The Truth

499 37 45
                                        

Anna günlerdir Dolohov'u izliyordu.Genç adam neler yapıyor, arkadaşlarına neler fısıldıyor dikkat kesiliyordu.Onun gözetimi altında Oscar'a ya da başka bir muggle doğumlu öğrenciye zarar gelmesini istemiyordu.Hogwarts'ın çatısı altında, öğretmenler hiçbir işe yaramıyorken bütün sorumluluk ona düşmüştü.

Kahverengi gözleri masanın diğer ucunda sakince yemeğini yiyen Oscar'a döndü.Onlardan neredeyse beş, altı yaş küçük bir çocuğu nasıl bu kadar acımasızca dövebildiklerine anlam veremiyordu.Bu düzen yalnızca, güçlünün zayıfı ezdiği şekilde ilerliyordu.Aynı gerçek hayat gibi, bu duvarların dısı gibi.Sihire sahip olmak, insan olmanın vahşiliğini bir kenara bırakmıyor, en temel içgüdüden ayırmıyordu.Bir yırtıcı kartalın en çelimsiz yavruyu sürüden kopararak pençelerini gecirmesiyle aynıydı, kan en basit şekilde akmaya devam ediyordu.

Bakışları biraz ilerideki Slytherin masasını buldu.Asil sayılan safkanlar bir arada oturmuş, kendi içlerinde bir statüye sahiplermişçesine sırayla sohbet ediyorlardı.Dolohov'un boş laflarının dikkate alınmadı, Abraxas Malfoy'ın gri gözlerindeki bıkkınlıktan belliydi.Diana Lestrange ise onlara uyum sağlamak adına kahkahalarını esirgemeden atmaya devam ediyor, bakışları arada Tom Riddle'ı buluyordu.

'Tom Riddle.' diye düşündü Anna.Muggle bir babadan gelme, onların deyimiyle en aşağılık kana sahip olan bu genç adam kast sisteminin en tepesinde yapayalnızdı.Öldürücü güzelliği büyüleci bir gerçeklikle kamufle olmuştu.Etrafa gösterdiği ile yaşadığı gerçeklik arasında büyük bir uçurum vardı.

Anna dikkatle düşündü gözlerini ondan çekmezken.Dumbledore'un kaygılı bakışlarındaki endişe hakikate sahipti.Onun kadar deneyimli bir büyücü, söz bahsi genç bir öğrenci olunca böylesine tedirgin olmasının altındaki neden, Riddle'ın saklanmış potansiyeliydi.Küçük bir çocukken dahi ateş büyüsünü yapabilen birinin, ne tür bir sihire sahip olduğunu inkar etmek için aptal olmak gerekirdi.

'Kara büyü yaptığımı düşünüyorsun.'

Cambridge'te kulağına fısıldanan cümleleri hatırlarken gözlerini kapattı.Kara büyü ufak bir şaka ya da sözü geçildiğinde üstü kapatılması gereken bir konu değildi.Kara büyünün getirileri olduğunu gibi büyük bir bedeli vardı ve bu bedel kan dökmeden, canlar yanmadan asla gerçekleşmiyordu.

"Düşünceli duruyorsun."

Anna gözlerini tekrar açarken tanıdık sese karşılık zorlukla gülümsedi.Yanına oturan Chris'e baktı.Mavi gözler onu dikkatle incelerken duygu değişimleri berrak su gibiydi.Genç adamın başlardaki hırçınlığı tamamen silinmiş, yerine oldukça sakin biri gelmişti.Chris artık eskisi gibi ona laf sokmuyor, köşelere çekilip öfke nöbeti geçirmiyordu.Elbette kişiliği değişmemişti yalnızca belirsizliğin ortadan kalkması ile tüm siniri kaybolmuştu.

"Evet." dedi Anna zayıf bir şekilde.Önündeki kahvaltıyı zorlukla yemeye çalışıyordu.Çatalı ağzına götürürken lokmasını istemeyerek çiğnemeye başlamıştı.

Chris'in eli onun sırtını buldu, desteklercesine onu tuttu.Güçlü bedeni genç kadının neredeyse iki katıydı.Mavi gözleri onun güzel yüzünde, kumral saçlarında dolandı.Kendi düsünceleriyle boğuşurken başını iki yana sallamıştı."Sana bir şey söylemem lazım."

Anna onu dinlediğini belirtirken yemeğine devam ediyor, tembel bakışları ise hala Slytherin masasındaydı.Diana Lestrange'ın çığırtkan kahkahalarından, Riddle'a dokunan ellerinden rahatsız olmuştu.

"Seni seviyorum."

Anna elinde duran çatalı sımsıkı tutarken yavaşça yere indirdi, dirseklerini masaya dayadı.Kalp atısları hızlanmış, zorlukla yutkunmuştu.Avuçları terlerken elini eteğine silmiş, derin bir nefes almıştı.

Master of None//Tom RiddleBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin