2. Bölüm "Güneş"

13.7K 634 39
                                        

Güneş...

Güneş...

Güneş...

Beş harften oluşan bu tek kelime tükenmez kalemle yazılmıştı genç adamın kalbine.

Yüreğini talan eden bu duygu bir ilkti onun için. 26 yıldır ilk defa hissediyordu böyle bir duyguyu. Hayatı boyunca sırf babası Kemal Arslanoğlu 'nun yaptığı hatayı yapmamak için kaçmıştı kadınlardan. Şimdiyse kalp ritmini değiştiren bu yabancı duyguyla ilk kez tanışıyordu.

İlk görüşte aşk onun için en saçma şey olmuştu daima. Bunu gerçekleştirdiğini söyleyen arkadaşlarıyla her zaman dalga geçmişti. Bora Arslanoğlu'na göre bir şeyler hissedilecekse bile bunu ancak insan tanıdığı, bildiği biri için hissedebilirdi. Hiçbir insan tanımadığı birine aşık olabilir miydi?

Olabiliyordu demek ki.

Bora, karşısında ki sahnede süzülen kızdan çekemedi gözlerini bir türlü.

Aşk denen o dermansız dert bir anda, hiç beklemediği bir zamanda ve de hiç ummadığı bir anda tutsak etmişti genç adamı kendine.

Bu hastalığın virüsleri, sıçramıştı bir kez yüreğine ve içten fethetmeye başlamıştı bile. Ve bariz olan en büyük gerçekse, yakın bir zamanda tamamiyle ele geçirecekti tüm bedenini.

Bora, Altay'dan duyduğu ismi dakikalardır tekrar ediyordu içinden ve ilk kez duyduğu harf kümesini dışa döktü. Dudakları, bir ömür asla söylemekten bıkmayacağı o kelimeyi ilk kez söyledi.

"Güneş. " dedi, fısıltıdan ibaret sesiyle. Şimdiye kadar hiç konuşmamıştı Bora, yorulmamıştı. O zaman neden terliyordu, neden sırılsıklam olmuştu. Neden iliklerine kadar yakan bir ateş basmıştı birdenbire? Neden kurumuştu dili damağı?

Onu bu hale getiren duyguyu kendine ne zaman itiraf edecekti?

Aşık olmaktan köpek gibi korkan bu adam, bu duyguya yenik düştüğünü kendine ne zaman itiraf edebilecekti ki?

"Evet, Güneş. " dedi Altay ve arkadaşının koltuğuna döndü." Esin'in en yakın arkadaşı, bize gelir hep ama şimdiye kadar hiç karşılaşmadınız. "Karşılaşmamışlardı kesinlikle, karşılaşsalardı eğer unutmazdı bu ela gözleri. Karşılaşsalardı eğer bu kızı asla ama asla unutmazdı. Kızın gözleri insanı içine hapseden derin bir kuyu gibiydi.

"Sen iyi misin, kızardın birden? " diye sordu Altay. Evet kızarmıştı, cayır cayır yanıyordu.

" İyiyim. " dedi Bora, gözünü sahneden bir kez olsun ayırmadan. Birazdan bu kızın sahnesi bitecekti, görebileceği kadar görmek istiyordu, nedenini bilmiyordu Bora da ama istiyordu işte. Gözleri iyice doysun istiyordu ama neden?

Hep görüyordu güzel kızları, hepsi pervane oluyordu etrafında. Peki o zaman bu kızın onda yarattığı bu etki de neyin nesiydi?

Altay önüne döndü, daha bir saat önce bale ile dalga geçen ve on dakika öncesine kadar telefona yiyecekmiş gibi bakan bu adam birden bale maraklısı kesilmiş, gözlerini sahneden ayırmıyordu.

Dengesizdi işte, dengesiz bir kan kardeşi vardı Altay'ın.

Ve genç kızın dansı bitti.

Güneş, selam vererek ayrıldı sahneden. Bora az önce içine düştüğü durumun etkisinden kurtuldu. Neden bir anda narkoz verilmiş gibi olmuştu öyle? Sanki hipnoz olmuştu bir anda, birkaç dakika süren bir felç geçirmişti.

Güneş'in hemen arkasından iki balerin daha çıkmıştı sahneye ancak Bora, baktığı her yüz de ela gözleri aramıştı.

Gösteri tamamen bittiğinde, Altay ve Bora, bale okulunun önüne çıkmış, park ettikleri arabanın önünde Esin'in hazırlanmasını bekliyorlardı.

YEİSBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin