Gryffindor binasına ait kulenin duvarları sıcak renklerle boyanmış,güzel tablolar ile süslenmişti.Duvarlara sabitlenmiş meşaleler tüm koridorun sımsıcak olmasını sağlıyor, genç kadının yüzüne sarı bir ışık düşürüyordu.
Anna her ne kadar Hogwarst'tan bir an önce mezun olup,kardeşine kavuşmak istese de okuldan ayrıldıktan sonra büyük bir hasretle buradaki anılarını yad edeceğinin farkındaydı.Dile kolay, yedi yıldır burası ona yuva olmuş,o hiç dönmek istemediği evinden kaçması için bir sığınak olmuştu.
Genç kadın hüzünlü bir şekilde gülümserken eliyle önündeki kapıya vurmuş,içeriden gelen komutla kapı kolunu çevirmişti.Bir süredir görmediği yaşlı büyücüyle göz göze gelmişti. "Rahatsız ettiğim için üzgünüm efendim." dedi içten bir sesle.
"Lütfen içeri gir." dedi Dumbledore onu aksatmadan. "Aslında ben de seninle konuşmak istiyordum."
Cevabı, genç kadın için oldukça beklenmedikti.Bir süredir ortalıklarda görünmeyecek kadar meşgul olan Dumbledore'un bunca işin arasında onunla konuşacak neyi olduğunu merak etmişti.Anna aklına gelen ihtimallerle bir anda tedirgin olmuş, kahverengi gözleri karşısındaki yaşlı büyücüde gezinmişti.Fakat bu bakışların sonucunda hiçbir sonuca varamamıştı.Dumbledore'a gözlemlemeye çalışmak, berrak bir su birikintisine bakmakla aynı şeydi.Herhangi bir duygu ibaresi barındırmıyor, endişesini ya da öfkesini belli etmiyordu.
Öte yandan Dumbledore ise üzerinde dolanan bakışları farketmişti.Karşısında duran genç cadıya baktı.Keskin bakışlarından çekinmeyecek kadar büyük bir özgüvene sahip olan bu genç kadını takdir etmişti.Anna her ne kadar derslerinde başarısız ve ilerisi için umut vermeyen bir cadı olsa da sahip olduğu zekayı reddemezdi.Genç kadın, geçen yaz büyük bir trajedinin içine düşmesine rağmen sakinliğini korumuş,dik omuzlar ile okuluna geri dönmüştü.Bu irade takdir edilmekten başka bir muameleyi haketmiyordu.
"Seninle ne konuşacağımı merak ediyorsun ama önce senden başlayalım."
Yaşlı büyücünün sözlerine karşılık Anna başını sallayarak itiraz etti.Söyleyeceği sey bekleyebilirdi, asıl öğrenmesi gereken Dumbledore'un ağzından çıkacak kelimelerdi.
"Peki öyleyse." dedi Dumbledore temkinli bir şekilde.Masasının üzerinde duran kum saatini çevirirken konusmaya başladı.
"Babanın davası için bakanlığa gitmiştim.Azkaban'daki yetkililer Lucas Martin'in onca ruh emiciye rağmen suçunu kabullenmediğini söyledi.Biliyorsun ki Azkaban'daki çoğu suçlu yaptıklarını itiraf eder.Bana kalırsa davanın tekrar görülmesi gerek.Senin için zor bir süreç olacağının farkındayım ama duruşmanın tekrar toplanması aylar sürecektir."
Anna o sırada duydukları ile bakışlarını yere eğmişti.Herhangi bir duygu emaresi göstermemeye çalışıyor,sadece düşünüyordu.Neden Dumbledore'un bu olayı derinlemesine incelediğini, sırf bu dava için bir haftadır ortadan kaybolmasını anlamlandıramıyor.
"Neden bu kadar uğraştığımı merak ediyorsundur." diye konuştu Dumbledore onun düşüncelerini okuyormuşçasına.
"Beni bağışlayın ama evet." diye yanıtladı Anna onu.Köşeye sıkışmış hissediyordu,daha fazla kelime oyunu yapacak hali kalmamıştı.
"Sen bir Gryffindorlusun.Öğrencilerimi korumak benim görevim."
"Bu beni korumak mı oluyor?" diye sordu kendini ele verircesine.Oysaki babası gerçekten suçsuz yere içerideyse Dumbledore'un yaptığı şey tam anlamıyla öğrencilerini korumaktı.
"Bu çatı altında o üniformayı giyen her öğrenci benim himayem altında Anna." dedi Dumbldore büyük bir kararlılıkla.Mavi gözleri genç kadını delip geçiyor,aklını okumak istercesine ona bakıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Master of None//Tom Riddle
FanficDokunulamayan fakat görülen kelimelerle ifade edilebilen.. #slowburn Tom Riddle x Oc (F!reader) Not:Yetişkin içerik ve rahatsız edici öğerler bulunur.
