kısa ama boğazda geçmeyen bir yumru oluşturan bir bölümle geldim
az sövün lütfen
🎡
O geceden sonra dünya benim için durmadı ama keşke dursaydı. Jungkook’un o son mesajı, telefonumun ekranından kalbime sızan buz gibi bir zehirdi. Ona ne cevap verebildim, ne de arayabildim. Açıklama yapmanın bir yolu yoktu çünkü yapacağım her hamle, Jaekyung’un elindeki o iğrenç fotoğrafların sosyal medyaya servis edilmesi demekti.
Jeon Jungkook’un yıllardır tırnaklarıyla kazıyarak inşa ettiği o muazzam kariyerin benim geçmişimden gelen bir pislik yüzünden yerle bir olmasına izin veremezdim. Bu yüzden sustum. Sustukça içimdeki korku büyüdü, büyüdükçe mideme vurdu. Ertesi gün ve ondan sonraki gün bile yatağımdan çıkamadım.
Sürekli kusuyordum. Midemde hiçbir şey kalmamasına rağmen vücudum hala dışarı bir şeyler atmaya çalışıyordu, sanki Jaekyung’un o masadaki varlığını, o restorandaki havayı içimden söküp atmak istiyordum.
Bu durumu Jungkook'tan saklamak kolaydı, bir süredir beni görmek istemiyordu. Çünkü her şeyi hallettiğimizi düşünürken yine ondan bir şeyler saklamıştım. Üstelik bu sefer Jimin ile görüştüğümü iddia ederek bir başka erkekle buluşmuştum. Kızmıştı, kırılmıştı... Böyle zamanlarda beni kırmaktansa köşesine çekilip sessiz kalmayı tercih ediyordu.
Ancak Jimin için aynısı söz konusu değildi. Aramalarını açmadığım günün akşamı dairemde bitmişti ve bir saatin sonunda her şeyi itiraf etmiştim. Benim adıma şirketten istiharat iznini dahi o almıştı. Artık ne kalbim ne aklım ne de midem kaldırıyordu içinde olduğum bu kabusu.
Ama o büyük gün, projenin nihai toplantı günü gelip çatmıştı. O gün işe gitmek zorundaydım, başka seçeneğim yoktu.
Aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım. Yüzüm kireç gibiydi, elmacık kemiklerim çökmüş, Jungkook sayesinde her zaman parlayan gözlerim ferini yitirmişti. En sevdiğim takım elbisemin içinde bile açlıktan bir deri bir kemik bir hayvan gibi duruyordum, kıyafet sanki üzerimde iğreti bir emanet gibiydi. Duruşum bile değişmişti, o kendine güvenen, projelerini anlatırken cesaretlenen Kim Taehyung gitmiş yerine omuzları çökmüş, boynu bükük bir enkaz gelmişti.
Kendimi zorlukla evden dışarı atıp da şirkete vardığımda danışmanda duran Jisung'a selam bile verememiştim. Gişelerden geçip asansörde karşılaştığım iş arkadaşlarım durup bana baktılar.
"Bay Kim? İyi misiniz?"
"Taehyung, çok solgun görünüyorsun, hastaneye gitmelisin."
...
Herkese sadece hafifçe başımı sallayarak, sesimi çıkarmadan geçip gittim. Konuşursam kusacakmışım gibi hissediyordum. Toplantı salonuna girdiğimde içerisi her zamanki gibi kalabalıktı ama benim için oda sadece tek bir kişiden ibaretti: Jeon Jungkook.
Başımı yerden kaldırmadım. Göz göze gelirsek her şeyin kopacağını biliyordum. Masanın en ucuna, gölgelerin olduğu bir yere sığındım ve görünmez olmaya çalıştım. Yine de her şeye rağmen Jungkook’un bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum, o bakışlar birer kor gibi tenimi yakıyordu. Hayal kırıklığı, öfke ve merak... Hepsinin karışımı bir enerji odayı kaplamıştı.
Min Yoongi, her zamanki otoriter tavrıyla dosyaları düzeltti ve bana döndü.
" Bay Kim, projenin mimarı olarak sunumu sizin başlatmanızı bekliyoruz. Lütfen. "
Onaylarcasına hafifçe başımı salladım. Yerimden kalkarken bacaklarımın titrediğini gizlemek için masadan destek aldım. Projeyi anlatmaya başladığımda sesim sanki başka bir odadan geliyormuş gibiydi. Boğuk, cansız ve yorgun.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
PATRON ( taekook )
FanfictionJeon Jungkook; bir cuma gecesi gittiğim restoranın tuvaletinde partnerimden yakındığım sırada önce bana hakaret eden, ardından sıkıcı ve sorunlu partnerimle geçirdiğim boktan dakikaları benim eski çocukluk aşkımmış gibi davranarak mükemmel bir anıya...
