Çağlar'ın bizim evi altüst etmesinin ardından, uçağın düştüğü haberini herkes duymuştu. Mine teyze fenalaştığı için bazıları hastanedeydi, bazıları da bir umut iyi bir haber alırız diye havaalanında...
Uğur, babam, Alper ve Yasin amca dış hatlar tarafında görevli olan üç kişiden iyi kötü bir haber almaya çalışıyorlardı ama uçağın düştüğü dışında hiçbir haber alamamışlardı.
Yaklaşık yarım saati aşkın bir süredir Çağlar'la oturma alanında yan yana ama iki yabancı gibi oturuyorduk. Sessizlikle geçen zamanın ardından Çağlar hafiften öksürüp omuzlarını dikleştirdi, "Şimdiye kadar seninle bir sorunum yoktu ama artık..." deyip duraksadı, beş altı saniye sonra da "Neyse." deyip başını sağa sola salladı.
"Biliyorum benden nefret ediyorsun." deyip başımı hafiften aşağı yukarı salladım.
"Nefret mi ediyorum, kızgın mıyım neyim bilmiyorum."
Kaç saattir kendimi tutuyordum ama, "Ben böyle olmasını istemezdim." dediğimde gözümden bir damla yaş düştü.
"Ben ne diyeceğimi bilemedim sana, senin yüzünden diye bağırdım ama senin bir suçun yok aslında. Benim öfkem kendime, özür dilerim." deyip dirseklerini dizlerine yasladı ve başını ellerinin arasına aldı.
"Yo, bütün suç benim. Gitmezdi aslında ama benden uzaklaşmak için gitti işte." deyip yanaklarımı ellerimin tersiyle sildim.
"Seni çok güzel seviyordu biliyor musun?" deyip doğrulmadan başını bana çevirdi. "Sana bir bakışı vardı, Şirin'i için dağları delen Ferhat görse ben Şirin'i bu kadar sevmedim derdi. Öyle çok seviyordu seni." deyip yutkundu.
Kesik kesik nefes alıp, "Ben çok geç farkına vardım, hak etmedim aslında o kadar sevilmeyi." dedim.
"Öyle düşünme... Bilmiyorum ama Bedirhan direk karşına çıksaydı belki böyle olmazdı."
"Onun için bazı şeyler gerçekten çok zor, zordu yani. Biz kardeş gibi büyüdük, yediğimiz içtiğimiz beraber giderdi, eski mahallenin üç yaramazıydık biz, kolay değil öyle çıkıp seni seviyorum demek, hele Bedirhan gibi biri için hiç kolay değil."
"Desene hem sevdiğini kaybederdi hem de arkadaşını."
"Öyle ama biz onu kaybettik." deyip derin bir nefes aldım.
"Seni üzmek için söylemiyorum ama şunu bil ki seni Bedi gibi seven biri bir daha karşına çıkmaz."
"Biliyorum." deyip kucağımda birleştirdiğim ellerime bakarak, "Onuncu sınıftayken bir gün annemle babam günü birlik şehir dışında arkadaşlarını ziyarete gitmişlerdi. Bende okuldan gelince Bedi'lere gitmiştim. Uğur neredeydi hatırlamıyorum neyse annemler gelinceye kadar yani ben eve gidene kadar sevdiği kızı anlatmıştı bana, gözlerinin içi gülüyordu. Salaklık var ya bende âşık olmuşsun sen, göster şu kızı diyordum. Gösteremem diyordu o da..." dedim.
"İnsan gerçekten gözünün önündekini göremiyor, tek senin için geçerli değil bu." dediğinde "Doğru." deyip başımı olumlu anlamda salladım.
Çağlar, "Biliyor musun aslında Bedi seni kalbine gömmüştü, vazgeçtim Umay'dan demişti. Yani kendini benim yüzümden gitti diye suçlu hissetme, gidesi olmasa gitmezdi, biliyorsun."
"Biliyorum."
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Bedi... Yani şey... Bedi..." diye bir şeyler gevelediğinde. "Ney Bedi?" diyerek Çağlar'a baktım.
"Bedi... Bedi ölmemiş olsaydı, onunla çıkar mıydın?"
"Evet." deyip başımı olumlu anlamda salladım. "Beni kalbindeki mezarlığa gömmüş olsa bile, peşinden koşardım."
"Keşke öyle olsaydı. Yani keşke olabilme ihtimali olsaydı." deyip gözlerini ovuşturdu.
