Bölüm 3 - SIRADAN BOŞLUK

350 31 2
                                        

Rubert’in, Jason’i yumruklamasının üzerinden tam iki hafta geçmişti ve o günden bu yana bir gariplik söz konusuydu.  Rubert benimle konuşmuyor, beni gördüğünde ciddileşiyor, kasılıyor ve en kötüsü de yolunu değiştiriyordu. Sadece çok tuhaf geliyordu. Daha hiç samimi olmamışken beraber ders yapmıştık. Hiçbir şeyi değilken Jason’ın beni rahatsız etmesi üzerine onu yumruklamıştı. Sonrasında yolunu değiştirmesi garip hissettirse de olabildiğince düşünmemeye çalışıyordum. Ne kadar başarısız olsam da.

Jason ise, hem babamdan hem de Rubert’tan gördüğü tepkiden kaynaklanan korkuyla yakınıma yaklaşmayı bırakın benim olduğum tarafa bile bakmıyordu. Bundan inanılmaz memnun, babamla Rubert’a da minnettardım.

Okul hayatımın iyiye gittiğini düşünürken  aslında monotonluğa sürüklendiğini sonradan fark ediyordum. Bu iyi bir şeydi. Beni yoracak şeylerden özellikle kaçıyordum.

Matematik dersine giren Bay Duen ise arada dikkatimi çekecek şekilde beni izliyor, derste tüm soruları bana yada Rubert’a sorarak bir şeyler ima ediyordu. Hissedebildiğim ve bundan emin olduğum bir şey varsa oda matematik dersinde Rubert’in aşırı gergin olduğuydu.

Biyoloji ödevimi de bitirdiğim için derslerden arta kalan zamanlarımı boş sınıflarda ya da bahçede kitap okuyarak geçiriyordum. Shakespeare’dan Othello şimdilik ilk tercihimdi. Ekim sabahındaydık. Hava bu kadar güzelken bahçede oturup kitabımı açtım. Kendimi dünyadan soyutlayarak tamamen kitaba odaklandım.

Bahçede oturmuş ne kadardır kitap okuduğumu bilmiyordum. Fakat yanıma oturan kişinin sesiyle birden irkilelerek gerçek dünyaya döndüm.

“Bay Duen?” Soru sorar tonda adını söylemem onu gülümsetmişti fakat ben ifadesiz bir şekilde ona bakmaya devam ediyordum.

“Bana Ashton demenizi istemiştim. Adımı söyleyebilirsin. Bunda sakınca görmüyorum.”

Kitabımın kapağını kapatarak çantama yerleştirirken yüzüne bakmadan konuşmaya çalıştım. “Her zaman öğrencilerle profesörlerin mesafeli olmasından yanayımdır Bay Duen.”

İşaret parmağı, önüme düşüp yüzümü kapatan saçlarıma dokunduğunda elektrik çarpmış gibi geriledim. Bu adam ne yapıyordu böyle!

“Ama senin adımla hitap etmeni çok isterim Diana.” İşaret parmağı hala havada kalmıştı ve tekrar bana dokunacakmış gibi inmiyordu.

“Bu olmayacak. Lütfen Bay Duen.” Dedim. “İzninizle.”

Apar topar ayağı kalkarak neredeyse koşar adımlarla yürürken kendi ayağıma takılıp düşecektim. Okulun merdivenlerini ikişer üçer çıkarken nefesimi düzene koymaya çalışıyordum. Beton kadar sert bir şeyle çarpışıp sarsıldığımda iki tane güçlü el kollarımı kavrayarak düşmemi engelledi.

“Ru-Rubert.” Diye kekelerken kolumdaki çantayı düzelttim. “Özür dilerim ben.” Tanrım yüzündeki sert ifadeyi görüp, kokusu zihnimi ele geçirirken söyleyeceğim her şey birbirine girmişti ve kafamda kaos yaratıyordu

“Ben önüme bakamadım çok üzgünüm.”

Gözleri gözlerimle buluştuğunda hipnoz olmuş gibi hissediyordum.

“Bay Duen sana ne söyledi?”

Ne? Az önce bahçede olanları nasıl görmüştü?

“Hiç.” Dedim. “Hiçbir şey demedi.”

Yüzü o kadar sert ve gergindi ki olanları anlatacak cesarete sahip olmadığımı hissettim.

“Diana.” Dedi tane tane. “Bay Duen sana az önce ne söyledi?”

Saniyelik tereddütten sonra karşımda duvar gibi duran Rubert yüzünden kendimi konuşurken buldum. “Saçıma dokundu ve adıyla hitap etmemi söyledi.”

Anlayamadığım bir şey söylerken bakışları koyulaştı ve arkasını dönüp yanımdan hızlı adımlarla uzaklaştı. Yürürken etrafa yaydığı sinirin deprem etkisini midemin orta yerinde hissettiğimde neler olabileceği hiçbir zaman aklıma gelmedi…

KUTSALBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin