29. Bölüm "Araf"

6.4K 389 75
                                        

Araf, cennet ve cehennem arasında ki o ince çizgiydi. Hani ne iyi de kötü olan insanların yani iyilik ve kötülükleri eşit olan insanların arınmak için bekletileceği yerdi, bazı inançlara göre. Hemen yanı başındadır cennet, tüm güzelliklerini gözler önüne sermiştir ve hemen yanı başındadır cehennem. Kor ateşlerin sıcaklığını hisseder bedenin, gözlerin dehşet ile büyür. Bir korku işler tüm ruhuna ama sen ne cennetin güzelliklerinden faydalanabilirsin ne de cehennem de azap görebilirsin.


Araf, yaşam ve ölüm arasında ki o incecik perdeydi belki de.


Hazal elindeki ilaç kutusunu incelerken düşündü, aslında araf, şu an tam da içinde bulunduğu andı. Kutu doluydu, bu kutuyu tek seferde içerse ölüm kaçınılmazdı. Sabaha bu evden dirisi çıkmazdı.

Düşündü Hazal, eğer hemen yanında ki masada duran bir bardak suyu alıp, kutuyu midesine boşaltırsa olacakları düşündü. Muhtemelen önce midesi bulanırdı, sonra ateşi yükselirdi yavaş yavaş. Başı dönmeye başlardı, büyük bir ihtimal gözleri de kararmaya. Bilinci yavaş yavaş gitmeye başlardı. En son zehirlendiğinde bunlar olmuştu. Eğer kapıyı kilitlerse kimse giremezdi içeriye. Ağlayınca çoğu zaman kapıyı kitlediğinden, yine ağladığını zannederdi annesi ve kardeşi, çok gitmek istemezlerdi üzerine ve kapıyı açma konusunda ısrar etmeden giderlerdi. Sonra bilinci tamamen kapanırdı herhalde. Ölümün soğukluğu basardı üzerine ve bilinci kapalıyken emanet aldığı ruhunu teslim ederdi. Sonrası da malum yer, cehennem. Dünyada ki cehennemden kurtulayım derken, büyük bir ihtimal kendini orada bulacaktı.

"Allah'ın verdiği canı, Allah'tan başkası alamaz, bu işe kalkışan hiç şüphesiz kendi ateşinde azap görür, kızım." diye anlatırdı hep annesi. Cansız bedeni, bir süre sonra çıkartılırdı bu odadan. Annesi ve kız kardeşinin üzüntüden mahvolacaklarına emindi. Emindi Hazal, annesi tabutuna sarılacak, evlat acısına bir de hayal kırıklığı tuz biber olacaktı kesinlikle. "Ben sana hiç mi bir şey öğretemedim?" diyecek zavallı kadın ve kızını cehennemine yolcu edecekti.


Hayat dolu bir kızın neden intihar ettiğini sorgulayacaktı herkes ama kimse bir cevap bulamayacaktı.


Sahi, cenaze namazı bile kılınmayacaktı değil mi?


Hazal'ın gözlerinden iri bir damla süzüldü ve ilaç kutusunun hemen üzerine düştü. Tekrardan kafasını uzattı pencereye doğru, aslında o adamda bir intihar değil miydi? Sadece bu küçük katı tanecikler en fazla bir günde yok edecekti Hazal'ı ama bu adam adım adım, tadını çıkara çıkara gönderecekti kara toprağa genç kadını. Peki, Hazal'a her istediğini yaptırdıktan sonra ne olacaktı? Bu insanları nasıl bir son bekliyordu? Onlarca cevapsız soru, yanıtını bekliyordu çaresizce.


Hazal... Kuruyup dökülen ağaç yaprağı... Babası, yıllar önce koymuştu ona bu ismi. Kucağına aldığı ilk an, sonsuz bir sevgi ile bağlanmıştı kızına ve adını kulağına Hazal olarak üflemişti. Kızı, şimdi adını çok güzel taşıyordu. Önceden , hayat dolu olan, kalbinde yaşama sevincini taşıyan bu kadın, şimdi ise kuruyup dökülüyordu. Ve gün gelecek, o ağaç çıplak kalacaktı. Tamamen kuruyup, yok olacaktı tüm bedeni.

Hazal, daldı. Gözleri bomboş takılı kaldı, karşısında ki duvara. Odada, ara sır kopan sessiz hıçkırıklar ve nefes alıp verme sesi dışında hiçbir ses yoktu. Derken, kapı tıklatıldı. Evde sadece kız kardeşi vardı, annesi ise hâlâ işteydi.


YEİSBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin