Eve gelmesinin ardından birçok kez bölünen uykusunun ardından Dino tarafından akşam yemeğine çağırıldığı için asık suratıyla çıkmıştı odasından.
Merdivenin ucuna geldiğinde derin bir nefes aldi sakin kalmak adına ama o adamı görünce sakin olması olanaksız olduğu için pek becerememişti bunu.
"Bugün mektup vermeye gitmişsin." diyen adama baktı sandalyesine yerleşirken. Gitmesi onu ne kadar ilgilendiriyordu ki?
Alayla "Hâlâ sevgili abine mi yazıyorsun?" dediğinde Ash çenesini sıkıp kaşlarını çattı. "Sana ne?!"
Verdiği yanıttan sonra gülmeye başlamasıyla daha da sinirlendiğini hissetmişti Ash. Ne bok vardı bunda da gülüyordu ki sanki!
"Ne gülüyorsun?!"
"Salaklığına."
"Neden bahsediyorsun?!"
"Cidden abinin onca zaman boyunca orada olduğuna inanıyor musun?"
"Düzgünce söylesene ne söyleyeceksen!" Adam onun tepkisine tekrardan gülüp "yemeğini ye." diye mırıldandı. "Yemeğini yedikten sonra öğrenirsin ne demek istediğimi."
"Yemeyeceğim. Söyle."
"Yemeğini ye Ash."
"Yeme-"
"YEMEĞİNİ YE!" Kaşığın alt kısmını masaya sertçe vurup ses çıkarmasını sağlarken aynı zamanda bağırmıştı da. Ash onun bu hareketine göz devirip çatalını önündeki brokoli parçalarından birine batırdı.
Zar zor yiyebildiği için eninde sonunda dayanamamış, midesinin bulantısıyla ayağa kalkıp tuvalete ilerlemeye başlamıştı hızlı adımlarla. Dino bunu görünce adamlardan birine işaret ederek çocuğun peşinden gitmesini emretti kontrol etmesi amacıyla.
Midesindekileri acı içinde çıkarmasının ardından arkasında durmuş onu izleyen adamı fark edince irkilip "ne bakıyorsun?" diye sormuştu agresifçe. Adam bir şey demeden içeri ilerlerken kendisi de kalkıp ağzını yıkadı ve çıktı hemen.
"Yedim. Şimdi söyle."
"Benimle gel."
Adamı takip etmesinden sonra çalışma odasına geldiklerinde anlamsızca baktı ona. "Niye buraya geldik?"
"Bekle." Anahtarlarından biriyle açtığı çekmeceden çıkardığı zarfı Ash'e uzatıp "oku." dediğinde Ash zarfı hemen çekerek üstünde yazan ismine ve tarihe baktı. Yaklaşık bir ay önce yazılmış bir mektuptu bu.
Aslan, merhaba
Ben Max. Griffin'in ordudan yakın bir arkadaşıyım.
Neden benim sana bir mektup yazdığımı merak ediyorsundur tabii. Aslında bunu çok önceden yapmalıydım ama nasıl söyleyeceğimi bilemedim..
7 aydır sana mektup yazan kişi benim, abin değil. Çünkü o bir görev sırasında vurularak vefat etti.
Bu haberi sana nasıl vereceğimi bilemediğim için onun ağzından mektuplar yazmaya karar verdim. Biliyorum bunu yapmamalıydım ama..gerçekten onun ölüm haberini sana nasıl vereceğimi bilemedim.
Buraya kadar kesintisiz okumuş olmasına rağmen şimdi duraksamıştı çünkü okumak çok zor geliyordu. Nefes alamıyor gibi hissedince tişörtünün yakasını çekiştirip gözlerini kağıttan ayırdı. Okuduğunu idrak etmek bile çok zor geliyordu, hatta hayal gördüğünü bile düşünmeye başlamıştı.
Okumaya devam edebileceğine karar verince tekrardan kağıda çevirdi bakışlarını.
Artık bu yalanı sürdüremeyeceğim, hiç başlamamam gerekirdi zaten.
Çok üzgünüm. Hem kaybın için, hem de bir süredir bu yalana inanmak zorunda kaldığın için..gerçekten çok üzgünüm.
