Uğur, "Anasını satayım böylesi işin, ne bitmez yolmuş." dediğinde babam dikiz aynasından Uğur'a ters ters baktı.
Dün babamın uyarısı üzerine tabii ki apar topar eşyalarımızı toplamamıştık çünkü ciddi olmadığını düşünüyorduk ama babam meğerse gayet ciddiymiş.
O günün akşamında babam eve geldiğinde biz hala hazır olmadığımız için kızmıştı, hem de öyle bir kızmıştı ki kıyafetlerimizi katlamadan dolaptan aldığımız gibi valizlere tıkıştırıp, iki ayağımızı bir pabucu sokarak akşam akşam yola koyulmuştuk.
Arkadaşlarımızla vedalaşmaya bile fırsatımız olmamıştı, sadece mesaj atabilmiştik. Bedi'yi arayacağım diye mesaj atmamıştım ama arayamamıştım da, hala bir fırsatım olmamıştı maalesef.
Sonuç olarak on bir saati aşkın bir süredir yollardaydık. Bin kilometre yol gidiyorduk, ne için? Saçma sapan bir şey için. Benim suçum neydi!
Uğur kolumu dürtüp, "Yeni cehennemimiz. Gümüşhane!" diyerek Kelkit tabelasını gösterdi.
Gelmiştik işte. Aslında iyi olmuştu, uzun zamandır kuzenlerimizle yüz yüze görüşememiştik. Ama tabii misafirliğin kısası makbuldür yani...
Merkeze gitmemiz gereken yoldan sapıp, köy yoluna döndüğümüzde Uğur'la aynı anda, "Köye mi gidiyoruz?" desek de babam bize cevap vermedi.
Bu ne ya! Bir haller, bir edalar, bir tavırlar...
Köy evinin önüne geldiğimizde babam arabayı durdurup, istop ettikten sonra direk arabadan indi, sağ koltukta oturan annemde peşinden...
Uğur, "Bizde inelim bari." dediğinde yapacak başka bir şeyimiz olmadığı için sessizce arabadan indik.
Amcamlarla tokalaşmaların, hoş geldin beş gittinlerin ardından herkes içeri girmek için evin kapısına yöneldi.
Ulan bizde vardık burada, bizi niye kimse görmemişti!
Eve girdiğimizde şükür biri bizi görmüştü, Umut Can, "Hoş geldiniz efenim hoş geldiniz, sefalar getirdiniz." demesinin eşliğinde Uğur'u sulu sulu öptü. Ardından bana yöneldiğinde, "Hoş geldin prenses." diyerek elimi tuttu ve elimin üzerine küçük bir buse kondurdu.
Uğur, "Bedirhan bunu görse kalp krizi geçirir, ölmez ama felç kalır."
"Tövbe de, salak salak konuşma."
Umut Can, "Bedirhan kim oluyor?"
Uğur, "Damat müsveddesi." dediği anda Umut Can, "Ne!" diyerek bana baktı.
"Saçmalıyor Umut ya, takma sen bunu."
Uğur, "Oğlum sen bir bilsen neler neler oldu. Aboovv der şok geçirirsin."
Zehra, "Hoş geldiniz de niye eşikte kaldınız." diyerek yanımızda belirdiğinde, "Kuzii." diyerek ona sarıldım.
Umut Can, "Kuzi ne ya? Bu kızlar da, Allah'ım ya rabbim."
Uğur, "Gel lan gel bir odana geçelim, olanları anlatayım sana."
Zehra, "Hoş geldin Uğur." dediğinde Uğur, "Halime yürü hadi." deyip sağ eliyle Halime Zehra'nın bileğini, sol eliyle de Umut Can'ın bileğini tutup Umut Can'ın odasına gitmek için merdivenlere yöneldi.
"Bir amcamlarla falan görüşseydik."
Umut Can, "Umay dedikodu var şurada, amcan mı senin derdin. Yürü hadi." diyerek Uğur'un kendisini götürmesini engelleyerek boştaki eliyle elimi tuttuğunda, bende peşlerinden sürüklenir oldum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İddia || Texting
Teen Fiction- TAMAMLANDI - Küçük bir cesaret kırıntısıyla atılan mesajla başlayan maceraydı onların hikayesi. Mesajdan sonra bedenini belli olma korkusu sarsa da aşkı daha ağır basıyordu. Gerçi ona kalsa belli etmeden, uzaktan severek yaşamalıydı aşkını. Ama bu...
