda hala silemediğim yeşil gözlüm dolanıyordu. En sonunda dayanamayıp Banu’ya sordum. ( ŞARKIYI AÇIP ÖYLE OKUYUN :D)
‘’Banu, Ayşe’yi görmedin mi?’’dedim. Bana birkaç saniye baktıktan sonra derin nefes verip ‘’Arka bahçede duvara resim yapıyor.’’demesi ile masadan kalktığım gibi hızlı adımla merdivenlerden indim. Onu görmeliydim. Sabah olanlardan sonra konuşmamak delirtiyordu beni. Dışarı çıktığımda hava kararmıştı. Gözlerim onu ararken çoktan arka tarafa gelmiştim. Ayşe’nin olmaması yine kalbimi hançerlerken ellerimi sinirle saçlarımdan geçirdim. Tam geri dönecekken duvara çizdiği resim dikkatimi çekti. Adımlarım yavaş olmasına rağmen yine kalbim hızlıydı. Gözlerim yaşarırken kendi yüzümü silik çizmesine içerlenmiştim. Bir deniz çizmişti. Ortasında bir ağaç. Ağacın dalında bir salıncak vardı. O salıncakta kendisi vardı. Üzgün oturuyordu. Gökyüzüne benim silik simamı çizmişti. Ellerim titrerken onun çizdiği resimdeki ona benzeyen yüze dokundum. Sevgimi ona ispat edemiyordum. Ona olan aşkımı ona anlatamamıştım. Ve bu yüzden hep onu kaybetmiştim. Ne zaman bir şey olsa onu kaybediyordum. Umutsuzca, dünyanın bütün dertlerinin altında kalmış bir halde yürümeye başladım. Deniz kenarına baktığımda kumral saçları rüzgârda uçuşan, beyaz elbisesi ile çıplak ayaklarını denizin kıyıya vuran dalgaları ile oynayan, hayatımın karanlığını aydınlatacak güneşimi gördüm. Gözleri ufuktaydı. Yıldızların, ona gülümsemesine bakıyordu. Adımları ona dönerken tedirgindim. Tam arkasında durduğumda beni hissetmişti. Bana dönmeden konuşmaya başladı.
‘’Yıllardır hep gözlerim yıldızlardaydı. Neden biliyor musun?’’dediğinde güçlükle konuştum.
‘’Neden?’’
‘’Geçmişimi görüyorum orada. Seni, beni, bebeğimi.’’ Dediğinde gözlerimden birkaç damla süzüldü. Denizin kıyıya vuran dalgaları kulaklarımı dolduruyordu. O ses ve bizim sesimiz vardı sadece. Birde içimde dinmek, durmak bilmeyen çığlıklar.
‘’Gitmemeliydin…’’dedim kendime mani olamadan. Hala bu yüzden ona kızgındım. Dalga geçerek bir gülümseme gönderdi bana. Sonra hiç beklemediğim bir şekilde bana döndü. Öfke dolu bakışları içimi sızlatıyordu.
‘’hıh… Gitmemeliymişim. Ne yapsaydım? Bebeğimin katili ile mutlu numarası mı yapsaydım? Ya da dur her şeyi unutaydım. Bana ettiğin hakaretleri, bana vurmanı. Ne dersin daha mı iyiydi?’’dediğinde öfke bedenimi sarmıştı. Sinirle koluna ellerimi sardım. Onu sarsarken gözyaşlarım arasında konuşmaya başladım.
‘’Ben böyle olsun istemedim. Beril’in oyununa geldim. Beni aldattın sandım. Ben olacakları tahmin edemedim.’’dedim. Öfke dolu bakışlarından incileri dökülürken kolunu elimden kurtarıp iki eli ile beni itti. Bana vurdukça bağırıyordu.
‘’ben senin o kadınla fotoğrafını gördüğüm halde beni aldattığını hiç düşünmedim. Sadece sana o kadınla samimi olma dedim. Ben sana hep güvendim Gökhan! Ama sen… Sen bana güvenmedin! Beni… Beni aşağılayıp kapının önüne koydun. Hatta dur kapının önüne attın beni.’’dediğinde içimde utançtan ve yıkıntılardan başka hiçbir şey kalmamıştı. Haklıydı. Yaptıklarımın özrü yoktu. Ama yinede özür dilesem affeder miydi?
‘’Özür dilerim… Özür dilerim… Özür dilerim. Yaptığım her şey için çok üzgünüm. Ama sana kızgınım tamam mı? Sekiz yıl boyunca bana acı çektirdin. Ne olursa olsun benim yaptığım doğru olmasa da senin yaptığın bencillikti!’’dediğimde elini saçlarından geçirip öfke ile sağa sola yürümeye başladı. Bu hali beni korkutmuştu. Hiç normal görünmüyordu. O kadar öfkeliydi ki. Bir şeyler söylüyordu ama anlamıyordum. Sanırım bir çeşit kriz geçiriyordu. En sonunda bana dönüp olduğu yerde durdu.
‘’Bencilmiş im? Hah… Sen ne biliyorsun ki? Sen neyi anlıyorsun? Özür diliyorsun bir de. Senin özrün hiçbir şeye çare değil Gökhan! Sen benim bebeğimi öldürdün. Ve gittiğim için bencil mi oluyorum?’’ dediğinde benim sabrımda bitmişti.
‘’Evet, bencilsin. O benimde bebeğim tamam mı? Sadece sen bebeğini kaybetmedin! Bende kaybettim. Benimde canım yandı. Ama sen beni suçlayıp kaçıp gittin. Benim kadar sende suçlusun!’’dedim. Hızla Ayşe bana yaklaşıp yanağıma tokat attı. Şaşkınlığım beni sararken başım sağa dönmüştü. Ama söylediği sözler tokadın acısından daha güçlü bir acı vermişti bana.
‘’Tabi ki sen suçlusun. Kaza yapmamın da, bebeğimi kaybetmemin de tek suçlusu sensin!’’dediğinde suskundum. Evet, bana kızdığı için kaza yapmıştı.
‘’Evet, bana kızdığın için o kazayı yaptın. Dikkatin benim yüzümden dağıldı. Tamam, kabul.’’Dedim. Bana yorgun gözlerle ve acı çeken bir tavırla baktı.
‘’Anlamıyorsun. Hiçbir şey bilmiyorsun.’’dedi. Merakım artarken ‘’Ne bilmiyorum?’’diye bağırdım. Birkaç saniye söyleyip söylememe arasında düşünürken sonunda söylemeye karar verdi. Ama bana söylediği her söz bıçak olup kalbime saplanmıştı.
‘’Ben, beni yere ittiğinde düşük yapmaya başlamıştım. Kazayı da kanamamın bilincimi kaybetmeme sebep olması yüzündendi.’’
İşte o an ne yapacağımı bilemiyordum. Kendimi kaybetmiştim. Bir şey demeden ondan uzaklaşırken kendime duyduğum öfke artmıştı. Ölmek istiyordum. Sadece ölmek ve yok olmak istiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TESADÜF
Dla nastolatkówKendini beğenmiş bir zengin züppe, inatçı, çalışkan ve annesine bakan fakir bir genç kız.Aşk tesadüfleri severmiş. peki onların karşılaşması. hayatlarının en önemli zamanlarını yaşamak için bir başlangıçtı. Nefretle başlar her şey. Gökhan Ayşe den...
