Min Yoongi, bu dünyada en çok sevilen ama hiç sevilmeyi haketmeyen bir adamdı.
Min Yoongi, kendisini seven eşini aldatarak onun sevgisini kirleten ve onun sevgisini asla haketmeyen bir adamdı.
Min Yoongi, kendisi için herşeyini feda eden genci de ha...
Uzun bir sürenin ardından merhaba, burada olabildiğim için çok mutluyum. Fakat söz verdiğim gibi tam tamına bir final ile de dönemediğim için ayrıca mahçubum. Hayatımdaki meşguliyetlerimden olsa gerek, çok az vakit buluyorum yazmaya. Sizleri daha fazla bekletmeye gönlüm hiç mi hiç razı gelmedi bende birkaç okuyucumun önerisi ile final bölümünü iki part halinde yayınlamaya karar verdim. Çünkü başka türlü hem bölümün size gelmesi çok uzayacaktı hemde bölümün kendisi, ki birinci partı bile yeterince uzun zaten.
Okurken sıkılmazsınız umarım, 11587 kelime
---
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur'da: "Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir; asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içerisine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır." diyor.
Hayatımızı verebilmek, bir insan için. Ruhumuzu bile iki dudağının arasına bırakmak, bir insan için. Ne kadar kolaydı? Fedakarlık, sevdiklerimiz için yapacağımız fedakarlıklar güzeldi nihayetinde ama fazlası kendinden ödün vermekten bile ilerisine geçmiyor muydu?
Yoongi en basitinden sadece vücudunu vermişti, hem Namjoon'a hem Jungkook'a. Kalbini de vermişti, onun için kolaydı kalbini elden ele dolaştırmak. Ama hayatını vermemişti, hiçbirine.
Hiç cesareti olmamıştı bunu yapmak için. Sonsuz sevgilere tabi tutulmuştu, tutuluyordu. Seviliyordu Yoongi hiç haketmediği kadar. Buna rağmen yapamıyordu hiçbir zaman hakkıyla karşılığını vermeyi.
Kendisinden ödün vererek sevmişti onu aldattığı eşi, hele Jungkook, kendisinden ödün vermenin ilerisine geçerek her şeyini kelimenin tam anlamıyla her şeyini feda etmişti Yoongi için. Değer, kıymet bilmeyen için. Bir hiç uğruna feda ettiğini her şeyini, çok geç anlayacaktı genç.
Öyle ki, geç gelen pişmanlığı kasıp kavuracaktı içini. Gençti, toydu, hayatının hatasını yaptığını ve bunu sürdürdüğünü henüz bilmiyordu. Ve aşıktı, öyle aşıktı ki canını verircesine. Doğru tabir bu olsa gerek,
Jungkook canını verircesine seviyordu Yoongi'yi. Aradaki tüm engel ve zıtlıklara rağmen hiç vazgeçmeden seviyordu. Hisleri Yoongi'nin kaldıramayacağı kadar yoğun olmasına rağmen bir gram azaltmıyordu sevgisinden. Yoongi'nin, kendisinden on yaş büyük olması, bu bile genci rahatsız etmiyor önemsiz bir sayıdan ilerisine geçmiyordu onun için. En büyük sorunlar bile Jungkook'un kafasında, genç için küçük pürüzlerden ibaretti. Onun tek bir isteği, tek bir beklentisi vardı, Yoongi'nin yanında olması. Geri kalan hiçbir şey umrunda olmuyordu. Sevdiği adam için ailesini bile karşısına almıştı ve şu an bile bundan pişman değildi.
Olmalıydı ama değildi, şu an bile pişman olursa şayet geç kalmış sayılıyorken hala pişman değildi Jungkook, çünkü hala yanındaydı Yoongi.