Kendine iyi bak Aslan. Biliyorsun Griffin hep mutlu olmanı isterdi, lütfen mutlu ol.
Gözyaşları kağıda aktığı an başını kaldırıp "şaka, değil mi?" diye sordu yüzünde oluşan acı dolu gülümsemeyle.
"Hayır. Abin öldü Ash."
Ash birkaç saniye boş boş kağıda bakmasının ardından sesli bir kahkaha attı. "Şaka..şaka yapıyorsun." Gülme sesi odada yankılanırken Dino yanına gelip omzuna dokunduğunda elini itmişti hemen. "DOKUNMA!"
"Ash-"
"DOKUNMA LANET OLASI DOKUNMA!" derken adamı itip kapıya ilerledi hızla. Gözyaşları ardı ardına akmaya başlamışken koşar adımlarla odadan çıkıp kendi odasına yönelmişti.
"Yalan söylüyorlar. Yalan.."
Kapısını kapattığı an yere çöküp ellerini saçlarından geçirdi ve derin bir nefes almaya çalıştı ama boğazındaki yumru engel oluyordu buna.
Titreyen elleriyle telefonu çıkarıp Shorter'ın numarasına tıkladıktan sonra açmasını beklese de hiçbir yanıt gelmemişti. Shorter telefonunu bazen sessize alıp öyle unuturdu, şimdi de öyle olmalıydı.
"Sikeyim!" Bacaklarını kendine çekip başını dizlerine yasladığında gözyaşları hızla akmaya devam ediyordu. Onca zaman abisini görmek için yaşamışken şimdi onun öldüğü haberini almıştı. Hem de 7 ay sonra..
"5 ay boyunca bir yabancıyla konuşmuşum." Yine sinirden gülerken tırnaklarını avucuna batırmıştı. "GERİZEKALI!"
Ne zaman olduğunu fark etmese de Eiji'nin numarasına basıp kulağına götürmüştü telefonu. Birine ihtiyacı vardı, yalnız kaldığında yapabileceği şeylerden korkuyordu.
"Ash, merhaba!"
Çocuğun neşeli sesi kulağını doldurduğunda hıçkırmasını engelleyememiş, Eiji'ye belli etmişti ağladığını.
"Hey! Sen ağlıyor musun? Ne oldu?" Sesindeki neşe kaybolup yerini endişeye bırakırken Ash sertçe yutkunup "Eiji.." diye mırıldandı güçsüzce.
"Ne oldu? İyi misin?"
Burnunu çektikten sonra tekrardan yutkunup "çalışıyor musun?" diye sordu sesini sakin çıkarmaya çalışarak. Onu görmek istediği gerçeği yüzüne çarpıyordu şu an.
"Evet. Bir şey mi oldu? Neden ağlıyorsun?"
"Ben.."
"Ash neredesin? Yanına geleceğim."
"Gerek yok. Çalışıyorsun-"
"İzin alabilirim. Nerede olduğunu söyler misin?"
"Evdeyim ama çıkacağım." Titrek bir nefes aldıktan sonra yüzünü sıvazladı tek eliyle. "Kafenin önünde buluşabilir miyiz?"
"Tamam burada bekliyorum seni."
Başını sallayıp telefonunu kapatmasının ardından "ne yapıyorum ben?" diye mırıldandı kendi kendine. Eiji'ye gidince ne olacaktı ki sanki?
Kıyafetlerini değiştirmeye, hatta aynaya bakmaya bile hâli olmadığı için odasından hemen çıkıp merdivenlerden inmeye başladı. Baş ağrısından bayılacak gibi hissediyordu ama ağrı kesicinin de fayda etmeyeceğini bildiği için alma zahmetine girmemişti.
Evden çıktığı an vücuduna çarpan rüzgar titremesini artırmış, yürümekte zorlanmasına sebep olmuştu birkaç saniyeliğine. O kadar güçsüzdü ki vücudu, her an bayılıp düşebileceğinin farkındaydı. Ama dayanmak zorundaydı, Eiji'yi görmek için dayanmak zorundaydı..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Querencia || AshEiji
FanfictionİÇERİK UYARISI: TECAVÜZ, ŞİDDET, KUSMA Querencia: ispanyolca; dünyada en güçlü hissettiğin yer, güvenli yuvan, evin.
