42

254 52 53
                                        

ficin finaline şurada kalmı 2-3 bölüm biz hala kaosta boğuluyoruz kcksmxmsjdd
kurtarıcaz her şeyi söz veriyorum

🎡

Çökmüştüm. Omuzlarımda taşıdığım ağırlık her gün biraz daha artıyor, nefes almak bile yorucu hale geliyordu. Sabahları yataktan kalkmak için kendimle pazarlık ediyor, aynada karşılaştığım ve her geçen gün daha da bitik hale gelen yorgun yüzü tanıyamıyordum.

Ben tek başıma savaşmayı denedikçe mağlubiyetim daha da fark edilir hale geliyordu. Herkes tek tek fark ediyordu.
Önce bakışlar değişmişti, sonra fısıldaşmalar başlamıştı. Ardından, iyi niyetli ama can yakan sorulr gelmişti.

İlk iş günümde büyük bir neşeyle içeri girdiğim bu şirkete şimdi bedenimi zorlayarak geliyordum, eskiden manzarasına hayran kaldığım camdan duvarları şimdi üzerime yıkılıyor gibiydi. Koridorlarda yürürken, her köşebaşında fısıldaşan iş arkadaşlarımın bakışları tenime iğne gibi batıyordu.

" Taehyung, iyi misin? "
" Bir tuhafsın son zamanlarda. "
" Bir şey olduysa anlatabilirsin biliyorsun. "

Tüm bu sorular suyun altındaymışım gibi boğuk geliyordu kulağıma. İyi değildim, iyi olmanın kıyısından bile geçmiyordum. Kimseye bir şey anlamatamazdım, Jungkook'un ömrü bir şerefsizin deklanşörünün eserlerinin ucundaydı. Boyun eğmekten başka ne yapabilirdim ki?

Ancak burada geçen her gün daha da katlanılmaz hale geliyordu, eksiksiz her gün Jungkook'u görüyordum. Sürekli aynı odada, aynı toplantı salonunda, aynı çalışma alanındaydık. Kabul gören ve startı verilen projemi adım adım işliyorduk, bu süreçte yan yana olmak zorundaydık.

Böyle süregelen iki hafta boyunca ise Jungkook benimle iş dışında hiçbir şey konuşmamıştı. Şirket dışında, onu gördüğüm son gece bana bize ihanet etmişim gibi bakan o adam şimdi buzdan bir duvar gibiydi. Sadece bana değil, artık herkese karşı mesafeliydi. Gülmeyi bırakmıştı, kahkaha atmıyor kimse ile uğraşıp şakalaşmıyordu. Herkes bir şeylerin ters olduğunun farkındaydı ancak Jungkook'a neler olduğunu sormaya çekindikleri de ortadaydı.

Hepsinin benim yüzümden olduğunu bilmek pişmanlığımı kat ve kat artırırken son birkaç gündür cebimde taşıdığım istifa mektubu kor gibiydi. Bir an önce onu çıkarıp vermemi istiyordu sanki benden. Ama yapamıyordum, tüm bu alt üst olmuş ilişkimize rağmen yine de onu görmek acı verse bile eksik kalmak istemediğim bir histi.

Ancak her şey, bir öğle arasından dönerken Guy ile gördüğümüz iki bedenle paramparça oldu.

Şirketin lobisinde, asansörlerin önünde Jeon Jungkook duruyordu. Ama yalnız değildi. Yanında magazin dergilerinin kapaklarından fırlamış gibi duran ünlü bir model vardı. Kadın ince parmaklarını Jungkook’un koluna dolamış, adeta ona mühürlenmiş gibi duruyordu. Jungkook ise... o sadece bakıyordu. Ona doğru uzanan güzel yüze bakıyordu. Onu kendinden uzakta tutmuyordu, kadın kahkahalar ile ona bir şeyler anlatıp başını ona sürterken ona engel olmuyordu da.

Gördüğüm manzara şu bir ayda harabeye dönmüş iç dünyamda büyük bir deprem yaratmaya yetti de arttı. İşin boktan yanı şuydu ki, bir şey deme hakkım yoktu. Bunu en iyi ben biliyordum. Yine de gözlerim beklemediğim bir hızla dolduğunda en çok şaşıran da bendim.

Olduğum yerde çakılı kaldım, nefesim göğsümde sıkıştığı esnada yanımda biri bilinçsizce konuştu. Sesin sahibinin Guy olduğunu bile çok sonra kavradım çünkü asıl odağım ettiği iki üç kelamda kalmıştı.

" Sence de çok yakışmıyorlar mı? "

Tabi ya, yakışıyorlardı. İşte magazinin seveceği, birileri gizlice fotoğraflasa dahi sorun olmayacak tek şey bu çiftti. Birbirine sarılan iki, yaşını başını almış erkek kimsenin hoşuna gitmezdi belki ancak güzeller güzeli bir model ve sektörün zirvesine oturmakta olan bir şirketin kurucusu kesinlikle enfes olurdu.

PATRON   ( taekook )Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin