Şimdi Paul bana burada bir şey yapsa hatta öldürse, çoğu kişi Paul'u suçlu bulmayacaktı beni suçlu bulacaktı, eminim. O arabada ne işi varmış, o ormana niye gitmiş, şort niye giymiş, niye Paul'a karşı koymamış, hatta o arabayla ormana giden iyi bir kız değildir diyen bile olacaktı. Niye niye niye diyerek daha da ekleyeceklerdi. Ölmüş gitmiş birinin ardından atıp tutacaklardı.
Hatta annemi babamı bile suçlayan olurdu, niye iyi bir kız yetiştirmediniz diye. Ama kimse Paul'un ailesine, ulan siz ne biçim erkek evlat yetiştirdiniz demeyecekti. Paul senin ne işin vardı orada diyen de olmayacaktı. Maalesef her şeyin suçlusu ben olacaktım. Yıkamadığımız tabumuzdu sonuçta bu.
Cinsiyet fark etmeksizin üç beş kişi beni savunacaktı ama büyük ihtimalle beni suçlayanlar daha fazla olacağından pek seslerini çıkaramayacaklardı.
Derin bir iç çekişimin ardından başımı olumsuzca sallayıp, küçük camdan kararan havaya baktım. Durup dururken neden böyle bir şey yaşıyordum ki ben? Sosyal medyaya her girdiğimde farklı bir gündemle karşılaştığımdan, bilinç altıma yerleşenler yüzünden düşüncelerime de engel olamıyordum. Başım resmen düğün salonu gibiydi, her tarafında ayrı bir curcuna vardı. Paul, "Yemeyecek misin?" dediğinde ona bakmadan gözlerimi devirdim.
Birincisi bu çocuk ormanın içindeki küçük kulübeyi nereden biliyordu?
İkincisi bu kulübenin anahtarının onda ne işi vardı?
Üçüncüsü arabada neden yemek vardı?
Dördüncüsü bana pişkin pişkin yemeyecek misin diye niye soruyordu!
Paul, "Korkuttu mu ben seni?"
"Yok canım ya ne korkutması! Allah'ım ya rabbim." diyerek söylendim.
"Ben korkutmak istemedi seni."
"İstemedin ama yaptın işe bak!"
"Sen de yemek ye hadi."
"Yemiyorum, zorla mı!"
"Ama orada da bir şey yememiş sen, açsın yesene."
"Orada da bir şey yememişsin derken?" deyip tek kaşımı kaldırarak Paul'a baktım. "Bir şey demedi ben."
"Dedi dedi. Ne demeye çalışıyorsun sen?"
"Ben bir şey demedi Umay." diyerek yediği dönerin kalan yarısını pakete koyup ayağa kalktı. "Bana doğru düzgün bir cümle kur!" diyerek bende ayağa kalktım.
"Beni zorda bırakma. Ben bir şey demedi."
"Bana bak beni buraya zorla getirdin, telefonumu elimden alıp arabadan attın. Ağzından bir şey kaçırdın! Devamını getir."
"Nehir dedi öyle yap, Bedirhan'a bir şey yapacaklarmış."
"Ne diyorsun Paul?"
"Ben bilmiyor işte, seni üzmek istemedi, korktu sen özür dilerim. Nehir dedi öyle yap."
Ne demeye çalışıyordu bu? Türkçeyi tam bilmiyordu, şansıma da bende İngilizceyi tam bilmiyordum. Ne demek istediğini tam olarak nasıl anlayacaktım şimdi?
"Tane tane anlatsana ne demek istediğini."
"Tane tane anlatmak ne demek?"
"Tek tek anlat."
"Tek tek nasıl anlatacak ben?"
"Nehir sana ne dedi hepsini yavaş yavaş anlat."
"Nehir dedi Umay'ı götür, buraya. Kaçırıyormuş gibi yap dedi. Ben bilmiyor kaçırmak. Dedi film gibi. Bende öyle yaptı."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İddia || Texting
Ficção Adolescente- TAMAMLANDI - Küçük bir cesaret kırıntısıyla atılan mesajla başlayan maceraydı onların hikayesi. Mesajdan sonra bedenini belli olma korkusu sarsa da aşkı daha ağır basıyordu. Gerçi ona kalsa belli etmeden, uzaktan severek yaşamalıydı aşkını. Ama bu...