"Hayat çok acımasız, biz bazı şeyleri göremiyoruz. Fark etmedim Bedi'yi, sonra her şey yüzüme çarpınca vermemem gereken bir tepki verdim. Gitti. Ne olacak şimdi? Ona karşı arkadaşlıktan başka şeyler hissettiğimi fark ettim ama artık yıllarca hatta ömrümün sonuna kadar mezarına gidip geleceğim, mezarının başında milyon kez seni seviyorum deyip mezar taşını öpeceğim ama o duymayacak. Hiçbir zaman duymayacak." deyip burnumu çektim ve daha fazla dayanamayıp başımı önüme eğerek ağlamaya başladım.
Çağlar, "Gel buraya." deyip bana sarıldığında bende ona sarıldım ve başımı omzuna yasladım.
Çağlar'ın omzumdan geri çekildiğimde babamla Yasin amcanın havaalanından çıktığını gördüm, görmemle beraber Uğur'la Alper'in yanımıza gelmesi bir oldu. Fazla ayakta durmayıp karşımızdaki sandalyelere oturdular.
Uğur gerçekten çok ağlamıştı, hayatım boyunca onu hiç bu kadar çok ağlarken görmemiştim. Gözleri hala kızarıktı. Alper'de Uğur'dan aşağı gözükmüyordu.
Çağlar, "Ne dediler?" diye sorduğunda Uğur sol elinin içindeki derileri yolmaya başladı, canı sıkkındı ve kendine zarar veriyordu. Alper, "Yapma şunu." diye bağırıp Uğur'un sol elini tuttu.
Uğur, "Tamam bırak." deyip ellerini birleştirdi.
Uğur, "İki üç gün sonra gelirmiş..." deyip ağlamamak için yukarı bakıp, "Cenazesi." diye ekledi.
"Niye iki üç gün?"
Alper, "Ancak gelirmiş işte bilmiyoruz."
Uğur, "Niye böyle oldu? diye sorduğunda Çağlar, "Bilmiyorum." dedi sessizce.
Uğur, "Ben hiç sevmedim böyle olmasını." deyip tek tek hepimize baktı.
Alper, "Mine teyzenin erken doğum yapma riski varmış, ya bebeğe de bir şey olursa ne olacak?" deyip sulu gözlerini üzerimizde gezdirdi.
Uğur, "Anasını satayım ne vardı bu Kanada'da! Ben resmen kandırıldım ama aklımdan böyle bir şey geçmedi. Bir kere gideyim buralardan demedim! Tamam Umay ikizim canımdan çok seviyorum, ne tepki verdiyse verdi. Olmuyorsa oldurmaya çalışırdım ben, baktık olacak gibi değil kabullenecekti ama çekip gitmeyecekti."
Alper, "Öyle."
Uğur bir anda bağırarak, "Bedirhan'dan daha iyisini mi bulacaktın sanki sende!" deyip bana baktı.
"Ben mi istedim böyle olmasını! Ne yapacağımı bilemedim."
Alper, "Kızın üstüne gitme."
Uğur, "Onun üstüne gitme bunun üstüne gitme, bunaldım ya bunaldım. Gitti Bedirhan gitti daha gelmeyecek. Düşüneyim falan niye demedin!"
"Uğur ne tepki vereceğimi bilemedim diyorum, şimdi ki aklım olsa öyle mi yapardım!"
Çağlar, "Uğur bir sakin ol, ne bağırıyorsun Umay'a! Kim isterdi böyle olmasını." dediğinde Uğur ağlamaya başladı. Cidden sinirleri bozulmuştu.
Uğur gözlerindeki yaşı silip, "Özür dilerim." deyip bana baktı. Derin derin nefes alıp, "Beni doktora götürün, yoksa kafayı yiyeceğim ben." diye de ekledi.
Alper, "Dışarı çıkalım istersen, bir hava al." dediğinde Uğur başını olumsuz anlamda salladı.
Tolgahan'ın, "Şaka mı bu?" diyerek yanımızda belirmesiyle bakışlarımı Uğur'dan çekip Tolgahan'a baktım.
Alper, "Maalesef, keşke öyle olsa." dediğinde, çantamdan yükselen telefonumun sesini duymamla çantamdan telefonumu çıkardım.
Rehberimde kayıtlı olmayan bir numara arıyordu. Hafifçe öksürüp, "Efendim." diyerek telefonu açtım.
"Umay." lafını duymamla ayağa fırlamam bir oldu.
"Bedirhan!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İddia || Texting
Teen Fiction- TAMAMLANDI - Küçük bir cesaret kırıntısıyla atılan mesajla başlayan maceraydı onların hikayesi. Mesajdan sonra bedenini belli olma korkusu sarsa da aşkı daha ağır basıyordu. Gerçi ona kalsa belli etmeden, uzaktan severek yaşamalıydı aşkını. Ama bu...
