Fight

366 31 12
                                        

Temmuz ayının ortası olmasına rağmen Tirana buz gibiydi.

Yolculuk neredeyse on gün sürmüş, genç kadın İngiltereden Arnavutluk'a onlarca kez tren aktarması yaparak gelmişti.Tek başına geçirdiği bu yolculukta sayısız insanla tanışmış, çoğuyla üstünkörü sohbet etmişti.

Trenden inerken elindeki bavulunu istasyonun zeminine bıraktı.Genç kadın nereye gideceğini, onunla nerede buluşması gerektiğini bilmiyordu.Tom, ondan birkaç gün önce yola çıkmış, ona mektup bile yollamadan trene binmişti.Onu en son gördüğünde Hogwarst ekpresindeydiler, okuldan sonra bir kez daha görüşmemişlerdi.

Anna bozuk kaldırımda zoraki yürüyor, üzerine giydiği ceketine sıkmsıkı sarılıyordu.Düşünceleri ile boğuşurken kahverengi gözleri etrafta dolanıyordu.Bu küçük Balkan ülkesi savaştan direkt etkilenmemiş olsa da yine de nasibini almıştı.İngiltere'ye kıyasla gözle görülebilir bir fakirlik mevcuttu.

Koluna dolanan parmaklar ile durdurulurken panikle kendini geriye attı.Onu tutan kişiyi tanımıyordu, kaşları birden çatılmıştı.Konuşmaya başlamadan önce karşısındaki adam ondan hızlı davrandı.

"Ben Pavel." dedi yaşlı adam.Arkasındaki taksiyi gösterirken gülümsedi."Siz Anna olmalısınız, sizi otele bırakmam için gönderildim."

Anna karşısında duran adamı dikkatle inceledi.Onu daha önce hiç görmemişti, onun kendisini nasıl tanıdığı ile ilgili aklına hiçbir düşünce gelmemişti.Buradaki diğer insanlardan pek de farklı durmasa da yabancı olduğu belli ki apaçık ortadaydı. "Pekala."dedi konuyu uzatmamak adına.Seri bir şekilde taksiye binmiş, Pavel'in onu otele götürmesni beklemişti.

Pavel de arabaya bindiğinde yolculuk başlamış, yol boyunca hiç konuşmamışlardı.Fakat adamın dikiz aynasından attığı kaçamak bakışları görmezden gelememişti.Anna ilk onun konuşmasını beklemişti.

"Eşiniz İngiltere'den buraya taşınacağınızı söyledi.Yurtdışından gelen insanların ülkemize gelmesi bizi onurlandırır."

Anna şaşırsa da belli etmemiş, sahte bir gülümseme ile başını sallamıştı.Riddle'ın insanlara ne anlattığı bilmiyordu, bu yüzden rastgele konuşmak aleyhine olabilirdi.Bu zamanki erkeklerin imrendiği bir şekilde, pek konuşmayan ve itaatkar tavır sergileyen bir kadın olmak ilk defa işine yaramıştı.

Otelin önüne geldiklerinde hızla arabadan inmiş, Pavel'in bavulu taşımasına izin vermişti.Kapıdan içeri lobiye girdiğinde ise genç adamla birden göz göze gelmişleri.Aradan bir ay geçmesine rağmen Riddle, eskisine kıyasla cok farklı duruyordu.O her zamanki sahte ifadesi yüzünden silinmiş, belli bir kararlılıkla omuzları dikleşmişti.Okuldaki o imrenilen öğrencinin yerini, genç ve başarılı bir adam almıştı.

"Bay Pavel." Riddle lobiden ileri doğru yürürken Anna'ya yaklaşmış, elini genç kadının sırtına koymuştu. "Eşimi bana sağ salim getirdiğiniz için teşekkür ederim."

Anna birden Tom'a bakmış ancak genç adam Pavel ile konuşmaktan ona bakma fırsatı bulamamıştı.Sırtında duran el onu nazik bir şekilde tutarken kendine çekmişti. Pavel uzaklaşırken Tom başını hafifçe eğmiş, dışarı çıkmalarını fısıldamıştı.

Genç kadın onu tutan eli kendinden uzaklaştırırken dışarı çıkmış, Tom'un ilerlediği arabaya gitmişti.Birlikte arabaya bindiklerinde ise Anna sessizce bekleyerek onun açıklama yapmasını beklemiş ama Tom arabayı çalıştırmakla meşguldü.

"Ne yapmaya çalışıyorsun?" diye sordu Anna daha fazla kendini tutamadan.Tom ise derin bir nefes aldı, biraz öne egilerek torpido gözünü açmış, haritayı Anna'nın eline tutuşturmuştu.

Master of None//Tom RiddleBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin