Bölüm 13 - SORGU

259 23 7
                                        

Boğucu sesler çok uzağımdan yankılanırken bilincimin yavaş yavaş açıldığını fakat hala kollarımı hissedemediğimi fark ettiğimde gözlerimi, açmak istemediğim ana aralamaya çalıştım. Başımda dikilmiş olan tanımadığım ambulans görevlilerini, silah dükkanı olan Ruby'yi, ve caddenin bir diğer hamburgercisi olan Sam'i gördüm. Loren, Genny ve Solana'nın nerede olduğunu bilmem için görmeme gerek yoktu, çünkü çığlıkları çok çok yakınımdan geliyordu. Dükkanın köşe masalarından birinin koltuğuna yatırılmıştım.

Başım tezgah tarafına dönerken Afolabi'nin cesedini siyah torbaya koyduklarını fark ettiğimde öğürtüyle yan tarafa doğru kustum.

Şahit olduğum şey kanımı dondurmuştu. Birinin ölümünü görmek, bir cinayeti izlemek sadece filmlerde olur sanıyordum.

"Şok geçiriyor. Etrafını biraz açın." Görevlinin uyarısıyla etrafımdaki herkes açılarak benden uzaklaşmıştı. Sonra başımın arkasında duran bir adamın "İfadesi alınmalı." Diye homurdandığını duydum.

Benimle ilgilenen mavi gözlü görevli soluyarak "Dedektif Slown." Dedi. "Hasta şuan şok halinde. Sorduğunuz sorulara doğru ve tatmin edici cevap verebileceğini mi düşünüyorsunuz?" Sonra bir hışımla ovaladığı koluma iğneyi geçirdi. Kıpırdamaya, ürkmeye bile halim yoktu. Kolumda ki küçücük sızı bile ağlamamı tetikliyordu. Büyük ihtimalle bana verilen bu iğnede sakinleştiriciydi. Düşüncelerimi onaylarcasına kadın bir kez daha konuştu. "Şuan ona sakinleştirici verdim. Yaklaşık 6 saat boyunca doğru düzgün düşünemeyecek bile." Umursamaz tavırla eşyalarını toplarken "Sorgunuzun verimliliği için bir gün daha beklemek zorundasınız. Üzgünüm." Dedi.

Görüş alanıma giren üniformalı, esmer polis bana doğru eğilerek "Merhaba." Diye gülümsedi. Soğukkanlılığı beni şaşırtıyordu.

Kafamı salladım.

"Nasıl hissediyorsun?"

İçimden defalarca bok gibi demek geçse de sadece omuz silktim. Bir de şuan da sorular duymak istemiyordum.

"Şimdi evine gidip dinlenmen için bir polisi görevlendireceğim. İyice dinlen ve bugün olanları düşünmeyerek uyumaya çalış. Yarın seni ziyaret edeceğim." Dedi. "Biraz bekle." Kalkıp yanımdan giderken hala yatmakta olduğumu fark ettim. Bu halde nereye gideceksem?

Başım dönüyor, bedenimin içi üşüyor, tenim ise alev gibi yanıyordu. Etraftaki her şeyin kokusunu alabiliyordum. Yapılmış pankeklerin kokusunu, yağda pişmiş patates kokusunu, hamburger etlerinin hafif yanmış kokularını ve etrafa zehir gibi yayılarak insanı sersemleten kan kokusunu... Bunların karışımı bir kez daha midemi bulandırırken sıkıca avucumu burnum ve ağzımın üstüne kapattım.

Hayatımın boka sardığı dönemler yavaşça başlıyor gibiydi. İnanılmaz bir şekilde çaresiz hissediyordum. Saatler öncesinde Afolabi karşımda capcanlı dururken şimdi onun ölü bedenini siyah naylon torbaya koyuyorlardı.

Kafamda dönüp duran ironilerle boğuşmak artık gücümü iyice azaltıyordu.

Her şey ağır çekimde işliyordu. Polisler, dedektifler, ambulans görevlileri küçük hamburger dükkanında bir delil arıyorlardı.

Solana masalardan birine oturmuş tek başına sessizce ağlıyordu. Loren, dedektiflerden biriyle güvenlik kamerası görüntüleri hakkında konuşuyor, Genny ise gayet sakin ve ifadesiz görünüyordu. Ağlamamıştı. Üzülmemişti. Yada bunun kimin yaptığına dair bağırıp çağırmamıştı.

Ağlama isteğimi bastırırken Afolabi'nin yaptıklarından haberi olup olmadığını merak ettim. Şuan ki hali kesinlikle haberi olduğunu gösteriyordu. Afolabi'nin kapalı cesedine, s

KUTSALBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin